Günümüzde yeni trendlerin ardı arkası kesilmezken, moda artık giyinmek ve kendini ifade biçimi olmaktan çıkarak maalesef tüketim çılgınlığı altında bize dayatılan bir olgu halini aldı. Son zamanlarda yoğun olarak kaçındığımız aynı kıyafeti birden fazla giymek ve insanların bunu görmesi fikri, aslında giyinme alışkanlığımızın temelini oluşturuyor. Çevresel sorunlar, küresel ısınma ve bunların getirdiği sosyal değişimler, sustainable bir anlayışı hayatımıza yoğun olarak entegre etmeyi gerektirirken, acaba modanın da tam olarak ihtiyacı olan şey zihnimizdeki bu çarpık kalıpları kırmak olabilir mi?

Sustainability, yani Türkçesi ile sürdürülebilirlik kavramı, ihtiyaçlarımızı karşılarken gelecek jenerasyonların da ihtiyaçlarından mahrum kalmaması için verilmesi gereken bazı tavizleri ifade ediyor. Sürdürülebilirlik ilkesi, çevrecilik dışında aynı zamanda sosyal eşitlik ve ekonomik gelişmeleri de kapsıyor. Bu açıdan bakınca sustainable fashion kavramı, modanın üretim ve erişiminin daha ekolojik ve sorumluluk sahibi bir tavır içinde yürütülmesini ilke ediniyor. Her ne kadar sustainable ürünleri satın almak ve kullanmak önemli olsa da, modada erişilebilirliği yakalamak illaki yeni “sustainable” bir gardırop oluşturmak ve halihazırdaki tüketimi iki katına çıkartmak anlamına gelmiyor. Elimizdekileri giymek, ikinci el alışveriş yapmak ve arkadaşlarımızdan çok beğendiğimiz parçaları ödünç almak, sürdürülebilir moda hareketine destek vermek için izlenebilecek yollardan sadece birkaç tanesi.

Instagram’dan önce, medyada sürekli olarak ünlülerin aynı kıyafetleri tekrar giydiklerinde ifşalandığı ve “new equals better” sloganıyla daima yeni kıyafetler taşımanın popüler kültürde methedildiği bir algıya maruz kaldık. Sosyal medyanın da işin içine girmesi ile her anımızın kalıcı olarak kaydedildiği bu dönemde, yenilik sirkülasyonunu sağlama ihtiyacı zamankinden daha şiddetli. Artık gerçek hayatta birinin seni aynı kıyafetle görme endişesi dışında, sosyal medya paylaşımlarında da bu kaygı oldukça göz önünde. Influencer kültürü ise kendilerine gelen örnek ürünler, basın hediyeleri ve çoğunlukla tek seferlik bir fotoğraf için giyilen kombinler ile bize elde etmesi neredeyse imkansız olan bir gerçeklik sunuyor. Hepimiz eminim ki haftalık olarak tonla yeni kıyafet almasak da, art arda aynı kıyafeti giydiğimiz iki fotoğrafı sosyal medyada paylaşmakta tereddüt yaşıyoruz.

Son günlerde medyada da bu sürdürülebilir anlayışın örneklerini görmeye başladık. Angelina Jolie’nin kızları Shiloh ve Zahara’nın, yeni filmi Eternals’ın prömiyerinde annelerinin eski kıyafetlerini sırasıyla giymeleri ve hatta Gwyneth Paltrow’un ikonik kırmızı takımını tam olarak 25 yıl sonra Gucci Love Parade davetinde taşıması bunun örnekleri. Kate Middleton, Jennifer Lawrence, Helena Bonham Carter, Keira Knightley, Kirsten Dunst ve hatta Anna Wintour da aynı kıyafeti birden fazla giyerek medyada karşımıza çıkan isimlerden.

Bu aslında çoğumuzun alışması ve bilinçlenerek hayatlarımıza adapte etmesi gereken bir alışkanlık. Yeninin oluşturduğu haz her zaman heyecan verici, fakat küçük bir gardıroba, güvenilir ve dayanıklı kıyafetlere ve daha net bir stile sahip olmanın yarattığı tatmin hissi ise çok daha özel. Artık bize kendi farkındalığımız dışında dayatılan olguların farkına vararak, bazı eylemleri bilinçsizce sergilemek yerine, moda ve stil gibi aslında oldukça kişisel bir temanın tüketim çılgınlığı altında bizi kontrol etmesine engel olmalıyız. Günümüzde moda endüstrisi günden güne daha sürdürülebilir ürünler üretmeye ve geri dönüştürülebilir bir politika izlemeye özen gösterirken, biz de kendi alışkanlıklarımızı gözden geçirip bazı bilinçsiz davranışlarımızın arkasındaki motivasyonları sorgulayarak hem çevreye hem de hayatımızdaki sürdürülebilirliğe destek olabiliriz.