Tüm dünyanın gözü Lady Gaga, Adam Driver, Al Pacino ve Jared Leto’lu film House of Gucci’ye çevirilmişken ve vizyona girmesine kısa bir süre kalmışken manşetlere konu olan italyan “kara dul” Patrizia Reggiani’ya baktığımızda filmleri aratmayacak bir hayat hikayesi olduğunu görüyoruz.

Her ne kadar Lady Gaga’yı başrolde göreceğimiz için heyecanlansak da ünlü moda evinin varisinin eski eşinin gerçek olamayacak kadar tuhaf bir suikast planına karıştığını çoğumuz bilmiyorduk. Geçtiğimiz aylarda House of Gucci’nin yıldızları Adam Driver ve Lady Gaga’yı 80’lerin göz alıcı kayak kıyafetleri içinde gösteren muhteşem fotoğrafları internette doldu taştı. Aynı adı taşıyan moda evini yöneten bir hanedan olan Ridley Scott’ın filmi bir gerilimden daha fazlası olmayı vaat ediyor. Aman dikkat, film suikastı konu alacağından bu bilgilerin spoiler olma ihtimali epey yüksek.

“Bisiklette mutlu olmaktansa Rolls Royce’ta ağlamak daha iyidir.” sözüyle ikonikleşmiş Patrizia, her ne kadar bunu o zaman söylemiş olsa da evlenmeden önceki hayatı bu kadar cafcaflı değildi. 1948’te Milano’da garson bir anne ve kamyon şoförü bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Patrizia, yüksek sosyeteden gelmemesine rağmen gerek cazibesi gerekse babasının yardımıyla Milano’daki en etkili figürlerle yan yana olmayı başardı. Patrizia Reggiani, bazıları tarafından soğuk ve fırsatçı bir kadın olarak hatırlansa da ekonomik gücü yetmediği halde kürk giymiş biri. Gucci’nin varisini yakaladığında ise sonunda hak ettiğini düşündüğü hayata erişme zamanı geldiğini düşünerek Gucci ailesinin varisi Maurizio’yu kendine aşık etmeyi başardı. Kuzey İtalya’nın durumu iyi olmayan bir ailesinin kızı olan Patrizia öyle bir konuma geldi ki sadece yüksek sosyetenin değil Kennedy’lerin bile çevresinde yer edinebildi.

Gelelim ünlü çiftin trajediyle biten ve gerilim filmlerini aratmayan tanışma hikayelerine. 1972’de birbirlerine aşık olan iki genç italyan evlendiklerinde buna karşı olan bir aile üyesi vardı: Maurizio Gucci’nin babası Rodolfo Gucci. Gelini Patrizia’yı para avcısı olarak suçlayan ve ondan hazzetmeyen Rodolfo’nun kalbindeki buzlar ise 1977’de torunu doğduğunda eridi. Küçük Alessandra’nın doğumu zengin ama mutsuz aileye kısa bir an da olsa sevinç getirdi. Bu arada belirtmek gerekir ki Patrizia sadece Gucci soyadını almakla kalmadı. 1980’lerde marka yönetiminin başına geçerek ünlü markanın başarısında önemli bir rol oynadı.

Rodolfo’nun 1983’te vefat etmesiyle ve şirketin en büyük hissesinin kocası Maurizio’ya geçmesiyle Patrizia ipleri tam anlamıyla eline aldı. Ancak büyük aşk kısa bir süre sonra ihanetle sonlandı. Tahminlerin aksine aldatan taraf Kara Dul değil, Gucci ailesinin biricik oğlu Maurizio’ydu. Aldatmadan neredeyse 6 yıl sonra boşanan Patrizia’ya bir yıl sonra beyin tümörü teşhisi konuldu.

1995’te Maurizio Gucci’nin ofisine giderken Milano’da öldürülmesiyle tüm gözlerin üzerine çekilmesinin sebebi ise boşanmasından sonra birlikte yaşadığı ve en yakın arkadaşı olan Pina Auriemma. İtalyan polisinin ve halkının inandığı bu teoriye göre Leydi Gucci’nin beynini yıkayan ve cinayeti planlayan asıl kişi Pina Auriemma. Cinayetten iki yıl sonra tutuklanan Leydi Gucci, 29 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2016’da tahliye edilen Patrizia’nın şu an 20 milyon dolardan fazla bir serveti bulunuyor. Kiralık katil tuttuğu ortaya çıkan Patrizia ise gözlerinin iyi görmediğini ve Gucci’yi öldürecek kurşunu ıskalamak istemediğini öne sürerek suçunu çok sonra itiraf etti. Cezaevinden milyoner olarak çıkan Patrizia hala hayatta ve film için oldukça heyecanlı olduğunu röportajlarda belirtiyor. Aynı şeyi Lady Gaga için de hissettiğini söyleyemeyiz. Nitekim kendisiyle tanışma nezaketinde bulunmaması onu sinir etmiş.

Uzun zamandır beklediğimiz House of Gucci filmi gerek sinemaların nispeten yeni açılmasıyla, gerekse senaryosu ve oyuncu seçimiyle heyecanlandırmaya yetiyor. Savurganlığı, açık sözlülüğü, skandala düşkünlüğü ve pişmanlık duymamasıyla Gucci’nin en çok tanınan üyesi İtalyan kara dulu “Vedova Nera”’lı filmi dört gözle bekliyoruz.