Meşher, Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı sergisi ile 1850-1950 tarihleri arasında Türkiye’de yaşamış ve üretmiş sanatçı kadınların eserlerinden bir seçki ile geliyor. Konu kadınlar olduğunda, birey olarak yaptıkları işleri sunmakta ve sanat dünyasında var olmakta zorlandıkları bir tarih söz konusuyken Meşher, “ben”leşemeyen kadınların işlerini ortaya çıkaran ve “biz” olma kavramını kurcalayan bir sergi sunuyor.

Küratörlüğünü Deniz Artun’un üstlendiği sergi, ismini Şükran Aziz’in sergide bulunan bir eserinden alıyor. Sergi, kadınların ve eserlerin anıldığı, anlatıldığı bir “başka” zamana işaret ediyor ve bu sanatçı kadınlara kendilerinin kahraman oldukları bir “yüzyıl” armağan ediyor.

117 sanatçının 232 eserinin yer aldığı sergi, Meşher’in üç katına yayılıyor. “Ben”, aynada kendi mütevazı varlıkları ile karşılaşan şöhretsiz kadınlara odaklanıyor. “Sen”, öncelikli olarak çocukları çağırıyor. Anne olmanın ya da olmamanın deneyimi ve öznelliği, aile olmanın tanımı, şefkat, sanatçı olmanın gücü ve ölümsüzlük üzerine işler yer alıyor. “Onlar” ise, kadınlara başkalarının gözünden bakıyor. Vazoda duran çiçeklerin başkaları tarafından kadınlara yakıştırılan kırılgan, duygusal, sıradan, amatör ruhlu, domestik ve dekoratif sıfatlarını yansıtması, sergide saçılmış çiçeklerle dışa vuruyor.

MUBI ile Meşher iş birliğinde özel bir film seçkisi de sergiye eşlik ediyor. Sinema tarihinin önemli kadın yönetmenlerini ağırlayan seçki, The French New Wave’in annesi Agnés Varda’dan, Oscar kazanan ilk Asya kökenli yönetmen Chloé Zhao’ya on iki kadın yönetmenin filmlerini seyirciyle buluşturuyor. Suudi Arabistan’ın ilk kadın yönetmeni olarak tanınan Haifaa Al-Mansour’un yerel seçimlere katılan kadın bir doktorun özgürlük ve insan hakları konularını sorgulatmayı hedeflediği filmi The Perfect Candidate, Azra Deniz Okyay’ın kentsel dönüşümü dört farklı karakter üzerinden kurguladığı Hayaletler ve serginin küratoryel bakış açısına hitap eden birçok film seçkide yer alıyor.

Kadınlar tarihin birçok basamağında izlerini bırakmakta zorluk çektiler. Yazı yazmak için kendine ait bir odanın bile lüks olduğu, eline fırçasını alıp eserini çıkarsa bile eril bir baskının altında kendi fırsatını yaratamadığı veya eserini sunarken son adımında adını erkek ismiyle değiştirmek zorunda kaldığı sayısız anlarla dolu sanatçı kadınların tarihi. Yanına bir yoldaş ararken yalnız bırakıldığı, dışlandığı, anlaşılmadığı tüm zamanlar adına utanç duyulan ve duyulması da gereken günümüzde, kenarda kalanların seslerini, izlerini bulmak adına geçmişe elini daldıranlar çok kıymetli. Meşher de bu görev bilinciyle 1850-1950 yıllarından şans verilmesi ve desteklenmesi gereken işleri gün yüzüne çıkarıyor.