Kraliyet, hanedanlar ya da herhangi bir monarşi düşündüğümüzde, bu yapıların parçası olan insanların kamusal alanda gerçekten kendileri olabildiklerini pek söyleyemeyiz. Kendi kişisel tarzlarının özgürce konuşmasına izin vermeleri ise neredeyse imkansızdır. Protokollere uyan silüetler, jestler, renkler… hatta birinin nasıl konuşacağını, nasıl yürüyeceğini ve ne zaman ne giyeceğini bile belirler. Bunlar çoğu zaman kişinin kendi seçimi değildir. Önceden belirlenmiş kurallardan oluşan bir varoluş söz konusu…
Ancak Prenses Diana hiçbir zaman bu yazılmış senaryonun içine rahatça sığmayan bir karaktere sahipti. Kraliyet yıllarında elbette ki kurallara uymak zorundaydı. Diana o katı kuralların kenarlarında yürümeyi seviyordu. Artık ikonik bir look haline gelen siyah kadife “revenge dress” bunun en açık örneklerinden biri: modanın sessiz bir direniş biçimine dönüştüğü an.
Prenses Diana hiçbir zaman gözleri kapalı şekilde itaat eden biri değildi. Sık sık kraliyet beklentilerinin sınırlarının hemen dışında hareket etti. Bazen kıyafetlerini kurallara karşı küçük ama anlamlı başkaldırılar olarak kullanarak, protokolün çizdiği sınırların etrafında dolaştı ve ondan beklenen imajı yavaş yavaş yeniden şekillendirdi.



Bu yüzden büyük moda evlerinin onun varlığından ilham almış olması pek de şaşırtıcı değil. Dior da bunlardan biriydi. Hatta markanın çıkış anından bu yana hala ikonikliğini koruyan çantalarından birine onun adını verecekti.
1995 yılında Paris ziyareti sırasında Diana’ya, o zamanın Fransa First Lady’si Bernadette Chirac tarafından bir Dior çantası hediye edildi. O zaman çantanın adı ‘Chouchou’ydu; Fransızca “favori” anlamına geliyordu ve henüz resmi olarak satışa sunulmamıştı. Dior, çanta henüz satışa sunulmadan önce bu çantayı Diana’ya hediye olarak önermişti.
Diana çantayı neredeyse hemen kullanmaya başladı. Kısa süre içinde en tanınan aksesuarlarından biri haline geldi. Resmi ziyaretlerde, gündüz etkinliklerinde ve hatta Met Gala gibi akşam etkinliklerinde bile onu kolunda bir eklentisi gibi taşıdı.
Başlangıçta sadece bir çanta olan şey zamanla başka bir şeye dönüştü. Yapılandırılmış silüeti, kapitone derisi ve Diana’nın onu kolunda taşıma biçimi… Chouchou, yavaş yavaş onun sessiz bir uzantısına dönüştü. Kurallarla dayatılmış bir hayatın içinde bu çanta Diana’nın nadir kişisel imzalarından biri haline geldi. Gösterişle değil, abartıyla asla değil tekrarın gücüyle oluşmuş bir statement parçası.
Diana’nın çantayla kurduğu bağ o kadar güçlü bir hale geldi ki 1996 yılında Dior çantanın adını resmi olarak Lady Dior olarak değiştirdi; bu isim Diana’nın Prens Charles ile evlenmeden önce taşıdığı unvana bir göndermeydi. Sadece bir yıl sonra Diana, Paris’te geçirdiği bir trafik kazasında trajik şekilde hayatını kaybetti.
Çanta kaldı. İsmi kaldı. Ve Diana’nın mirasının sessiz bir uzantısı olarak varlığını sürdürmeye devam etti.