Bir şehir nasıl modanın başkenti olur? Paris’in bu ünvanı kazanmasının belki de temellerini atan Louis Vuitton, 1837’de kurulduğunda, seyahat etmenin şu an uzaya gitmekle neredeyse eşdeğer bir kavram olduğu dönemde, bir valiz markası olarak ortaya çıktı. Monogram valizleriyle devrim yapan Vuitton, 70 Avenue Champs Élysées’deki dev mağazasıyla, arasında Burjuvalar ve elitlerin bulunduğu müşteri kitlesini, ikonik ve çarpıcı seyahat valizleri ile kendine aşık etti. 19. Yüzyılda, seyahat etmenin sosyal sınıfları belirlediği bir dönemde, jet sosyeteler için monogramlı, deri bir bavuldan daha iyisi ne olabilirdi ki zaten? 

1896’da markaya ismini veren ana Vuitton, Bay Louis, vefat etti ve yerine oğlu Georges geçti. Aslında tek amacı markayı tanıtmak olan Georges, LV monogramını dünyaya sundu ve bu monogram, bugün ironik olarak en çok kopyalanan dizayn haline geldi. Kötü bir PR gibi gözükse de aslında bu girişim markanın bilinirliğini yüksek oranda arttırdı. 

Seyahat valizlerinden sonra markayı genişleterek 1930 yılında, 2030 yılında bile hala zamansız parçalar olacak Keepall ve Speedy çantaları yaratıldı. Markanın valiz dışındaki ilk ürünleri olan çantalar, en popüler parçalar olarak vitrinde ve kollarda yerini aldı. 

Fotoğraf: Louis Vuitton Archives

1987’de Vuitton, Dream team’i kurmak ve markayı büyütmek için, Fransa ve dünyadaki en büyük şirketlerden olan LVMH grubunun parçası oldu, ve Moet et Chandon ve Hennessy ile birleşti. Bu güçlü birlikteliğin sonucu LVMH adı altında Tiffany & Co gibi yeni markalar doğdu, ve Louis Vuitton dünyadaki en zengin markalar arasında top noktaya ulaştı. 

Fotoğraf: Pierre Guillaud Archive

Markanın belki de büyüsünün bozulması, ya da kimine göre farklı bir deneyim sunması, yani hazır giyim dünyasına girişi ise 1997’de Marc Jacobs ile oldu.  

2013 yılında, Balenciaga’dan sonra oldukça deneysel bir yaklaşımla yerleşik Vuitton estetiğini yıkmak üzere göreve gelen Nicholas Ghesquière, markayı günümüz markalarından daha da modernize etmeyi başardı. 

Bugün, tarihi moda evleri ve 21. Yüzyıl teknolojisi birleştiğinde karşımıza çıkabilecekler hayal gücümüzün de ötesinde. Bu yıl 200. Doğum gününü kutlayan Vuitton, akıllarda iz bırakacak gösterişli ve inovatif projeler sunuyor. Markanın özenle hazırlanmış kreatif tasarılarının arasında NFT içeren bir app, bir roman ve çeşitli vitrin kurulumları yer alıyor. Vuitton ile partiye hazır mısınız?

Fotoğraf: Louis Vuitton Archive

Markanın DNA’sını oluşturan seyahat çantaları, Vuitton’un 200. Yaşı için özenle yaratılmış. Peter Marino ve Pierre Yovanovitch gibi isimlerle ortak tasarlanmış çantalar projede büyük önem taşıyor. Seyahate yeni bir bakış açısı getirerek “Yaşama Sanatı’ adı altında yeni bir ürün segmenti yaratmış bir marka, bu ikonik ürün grubunu projeye dahil etmese olmazdı. 

Fotoğraf: Louis Vuitton Fall Winter 2015 

Bir diğer göze çarpan proje ise markanın yarattığı, büyük ihtimalle Candy Crush şöhretini yakalayamayacak, ama elimizden telefon düşmeyen bu zamanlarda bizi tarihi bir yolculuğa çıkaracak Louis the Game oyunu. Güncel teknolojiyi ve modayı zekice birleştirerek yaratılmış bu oyun sırasında sanatçı Mike ‘Beeple’ Winkelmann’in tasarladığı NFTleri de satın almak mümkün. 

İlerleyen aylarda ise çeşitli sanat eserleriyle markayı daha da yakından tanıma fırsatına sahip olacağız. Caroline Brognard tarafından kaleme alınmış, Louis Vuitton için ilk roman olacak Louis L’Audacieux, yayınlanmak üzere olan Looking for Louis belgeseli ve önümüzdeki sonbahar aylarında sunulacak olan Alex Katz imzası taşıyan, dev üç parçalı tablo bunlardan yalnızca birkaçı.