Birinin kendine ait, imza haline gelmiş bir görünüme sahip olması gerçekten çok etkileyici. Stil söz konusu olduğunda hep “bize ait” hissettiren yeni bir şeyin peşindeyiz. Aynı şeyleri tekrar tekrar giymekten sıkılıyor, hemen yine “bu benim” dedirten başka bir parçaya yöneliyoruz. Ama düşününce aslında hep aynı şeyi farklı fontlarda arıyoruz. Ve biri bu arayışı bırakıp bir uniformaya yöneldiğinde, yani aynı parçaları farklı kesimlerde ve farklı markalarda tekrar tekrar seçtiğinde, bu bir şey söylüyor: kararlılık, tutarlılık ve stil anlamında kendini tanıyor olmak…
Peki bizi bu kadar çeken ne bu üniforma meselesinde? Neden bu kadar akılda kalıyor?
Belki de o kişinin seçimlerinde o tutkuyu, o tutarlılığı hissedebildiğimiz için. Belki de bize bir tür konfor veriyor. O öngörülebilirlik bir hayranlık yaratıyor. Herkesin farklı giyindiği bir dünyada, tanıdık ve sabit olan şey öne çıkıyor. Çapa gibi. Dengenin yarattığı rahatlık gibi.
Bazı insanları hep aynı görünümle görürsün. Ve onlardan başka bir şey beklemezsin. O görünüm, isimleriyle birlikte zihnine kazınır. Sadece silüeti görsen bile kim olduğunu anlarsın. Kontrol edilemez şekilde tanınabilir. Zamansız.
Karl Lagerfeld de onlardan biriydi.



Adını duyduğun anda gözünün önüne onun o nevi şahsına münhasır item’ları gelir: gümüş saçlarından oluşan at kuyruğu, siyah gözlükleri, üst üste takılmış yüzükler, çoğunlukla siyah bazen desenli kalın bir kravat, beyaz yakalı gömlek, siyah blazer. Ve modanın en büyük, en eksantrik figürlerinden biri olduğunu düşündüğünde, bu tutarlılık daha da etkileyici hale gelir.
Seçtiği parçalar klasik, şık ve zamansız bir keskinliğe sahipti. Ama blazer, beyaz gömlek, kravat, at kuyruğu ve siyah gözlükler sadece bir temel oluşturuyordu. Asıl mesele, üzerine ekledikleriydi. Görünümünü tamamlayan, onu gerçekten “onun” yapan detaylar. Üst üste takılan yüzükler, büyük tokalı kemerler, kolyeler… Hepsi o klasik yapının içine sızan bir rock’n’roll tavrı katıyordu.


Ve tabii ki LA çıkışlı ikonik marka Chrome Hearts’a olan takıntısını unutmamak gerek. Chanel ve Dior’un tasarımcısı olan biri, nasıl olur da kökeni biker ve rock’n’roll sahnesine dayanan bir markayı bu kadar sahiplenir? Tam da burada, stil anlayışı ve mizahı devreye giriyordu. Kıyafetlerinin tek başına söyleyemediklerini, bu parçalar üzerinden söylüyordu.
Peki Karl’ı bu aile işletmesi markada ne çekti? Guns N’ Roses, Cher ve rock’n’roll’un tüm “it” isimleriyle anılan bu marka, 90’ların sonuna doğru biker köklerinden sıyrılıp bir Amerikan kültürü sembolüne dönüşürken, Lagerfeld Upper East Side’daki mağazayı ziyaret ediyor.
“Karl Chrome’u seviyor,” diyor markanın kurucusu Richard Stark’ın eşi Laurie Lynn. Ve o da bizim düşündüğümüz şeyi düşünüyor: “Bir biker’a olabilecek en uzak insan.”

Karl Lagerfeld photographed by Laurie Lynn Stark.
O dönem markanın Avrupa’da hiçbir varlığı yok. Ve Karl Lagerfeld’in o mağazaya gidip hayran kalması gerçekten beklenmedik. İlk gidişinde hiçbir şey almıyor ama sürekli geri dönüyor. Bahçede oturup diyet kola içiyor, vakit geçiriyor.
“Tekrar tekrar gelmesine inanamadık,” diyor Laurie Lynn. Kısa süre içinde müdavim oluyor. “Muhtemelen kalitesini, zamansızlığını seviyordu. Hep ‘Bunlar nesilden nesile geçecek, bunlar yadigar’ derdi. ‘Gerçek olan tek markasınız’ derdi,” diye hatırlıyor Stark.
Bir sonraki gidişlerinde artık bir şeyler almaya başlıyor. Önce mobilyalar, sonra o ikonik kolyeler, yüzükler, tokalı kemerler, biker eldivenleri… Chrome Hearts obsesyonu bu şekilde başlamış oluyor. Bir koleksiyoncu ruhuyla ona konuşan tüm parçaları alıyor, biriktiriyor. Zaten stiline baktığımızda koleksiyoncu olması çok mantıklı geliyor insana. O sadece benzer parçaları giyip looklarını tekrar etmekle kalmıyor, onları biriktiriyordu. Muhtemelen Chrome Hearts’ın da en büyük koleksiyonerlerinden biriydi.
Herkes aynı look’u devamlı giyebilir ve bunu bir üniforma haline getirebilir. Ama herkes o üniformanın içinde zıtlıkları taşıyamaz. Karl taşıyordu. Bir yanda Chanel ve Dior’un yarattığı zamansız klasikliği. Diğer yanda Chrome Hearts’ın o hafif yaramaz, asi dokunuşu.
Zıtlıklarla kurulan bir obsesyon. Ve zıtlıklar üzerinden gelen bir tutarlılık. Onun o imza kıyafetleri kendini anlatıyordu. Chrome Hearts ise onu geri dönülmez şekilde Karl Lagerfeld yapıyordu.