Bünyamin Aydın, disiplinli bir çalışma ve yaratıcılık ekseninde atılan doğru adımlarla sınırları nasıl da ortadan kaldırabileceğinizin bir kanıtı. Her adımda, üretmenin ve özgünlüğün hayattaki en büyük iki motivasyonu olduğunun altını çiziyor. Ne istediğini biliyor ve onun için öylesine çalışıyor ki hızla yükselen bir markanın yaratıcısı olması da kaçınılmaz. İşler zorunluluk olarak görülmediği zaman başarı da size takip ediyor. Bünyamin’ kulak verin!

Les Benjamins tıpkı hayatın gibi, Doğu ve Batı kültürünün çarpışmasını yansıtıyor. Bu çok sesliliği nasıl tanımlıyorsun?

Markanın kreatif vizyonu ve tasarım estetiği olduğum kişinin bir yansıması. Yeni kültürler keşfetmeyi ve bunları dünyaya sunmayı seviyorum. Bu şekilde hem kendim öğreniyorum hem de başkalarına öğretmiş oluyorum. Dinlemeye açıksanız vizyonunuzu genişletip bir dünya vatandaşı olabilirsiniz.

Teknolojiyle oldukça yakın bir ilişkin var. Bu durum tasarım sürecine nasıl yansıyor?

Teknolojiyi sevdiğim ve hayatımın büyük bir parçası olduğu doğru. Fakat söz konusu yaşam tarzım olduğunda oldukça analog bir insanım. Leica M7, Yashica T5 ve Contax T2 gibi analog kameralarımı sık sık kullanıyorum. Bunun dışında plak koleksiyonu yapıyorum. Analog ve dijital arasında gidip geliyorum ve bu tezat bir tasarımcı ve sanatçı olarak bana ilham veriyor.

”Beynim iş hakkında düşünmeyi asla bırakmıyor.”

Les Benjamins erkekleri odağına alarak başlasa da her zaman kadınların favorisi oldu. Son koleksiyona baktığımızda kadınlar için de daha cesur denemeler içerdiğini görüyoruz. Seni bu alanda da yenilikçi bir üretime iten ne oldu?

Kadın giyiminde nasıl olacağımı hep keşfetmek istedim. Aslında, kadın tasarımlar küresel anlamda ünlü stilistler ve perakendeciler tarafından büyük ilgi gördü. Kısa zamanda erkek giyimi geçeceğini düşünüyorum. Kadınlar çok özgüvenli ve farklı olmaktan korkmuyorlar. Kadınsı ama aynı zamanda içten içe erkeksi bir yanı da var.

Les Benjamins hikaye anlatmaya odaklanan bir marka. Bu anlamdaki gelişimi nasıl sağlıyorsun?

Kendime dürüst olarak. Bir hikayeden ilham almazsanız hikaye anlatamazsınız. Bugünlerde mesele kim olduğunuzla alakalı. Rol yapmayın. Kendiniz olun.

Tasarımların sınırları aşıyor. Fransa ve Milano derken şimdi de Uzak Doğu tarafından oldukça benimseniyor Les Benjamin. Bize biraz iç dinamiklerinizden bahseder misin? Bu sürekli gelişim halini nasıl koruyorsun?

Son yedi yılın fazlasıyla bağlılık ve gayret gerektirdiğini söyleyebilirim. Les Benjamins hızla büyüyor. 25’ten fazla ekip üyemiz var ve bu yılın sonunda 30 olmasını planlıyoruz. Markanın evrenindeki asıl etken değişimden korkmamam. Beynim iş hakkında düşünmeyi asla bırakmıyor ve hafta sonları da çalışıyorum. Tatil nedir bilmem.

Birkaç kelimede “sokak modası”nın senin için ne anlama geldiğini anlatır mısın?

Spor ayakkabı, eşofman altı ve track ceket. Otantik olmak. Rol yapmamak.

Moda döngüsünün hızlı temposuyla baş etmek için başvurduğun özel bir yol var mı?

Modayı takip etmiyorum. Kendi stilimi belirliyorum. Ama spor ayakkabıya dair bir tutkum var.

Sıradan bir günün nasıl geçiyor?

Yedide uyanıyorum, dokuz gibi işe gidiyorum. Akşam yediye, sekize kadar çalışıyorum. Son zamanlarda on gibi uyuyorum; bu sayede ertesi gün için yeterince dinlenmiş oluyorum. Haftanın üç günü spor yapıyorum, bunlardan ikisinde golf oynuyorum.

Senin için sırada ne var?

Haziranda Paris Moda Haftası, temmuzda New York Moda Haftası var. Bu yaz Nişantaşı’nda amiral mağazamızı açacağız. Ve daha birçok şey var. (Gülüyor)

Fotoğraf: BURCU KARADEMİR