Modern sanatın en farklı isimlerinden Gillian Wearing, bu sefer de adından “Gillian Wearing: Wearing Masks” sergisiyle bahsettiriyor. Kimliğimizi, kişiliğimizi ve kişisel geçmişimizi oluşturan maskelerden, cesur belgeler yaratan sanatçıyı yakından inceleme fırsatı bulduk.

Wearing, otuz seneyi aşkındır kimlik sorularını sorgulayan kışkırtıcı ve iddialı işlere imza atıyor. Solomon R. Guggenheim Müzesi’ndeki yeni bir sergi, onu daha geniş bir kitleye tanıtmayı amaçlıyor. 4 Nisan 2022’ye kadar açık olacak serginin içeriğine ve derinliğine bakalım.

Sergi, Britanyalı sanatçının yaklaşık kırk yıllık kariyerini kapsıyor ve ilk fotoğraflarından suluboya ve yağlı boya tablolarına geri döndüğü en son karantina portrelerine kadar yüzden fazla eser içeriyor. Her ne kadar maske kavramıyla son iki yıldır aşina olsak da Wearing bu adı önceden seçmiş. Maskelerin aldatma ile ifşa ve özel ile kamusal benlik arasındaki gerilimi ortaya çıkarmasını amaçlıyor. Maskeyi; insanların ailesel, sosyal ve tarihsel bağlamlarda kimliklerini nasıl oluşturduklarını incelemeye yardımcı olacak bir araç olarak gören Wearing’i de maskeyle görüyoruz. Aslında bir video olan bu çalışmada herkes maske ve peruğu takıyor ve kamera önüne
geçiyor. Anonim olma rahatlığıyla sırlarını açıklayan bireyler yeri geldiğinde korkunç, normal şartlarda başkalarına rahatça ifade edemeyecekleri itiraflar da anlatıyorlar.

Sergide sadece maskeli eserler yok. Fotoğrafladığı insanlara bir anlatı empoze etmek yerine, onları kamusal kişilikleriyle birlikte gizli bir boyut sunmaya davet ediyor Wearing. Şaşırtıcı, komik ve sıradan arasında değişen kişisel “ifşalar” sokakta karşılaştığımız yabancılar hakkında yapabileceğimiz bazı varsayımları gösteriyor. Adı ise biraz uzun: “Signs that say what you want them to say and not Signs that say what someone else wants you to say.” Yani başkasının söylemenizi istediğini söyleyen değil, sizin söylemenizi istediğinizi söyleyen işaretler.

2011’de Dazed’e verdiği bir röportajda ise şöyle diyor: “O zamanlar İngilizlerin açılmadığı fikrine kapılmıştık. Ama onlara bu kağıdı verirdim ve birdenbire bana karşı inanılmaz derecede dürüst oldular. Projeyi benim için önemli kılan şey bu, stereotipleri kırması.” Kendi yazdıkları mesajların yer aldığı pankartlar tutan yabancılar, kamusal ve özel kimlikler ve spontane ve prova edilmiş davranış arasındaki ayrımları vurgulayan bir süreci yansıtıyor. 1990’larda takım elbiseyle poz vermiş ve “umutsuzum” pankartını taşıyan adam ise önyargılarımızı kıran bir kare. Wearing’in bu işi sorunlarımızı içselleştirmek yerine dürüst olmamız gerektiğini vurguluyor gibi. İnsanın aklına bana sorulsa pankarta ne yazardım düşüncesi de gelmiyor değil.

Kendisi özellikle travmatik deneyimin ardından kişinin benlik duygusunun ailesel ve sosyal bağlamda nasıl kurulduğunu incelemek için kamerayı kendine çevirdi. Andy Warhol’un selfie kültürüne gönderme yaparak “Herkes 15 dakikalığına dünyaca ünlü olacak” sözünü genişletti. Kendi versiyonlarının yanısıra yakın ilişkide olduğu kişileri de kamera önüne aldı. Spiritual Family’de bir aile albümü gibi aile üyelerinden birçok yüz görsek de aslına hepsi kendisi. Profesyonel makyajla ve maskeyle aile üyelerine dönüştü.

Modern sanatı ve Gillian Wearing’i bu denli farklı kılan şey kuşkusuz ardında bıraktığı soru işaretleri. “Bunu yapmasındaki sebep ne?” gibi sorular o eser hakkında daha fazla şey öğrenme isteğine itiyor. Galiba bazen mesajı anlayamasak da eserin güzelliğini ve farklılığını incelemek yapmamız gereken tek şey.