Pacenote, ralli esnasında pilotun bir nevi geleceğe görüşünü açan tariflere verilen isim, forgotten ise unutulmuş demek. Bu iki zıt zaman dilimini temsil eden kelimelerin bir araya gelmesinin hikayesi ise Bünyamin Aydın ve Serdar Bostancı’nın aynı tutkuların rotasında kesişen yollarında gizli. Serdar Bostancı  çocukluk hayali olan ralli pilotluğunu gerçekleştirip tüm hayatını bu yarış kültürüne adamış bir isim; Bünyamin Aydın ise geçmişte kalmış, unutulan kültürlerin yansımalarını modern zamanlara uyarlayıp Les Benjamins olarak sokak modası ve kültürüne yön veriyor. İkilinin yollarını kesiştiren temel nokta Anadol otomobillere olan aşkları.

Aydın, her şeyin uçlarda ve tutkuyla yaşandığı bir dönem olan 80’lerde ralli ve yarış kültürüne dahil olan Bostancı’nın hikayeleri ve yaşanmışlıklarından aldığı ilhamı döneme ve yarış kültürünün stiline olan hayranlığıyla harmanlayarak ortaya Forgotten Pacenotes koleksiyonunu çıkarıyor…

Pilotluğa nasıl başladınız?

Serdar Bostancı: Ben 1968 yılında 10 yaşında bir çocukken tesadüfen Türkiye’de yapılan ilk resmi ralli olan ve Renç Koçibey ile Demir Bükey’in Anadol ile kazandığı Türkiye rallisini seyrettim ve o andan itibaren hep bir ralli pilotu olmayı hayal ettim. 1975 yılında da ehliyetimi aldıktan 1 ay sonra arkadaşımdan emanet aldığım bir otomobille ilk rallime katıldım, o günden bu güne de ralli sporu hep hayatımın merkezinde oldu.

1996da Türkiye Ralli Şampiyonu oldunuz. O zamandan beri hayatınızda neler değişti?

Serdar Bostancı: Aslında çok şey değişmedi, 1996’dan önce de pist şampiyonluklarım ve yurt dışı ralli birinciliklerim vardı ve 1996 yılından sonra da şampiyonluklar kazandım, benim için en değerli olanlar yurt dışında Türkiye’yi temsil ederken kazandığım Avrupa Ralli şampiyonası rallileriydi. Şimdi de en büyük hayalim Türkiye’yi yurt dışında en iyi şekilde temsil edecek ve şampiyon olacak genç pilotları yetiştirmek, yani başında da söylediğim gibi hedef aynı değişen bir şey yok!..

Yollarınız nasıl kesişti?

Serdar Bostancı: Bünyamin ile bizi Anadol otomobillere olan aşkımız bir araya getirdi. Bir ortak arkadaşımız tesadüfen Bünyamin’e benim Anadol koleksiyonumdan bahsetmiş o da benimle tanışmak istemiş, bizim motor sporları garajımızda buluşup tanıştığımızda birlikte benim otomobillerimi inceledik ve Anadol’lar hakkında konuşmaya başladığımızda ikimiz de birbirimizin unutulmaya yüz tutan ama aslında Türkiye’nin ilk seri üretim yerli otomobili olan Anadol’a ne kadar değer verdiğini anlayınca muhabbetimiz koyulaştı ve buradan güzel bir dostluk doğdu.

Bünyamin Aydın: Serdar Bostancı ile ortak bir arkadaşımız, Efe, bizi bir araya getirdi. Efe de yarıştı ve Türk ralli topluluğunun içinde olan bir dostum. Bana doğru yolu göstererek Serdar Bostancı ile buluşmamızı sağladı ve birlikte hayal kurmaya başladık. Çok zengin bir arşivi var ve bana o arşivi açıp hikayelerle beni beslediler. Onlara çok teşekkür ediyorum, onlar olmadan bu hikaye böylesine güçlenemezdi.

Motor sporları ile aranız nasıl? Yarışları takip eder misiniz?

Bünyamin Aydın: Yarışları takip etmem ama araç sevdası bende var, özellikle daha büyük araçlar SUV tarzı. Yarış kültürü ve giyimini yakından takip ediyorum.

Ralli atmosferini hiç deneyimlememiş birisine yarış duygusunu nasıl anlatırsınız?

Serdar Bostancı: Adrenalinin tavan yaptığı ve başarılı olmak için kendiniz kadar takımınızın her ferdine güvenmek zorunda olduğunuz bir sınav. Otomobil sporları aslında tam bir takım oyunudur, yarışı pilot ve otomobil kazanır ama co-pilot’un yolu okuması, teknik ekibin otomobili en iyi şekilde hazırlayıp gerekli ayarları iyi yapması, doğru lastik seçimi gibi faktörler yerine gelmezse başarı da gelmez…

Forgotten Pacenotes” hem çok iddialı hem çok romantik bir isim… Koleksiyonlarınızı isimlendirirkenki ilhamınızı merak ediyoruz.

Bünyamin Aydın: Aslında tam ben. Kontrastları çok seviyorum. (Gülüyor)

Forgotten Pacenotes” un sizde çağrıştırdığı nostaljiyi nasıl tanımlarsınız?

Serdar Bostancı: Rallilerde co-pilot ve co-pilot’un okuduğu Pacenotes başarının olmazsa olmazlarıdır, Pacenotes hem pilota yol gösterirken hem de pilotun hızlı giderken güvenli de gitmesini sağlar, bir yarışı kazanmanın ve şampiyon olmanın da anahtarı budur zaten. Ben geriye baktığımda bir ralli pilotunun başarılı olabilmesi için gereken en önemli şeyin istikrar olduğunu görüyorum, bu istikrarı sağlayan en önemli iki faktörün de tecrübe ve yolu iyi okumak olduğunu düşünüyorum, tecrübe için geçmişe yani Forgotten olana (unutulana) yolu iyi okumak için de Pacenotes’a ihtiyacımız var.

Beni çok eskilere götürüyor, ben otomobil sporlarıyla tanışalı 50 yılı geçti, o yıllardaki otomobiller, teknoloji, yarışlar, rekabet, lastik, yağ, yakıt ve buna benzer her şey bugün kilerden çok farklıydı. Bünyamin ile ortak aşkımız olan ANADOL otomobilleri de bunlardan biri aslında, ama en önemlisi Anadol hem Forgotten hem de Pacenotes, çünkü unutulmuş bile olsa son 50 yıldır Türk otomotiv endüstrisine ışık tutarak yol gösterdi ve Türkiye’nin otomobilden kamyona onlarca marka araç üreten bir otomotiv devi olmasını Anadol sağladı.

Bu koleksiyonu diğerlerinden ayıran ne oldu?

Bünyamin Aydın: Bu koleksiyonun tasarım sürecinde kendimi hep bir zaman kapsülünde hissettim. Bir gün 1970’li ve 80’li yılların Türk rallisine gittim, diğer günde bugüne geri döndüm. Aslında geçmiş ile şu anı aynı anda yaşamak bu koleksiyonu bir araya getirdi. O dönemim terzi giyimi ve yarışçı tulumlarını Les Benjamins’leştirdim diyebiliriz.

Koleksiyonun yaratım sürecinden kitlesiyle buluştuğu zamana geçen zamanı ve duygu değişimini nasıl tanımlarsınız?

Bünyamin Aydın: Her aşama aslında tasarladığım koleksiyona farklı bir boyut katıyor. Moda sektörünün aslında bize verdiği bir hız var ve sen bir tasarımcı olarak hep daha yavaşlamak istiyorsun ama bu maalesef mümkün değil. Topluluğumuza koleksiyon ulaştığında o anki his bambaşka bir şeye dönüşüyor. Koleksiyon daha çıkmadan önce, Türk ralli kültürünün önemli ismi Serdar Bostancı ve oğlu Murat’ı Les Benjamins ofise davet edip koleksiyonu gösterdim. O an da benim için çok başkaydı çünkü Türk yarış topluluğunun temsilcileri onlar ve yüzlerindeki heyecanı görünce ben de çok mutlu oldum.

Sokak modasındaki değişimin öncü isimlerinden biri olarak; mücadelenizi nasıl tanımlarsınız?

Bünyamin Aydın: Les Benjamins’le ilk yola çıktığımda 2011’de sokak kültürü ve sokak giyiminin ne olduğunu bilmeyen çok insan vardı. Almanya ve İsviçre’den İstanbul’a yeni dönmüştüm ve zaten oldukça yabancılık çekiyordum. Kendimi tasarıma adadım ve zamanla topluluğum oluşmaya başladı. Son 10 yılda Les Benjamins bugünlere geldi ve sokak giyim kültürünü insanlara tanıttı, sahip çıktı. Wiley, Asap Lou, Asap J Scot, Daniel Arsham, Hikmet Sugoer, Heron Preston gibi dostlarımı davet ederek hem onların Türkiye’deki sokak giyim kültürü ve topluluğu ile bir araya gelmesini sapladık bir yandan da buradaki Les Benjamins topluluğunun global moda, sanat sahnesi ve tasarımcılar ile buluşmasını sağladık. Bence geçmişe baktığımız zaman bu kültür çok ilerledi ama ben daha çok başında olduğumuzu düşünüyorum.

Bu koleksiyonda size en çok ne heyecan veriyor?

Bünyamin Aydın: Anadol ve Türk ralli tarihi.

Les Benjamins için sırada ne var?

Bünyamin Aydın: Sürprizlerimiz ve büyük gelişmelerimiz var, takipte kalın.

Röportaj: Duygu Bengi
Fotoğraflar: Zeynep Özkanca