David Lynch’s Dreamscape Unfolds in Berlin

News11 Şubat 2026
David Lynch’s Dreamscape Unfolds in Berlin

David Lynch’in zihni, asla büyüsünü kaybetmeyen zihinlerden biri. Onu çoğunlukla bir yönetmen olarak tanıyor olsak da, kendini ilk olarak resimle ifade etmeye başladığını unutmamak gerekir.

Farklı disiplinler arasında neredeyse zahmetsizce dolaşabilen nadir sanatçılardan biridir. Filmleri birer düş manzarası gibi açılır; eğer kendi rüyalarınızı dışarıdan izlemek istediyseniz, onun sineması buna en yakın deneyimdir.

Ve eğer filmlerini bir rüya olarak düşünürsek, resimleri o rüyanın uzantısıdır: aniden yarıda kesilmiş bir seans gibi. Bilinçaltının donmuş bir parçası. Tuhaf, huzursuz edici, neredeyse ilkel; ama gözlerinizi ayıramayacağınız kadar çekici. Garipliğine rağmen değil, tam da o gariplik yüzünden içine çekilirsiniz.

Sanatı, takıntılarını en saf ve en yoğun hâliyle taşır. Filmlerinde bir sembol olarak beliren unsurlar, fotoğraf ve resimlerinde merkeze yerleşir. Tuhaf, biçimi bozulmuş nesnelere duyduğu ilgi, onları yeniden şekillendirmesi, yeni anlamlar yüklemesi; ışıklı heykellerinde gördüğümüz gibi dekorasyondan çok bir saplantı hissi yaratır.

Twin Peaks’in açılış sahnesini gördüyseniz, bir kereste fabrikasını bile nasıl romantize ettiğini bilirsiniz. Eraserhead’de ise endüstriyel manzara yaşayan bir organizma gibi titreşir. Ancak filmlerinde bunlar birer unsur, motif, atmosfer olarak kalır. Asıl özne değildirler. Fotoğraflarında ise tam tersidir.

1980’lerin sonlarından itibaren, özellikle 2000’lerin başında Berlin’de çalıştığı dönemde, Lynch defalarca fabrikaları, endüstriyel bölgeleri ve tüten bacaları fotoğrafladı. Bu karelerde takıntı artık arka plandaki bir uğultu değildir. Başrole geçer.

“I like nude women and factories. So there’s always going to be nude women, I hope. And factories are disappearing.”

-David Lynch

Resimlerine geldiğimizde ise, sanki zamanda asılı kalmış bir çocuk tarafından yapılmış gibidirler. Çocuksu değil, ama rahatsız edici bir şekilde çocukça. Sanki hayal gücü hiç yaşlanmamış, yalnızca el ustalaşmıştır.

Çizgiler içgüdüsel, dürtüsel, kimi zaman kusurlu görünür. Ancak teknik hâkimiyet tartışılmazdır. Becerileri gelişmiş, keskinleşmiş, olgunlaşmıştır; ama o zihnin kendisi evcilleşmeyi reddetmiştir.

Billy (and His Friends) Did Find Sally in the Tree, 2018
‘It was Linda Who…’, 2021

Bunda, en güzel anlamıyla, derin bir rahatsızlık vardır. Yetişkin bir sanatçının hala yetişkinliğin mantığından arınmış bir yerden üretmesi. Aynı ilkel korkular. Aynı tuhaf mizah. Aynı grotesk merakı.

Be a Lynch fan or not, his artworks are something you should allow yourself to immerse in. Not by questioning their peculiarity, not by resisting their strangeness, but by entering them.

Lynch hayranı olun ya da olmayın, eserleri içine girmenize izin vermeniz gereken işlerdir. Garipliğini sorgulayarak değil, ona direnerek değil; içine girerek. Rüyadayken rüyalarınızı yargılamazsınız. Akarken onları mantık süzgecinden geçirmeye çalışmazsınız. Teslim olursunuz. Onun sanatı da tam olarak böyle yaklaşılmayı ister.

Güzellik, absürtlüğü kabul etmekte yatar. Kendinizi ona bırakmakta. Açıklama aramadan o huzursuzluğu içinizde taşımakta, tıpkı uyandığınızda hala bedeninizde hissini taşıdığınız bir rüya gibi. Ve bunu, Lynch’in işlerinin anlaşılmaktan çok deneyimlenmek üzere sizi davet ettiği Pace Gallery Berlin’de yapabilirsiniz.

Sergi, 29 Ocak – 29 Mart 2026 tarihleri arasında Pace Gallery Berlin’de.

Author: Duru Ustaoğlu

RELATED POSTS