Varoluşlarıyla uğur getiren, hikayesi olan ve zamansız! Ayşe Daga’nın üç boyutlu obje yaratmaya olan ilgisi, sanat tarihi ve arkeolojiye olan merakıyla birleşince ortaya Daga gibi bir mücevher markası çıkması çok da şaşırılası bir durum değil şüphesiz. 

Kendini geliştirme ve bulma süreci İstanbul – New York – Londra arasında geçmiş olsa bile markasının çıkış noktası aslında çok daha lokal. Tasarımlarında Anadolu’nun kültürel mozaiğinden etkilenmiş. “Londra’dan Türkiye’ye döndüğümde Kapalıçarşı’da çok vakit geçiriyordum.” diyor, özellikle de bu meslekten gelen bir aileye sahip olmadığı için, çok araştırma yapıyor ve her geçen gün daha fazla bilgi edinerek ilerliyor.

Ayşe kendini sıkı bir moda takipçisi olarak görmese de, zaman zaman değişen bir tarzı olmasına rağmen, modanın kendini tekrar eden alışkanlıklardan oluştuğunu ve kişliğini anlattığını düşünüyor. İçinde rahat ve mutlu hissettiği parçalar kullanmayı tercih ediyor olsa da, en büyük zevki annesi ve anneannesinin dolabından bulduğu vintage parçaları yenileriyle birleştirmek. 

Sanata ve resim yapmaya çok eskiden beri ilgisi olduğunu ve çizdiği şeyleri biriktirip zaman geçtikçe geri dönüp baktığını söylüyor. “Eskiye dönme merakım da küçük yaştan başlamış.” 

Üç boyutlu çalışmaya olan merakı ilk olarak endüstriyel tasarıma yönlendirse de, zamanla sanata ve taşlara olan ilgisiyle radikal bir karar vererek mücevher tasarımı okumaya başlamış. Londra’daki ilk senesinden itibaren mücevhere olan bakış açısı şekillenmeye başlamış ve bitirme koleksiyonuyla birlikte de Daga’nın ilk adımlarını atmış. Attığı her küçük adımla, şu an geldiği noktada olduğu için çok mutlu olsa da yolun çok başında olduğunu düşünüyor. Tasarladığı her ürün gibi, koleksiyonun da aynı bir müzenin arkeoloji müzesini gezerken her bölümününün farklı bir geçmişi  olduğu gibi bir teması olmalı. “Hedefim arkeolojik geçmişe bir köprü niteliğinde, el işçiliği nadireler kabinesi yaratmak.”

Geçmişte de insanların şans getirdiğine inandıkları objeleri mücevher olarak kullanmaları benim hep ilgimi çekmiştir. Daga’yı en iyi anlatan parçalar ise tarihten esinlenerek muma ve taşa yontarak yaptığım mini heykeller diyebilirim.

Mitolojiden çokça etkilenerek tasarladığı ürünleri, mitolojideki sembollere benzetiyor. Her figürün, tarihte ayrı bir yeri ve farklı özellikleri var. “Onları gizemli yapan da tarih boyunca form ve isim değiştirerek farklı zamanlarda karşımıza çıkmaları.” Kullandığı taş renkleri bile tasarımlarının hikayelerinin bir parçası. 

“Daga” Uğur getiren anlamına geliyor. “Geçmişte de insanların şans getirdiğine inandıkları objeleri mücevher olarak kullanmaları benim hep ilgimi çekmiştir.” Bu yüzden tasarımlarının her birini birer şans objesi olarak görüyor. Üç boyuta olan ilgisini sadece mücevherler ile sınırlı değil. “Daga’yı en iyi anlatan parçalar ise tarihten esinlenerek muma ve taşa yontarak yaptığım mini heykeller diyebilirim.”

Interview by Zeynep Çalandağ
Photography by Yağız Yeşilkaya
Styling by Murat Kıvık