Bazen stil sahibi olmak, birsürü değişik parçayla sonsuz kombinler yapabiliyor olmak değildir. Kontrol edebilmekle, basit ama zamansız parçaları farklı şekillerle bütünselleştirmekle ilgilidir. Sürekli bir şeyler aldırmaya, dolabına bir şeyler eklemeyi isteyen bir dünyada, daha azını seçmek başlı başına bir karar… Carolyn Bessette-Kennedy imajını bu fikir üzerine kurmuştu. Gardırobu sade ama kendi içinde var olabilen ve aralarında sessiz bir bütünlük oluşturabilen parçalarla doluydu. O kusursuz sessizliğin içinden bazı parçaları sürekli bir şekilde giyiyordu. Tekrar ediyor, içinde yaşıyor, ve bu ürünler yalnız imajının değil hayatının bir parçasına dönüşüyordu. Belki de stilinin özü tam olarak buradan geliyordu. Kökü kısıtlılığındaydı. Asla fazla uçlarda değil; sessiz, sade, kendinden emin hatta bazen de mesafeli.
Stilde sadeliğin öne çıkan bir tarafı var. Carolyn Bessette’in tarzının bugün “Pinterest girl” olarak adlandırdığımız estetiğin ilk blueprint’lerinden biri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü bazen öne çıkan şey sadeliğin ta kendisi…
Giyimde tekrar, kolaya kaçmak demek değildir. Ve bazen farklı kombinlerde tekrar eden o basit parça, bir stilin temel taşı haline gelir. Carolyn için Selima Optique “Aldo” güneş gözlükleri tam olarak da buydu.



Görünümleri tekrar ediyordu. Aynı parçalar, yeniden kuruluyor, yeniden bir araya geliyor, ama asla aynı hissettirmiyordu. Çünkü tekrar, doğru yapıldığında kimliğe dönüşür. Aldo güneş gözlükleri de bunun bir parçasıydı. Küçük, oval, ilk bakışta neredeyse fark edilmeyecek kadar sade. Onları defalarca taktı, ta ki yüzünden ayrı düşünülemez hale gelene kadar. Bir statement olarak değil, bir alışkanlık olarak.
Bazen stili fazla subjektif düşünüyoruz: Stil sadece dış görünüşle birleştirilemez. Mesele sadece iyi parçalara sahip olmak ya da onları iyi kombinlemek değil. Mesele sahip olduğun parçalara bağlanabilmek, tekrar edebilmek. Düşünmeden geri dönebilmek onlara… Ta ki o parçalar senin hayatını ve kişiliğini yansıtana dek. Carolyn, o gözlüklerin sessiz sürekliliğiyle gösterdi bize. Ve zamanla, bu alışkanlık statement’a dönüştü.



Onun stili çeşitlilikten gelmiyordu. Kısıtlayabilmek, tekrar edebilmek ve sadeleştirmekle ilgiliydi. Mesafeli, şık, zamansız. Temiz çizgiler, nötr tonlar, net terzilik. Beyaz bir gömlek, siyah bir pantolon, jean, uzun bir palto. Saçlar dağınık ama her zaman olması gerektiği gibi. Fazla hiçbir şey yok, rastlantı yok. O birilerini etkilemek için giyinmiyordu. Var olmak için giyiniyor ve tam da bu yüzden milyonları stiliyle etkiliyordu. Giyimdeki sadeliği aynı zamanda dönemin Calvin Klein yaklaşımını da yansıtıyordu.
O dönemde Calvin Klein “styling” ile ilgili değildi. Styling’i ortadan kaldırmakla ilgiliydi. Sırf katman olsun diye katman yok. Dikkat çekmek için bağıran aksesuarlar yok. “Buradayım” diyen parçalar yok. Sade. Dingin. Bastırılmış. Özellikle CK çalışanlarına daha az giymeyi öneriyordu. Fazlalıksız. Ve bu, markanın önemli bir parçası olan Carolyn üzerinden de açıkça görülüyordu. Bu felsefeyi kendine adapte etmişti. Ya da belki de içinde o sadelik felsefesi olduğu için bu kadar kolaydı Calvin Klein’ın bir parçası olabilmek…


Ve Aldo güneş gözlükleri, kombinleri değişse bile aynı sadelikte yüzünde yerini buluyordu. Belki de o gözlüklere sahip olması ve tekrar tekrar kullanması hiçbir zaman bilinçli bir tercih değildi. Daha çok bir bağlanma gibiydi. Belki formu ona bir şekilde hitap ediyordu, onu dengeliyordu. Ya da sadece yüzündeki duruşunu seviyordu. Carolyn’in seçimlerinin olayı da buydu zaten. Parçaların bilinçli mi seçildiğini, yoksa sadece içgüdü mü olduğunu asla tam olarak bilemezdiniz.
Hiçbir şey bağırmıyordu ama her şey kalıyordu. Gözlükler odak noktası değildi. Sadece oradaydılar, işlerini yapıyorlardı. Fonksiyonel, tutarlı, neredeyse kayıtsız. Ve tam da bu yüzden ikonik hale geldiler. Eğer kendinden emin biriysen görünür olmaya çalışmadığında bile, insanlar seni fark eder.