Selman Nacar’ın ilk uzun metrajlı filmi İki Şafak Arasında, bizi seyirci olarak karakterlerin hikayesine tanık olma ve yaşanan arada kalma hissiyatını ilk elden deneyimleme fırsatı veriyor. Biz de kendisinin bu filmdeki tercihlerini, büyük perde ve online platformlar ile iki şafağın arasında kalan sinemanın geleceğini ele alarak konuştuk. 

İki Şafak Arasında yoğun festival maratonunun ardından MUBI izleyicileri ile buluşuyor; online platformların sinemaya kazandırdığı güncel ritmi nasıl yorumluyorsunuz?

Benim de yönetmen olarak ilk defa deneyimlediğim bir durum. Açıkçası filmi aynı anda birçok insanın izlemesi ve filmin meseleleri üzerine yazması/konuşmasının çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Kişisel olarak da farklı yaştan ve kesimden birçok izleyiciden mesaj aldım. Festivaller birçok açıdan çok kıymetli, ancak maalesef festivallerde filmi çok az kişi izleme imkânı bulabiliyor. Online platformda ise izlemek isteyen herkese açık bir hale geliyor film. Bu anlamda gerçekten seyirciyle buluşabiliyor diye düşünüyorum. Tabii bunları pandemi koşullarından dolayı da söylüyorum. İmkân olsaydı filmi önce sinemada izletmek çok isterdik. Ama tekil gösterimler yapmaya devam ediyoruz büyük perdede izlemek isteyenler için de.

Bu bağlamda sinemanın geleceği hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Ben büyük perdeye geri dönmek isteyenlerdenim. Bu anlamda da umutsuz değilim. Ama tabii bu belirsizlikte bir şey öngörmek zor. Sadece online platformların artık hayatımızda olacağı kesin. Umarım bu durum bizim için bir zenginlik doğurur.

İki Şafak Arasında ilk uzun metrajlı filminiz, yönetmen koltuğuna oturmak nasıl bir deneyimdi? Yapım aşamasından nasıl bir farkı oldu sizin için?

Duygusal olarak farklılıkları var. Yönetmen olarak filmin hikayesinin en başından seyirciyle buluştuğu ana kadar tüm süreçte bulunuyorsunuz. Her ne kadar farklı insanlar farklı dönemlerde destek olsa da kendinizi yalnız hissettiğiniz dönemler oluyor. Galiba temelinde karşılaştığınız problemler ve onlarla başa çıkma şeklinizde bir ayrım var.

İki Şafak Arasında, Kadir karakterinin başından geçen olaylar ile yaşadığı çelişkileri bize anlatıyor. Bize biraz Kadir’den ve filmdeki konumundan bahsedebilir misiniz?

Seyircinin bu hikâyeye tanık olmasını ve filmde sorduğum soruları kendilerine sormalarını istiyordum. Bu yüzden de tek planlarla zamanı hissettirmeye çalıştım ve objektif bir kamera kullandım. Bu anlatıya en uygun karakter de Kadir’di. Ayrıca, film gerçekçi bir yaklaşımla, olayları çıplak bir şekilde anlatıyor. Kadir gerçekçi bir karakter. Kadir’in içine düştüğü ahlaki meseleler ile ilgili düşünceler, izleyicinin kendi bakışı ve yargısı ile çok ilişkili… Bu da sinemanın, sanatın en güçlü olduğu alanlar bence. Bir matematiksel formül gibi değil, farklı tepkiler doğurtabilecek bir derinlik, zenginlik… En önemlisi ise böyle bir yaklaşım sistemin nasıl işlediğini bütün bir çıplaklığıyla anlatma imkânı doğurdu diyebilirim.

Filmde vicdana yönelik sorgulamalar dışında mizahi öğeler de mevcut. Mizahtan faydalanmaktaki motivasyonunuz neydi?

Öncelikle bence hayatta da çok dramatik anlarda mizahi durumlar yaşanabiliyor. Ben de bunları yakalamaya çalıştım açıkçası. Bunlar genelde gözlemden kaynaklanıyor galiba. Bunun seyirciye geçtiğini görmek de mutluluk verici. Mesela tahmin ediyorum ki karakterimiz yaşanan kazadan sonra avukatlık ofisine gittiğinde bambaşka bir avukat beklenebilirdi. Ama sonuçta bir avukatın da kendi hayatı ve ritmi var. O yüzden ben de şöyle düşündüm yazarken; Kadir bu avukatın yanına gittiği zaman avukat senaryo istediği için ciddi şeylerden mi bahsetmeli, yoksa normalde ben bu avukata gitsem bu avukat ne yapardıyı mı yaşatmam lazım. İşte böyle sorular sorup bu anları yakalamaya çalıştım diyebilirim.

Kadraj olarak daha uzun soluklu tek planları deneyimliyoruz, Kadir de film boyunca kadrajda bize eşlik ediyor. Bu tekniğe yönelik seçiminizden bahsedebilir misiniz?

Daha önce bahsettiğim tanıklık meselesine çok önem verdiğim için uzun planlarla anlatmaya karar vermiştim. Böylelikle seyirci karakterlerle birlikte her anı reel bir şekilde deneyimleyebiliyor. Örneğin bir seyirci filmdeki 4 kişilik toplantı sırasında adeta ben de 5. kişi olarak oradaydım diye hissettim demişti. Tam da bunu yakalamaya çalıştım diyebilirim. Tabii bu birçok zorluğu beraberinde getiriyor. En başından beri böyle çekmek istediğim için de senaryo aşamasından itibaren her sahnenin ritmine ve birbiriyle ilişkisine çok dikkat ettim. Ayrıca oyuncularla provalar yapıp, birçok tekrar alarak sahneyi en dinamik ve gerçek haline getirmeye çalıştık.

Filmin sonunda aslında bir bakıma iki şafak arasında kalma durumu mevcut, film boyunca da farklı cephelere eşit mesafede ilerliyoruz. Bunun hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Bu filmde sıkışmışlık ve arada kalma meselesi tüm karakterler için önemli. Bu yüzden de filmi buna göre tasarladım diyebilirim. Zaten film sizin bahsettiğiniz gibi iki şafak arasında, hatta iki fabrika görüntüleri arasında gerçekleşiyor. Ben de dar bir zaman diliminde, önemli sorunlarla karşılaşıldığında, insan ilişkileri ne kadar değişebilir/değişemez, bunu gözlemlemek istiyordum. Ayrıca, bazıları içinse hayat tüm acılara rağmen, ne olursa olsun devam ediyor. Bunları anlatmaya çalıştım diyebilirim. 

Filminiz hem izleyicilerden büyük beğeni aldı hem de Torino Film Festivali’nde en iyi film seçildi, bu ilgi hakkında ne söyleyebilirsiniz? Anlatılan hikâye ve bunun izleyiciye yansıması bu tepkilerde ne kadar etkili oldu? 

Teşekkür ederim. Evet hem Türkiye’de hem yurt dışında ciddi bir ilgi oldu filme. Birçok ülkede gösterildi, ödüller aldı, yakında Fransa ve İspanya gibi ülkelerde vizyona girecek. Bu da filmin temas ettiği meselelerin ne kadar evrensel olduğuyla ilgili galiba. Benzer dertleri yaşıyor aslında insanlar. Ayrıca filmin zamansız/mekânsız anlatısının, yüksek tempolu ve akıcı bir hikayesi olmasının da bunda etkisi olduğunu düşünüyorum. Ayrıca gittiğim ülkelerde filmi çok genç insanların da yaşlı insanların da takip ettiğini gördüm. Bu anlamda geniş bir kitleye hitap etmesi de galiba önemli oldu. 

Sizin için sırada ne var?

Şu anda Tereddüt Çizgisi isimli bir film üzerine çalışıyorum. 2023’te seyirciyle buluşmasını umuyoruz.