Daha ilk dakikasında gerginliği ve gerçekçiliğiyle bizi içine alan hikayesiyle Çilingir Sofrası, adı üzerinde dertleri bir masaya sığmayan iki “arkadaş”ın hikayesi. 

Ana akım medyada gördüğümüz eşcinsel karakterlerin banallığı ve aşırılığı yerine, cinsel yönelimlerin ötesinde acıklı bir aşk hikayesi karşımızda. Emir’i canlandıran Barış Gönenen’in deyişiyle “Sürekli karikatürize edilen, sadece bir komedi öğesi olarak kullanılan erkek eşcinselliğini bu sahicilikle ele alması çok önemli.” Uzun metrajlı queer filmi, biri evli olan iki eski dostun toksik maskülenliğin hakim olmadığı bir coğrafyada daha başka bir hikayelerinin olabileceğinin farkındalığını vurguluyor, Barış Gönen bu durumu en doğru cümlelerle özetliyor sanıyoruz ki; “Bizim filmimiz bu temsiliyet açısından politik olarak çok doğru bir yerde duruyor. Çünkü geçmişte kalmış bir aşk acısını anlatıyor. Birkaç adım geriden baktığınızda karakterlerin  eşcinselliğinin de bir önemi kalmıyor.”

Filmde geçen “İnsanın kendine değil de bir topluluğa ait olması kadar büyük bir hapishane yok.” sözüyle, toplum baskısına rağmen sansürsüz düşüncenin eseri Çilingir Sofrası. Barış Gönenen’e göre Ahmet Rıfat Sungar’ın canlandırdığı Yusuf karakteri Emir karakterinin aksine toplum baskısının altında ezilenlerden. “Yusuf maalesef milyonlarca insan gibi kendi olamamayı seçmiş biri. Çoğunluk olmayı tercih etmiş. Zaten Emir hayatına bir şekilde devam etmiş. Onu hala özleyen, geçmişe saplanıp kalmış olan Yusuf.” 

Oyunculukların dışında bir müzikale dönüşen etkisi, karakterlerin geçmiş deneyimleri, mekan olarak meyhanenin seçilmesi ve gül gibi aslında klişe bir çiçeğin klişelikten çok uzak bir aşkı temsil etmesiyle senaryo farkını ortaya koyuyor. Filmin senaristi ve yönetmeni Ali Kemal Güven, her insanın kalbinde kilitli bir yer olduğunu düşünerek “Rakı sofrası yeri geldiğinde o kilidi öyle güzel açar ki, kalbinde ne varsa hesapsız kitapsız sofraya dökülür. Bu coğrafyada iki karakterin de birbirlerine ‘nihayet’ açılabilecekleri tek yer bir çilingir sofrasıydı.” diyerek mekan ve müzik seçiminin isabetini ortaya koyuyor. Zaman da filmde bir o kadar önemli. 30’lu yaşlarında entellektüel bir öğretmen ve evli-çocuklu mahalle çocuğu olarak gördüğümüz arkadaşların geçmişinin liseye uzanması bir tesadüf değil. “Lise, çoğumuzun en buhranlı dönemine denk geldiği için genelde aileden çok okul arkadaşlarımıza sarıldığımız yıllar oluyor. Bir de öyle bir dönem ki, herkesin duygularını en yüksek yaşadığı, hepimizin önce kendimizle sonra bütün dünyayla kavga ettiğimiz yıllar… Belki de bu yüzden lisede kurduğun bağlar, birinin sana söylediği bir laf, adı konmamış bir aşk hikayesi bazen bir ömür boyu seninle kalabiliyor.” 

Çilingir Sofrası, hem bir o kadar bizden hem de bir o kadar bizden değil. Konusu itibariyle bazı kesimler tarafından her ne kadar yabancılaştırılmaya çalıştırılsa da coğrafyamızda milyonlarca Emir ve Yusuf olduğu aşikar. İKSV’den ödülle ayrılan Barış Gönenen’in sözleri de bunu doğrular nitelikte: “Yaratılan bu nefret ikliminde yalnız değilsiniz, yanlış değilsiniz. Biz buradayız. Bu hikayeleri anlatmaya devam edeceğiz.”