Why Do It w/ Deniz Aksoy

Unframed13 Ocak 2026
Why Do It w/ Deniz Aksoy

Harekete geçmek, bir adım atmaktan çok daha fazlası. Bir fikrin ağırlığını taşımak, inançla ve kararsızlıkla bir  denge oyunu oynamak, bazen de kendine rağmen devam etmek… Kazanmak ya da kaybetmekten önce gelen şey; o ilk cesaret. Yersiz bir cesaret değil bu. Aksine, içten içe bildiğin bir gerçeğin dışarı taşması. Ne kadar zor, ne kadar uzun, ne kadar kırılgan olursa olsun… yine de devam etmeye iten bir iç ses. Aklındaki o içten soruyla yüzleşmek tüm mesele, “Neden yapıyorsun?”

Nefesin, gülüşün, yürüyüşün bile bir ritmi olduğuna inananlardan Deniz. Yaptığı her şeyin başında hareket var. Sahada topuklularıyla koşarken, tribünün nabzını tutarken, canlı yayında saniyeler içinde cümle kurarken o ritim hiç bozulmuyor. İstisna olmaktan korkmamak, “yapamazsın” deneni yapmak konusunda hayata karşı bir ısrarı var. “Ben cesaret ve riski hep yan yana düşünüyorum. Cesaret, virgül, risk. Hangisini seçiyoruz?” diyor. Seçim bir illüzyon, Deniz ikisini de yanına alarak yoluna devam ediyor.

DUYGU Deniz, senin için sıradan bir gün nasıl başlıyor?

DENİZ Sporla başlıyor. Hayatımın anlamı. Gözümü sporla açıyorum. Önce antrenmanımı yapıyorum. Sonra ya tek başıma ya da arkadaşlarımla kahve içiyorum. O gün yayın varsa yayına gidiyorum, maç günü ise maç hazırlıkları başlıyor. Maçtan sonra ya eve dönüyorum ya da sosyalleşmeyi seçiyorum. Evde tek başıma olmak da benim için sosyalleşmenin başka bir hali.

DUYGU Spor senin hayatında hem bireysel hem mesleki olarak çok büyük bir alan kaplıyor. Sen sporu nasıl tanımlıyorsun?

DENİZ Spor hayatın bir parçası değil hayatın çok büyük bir kısmı. Bence biz bunu kaçırıyoruz. Nefes almak bile vücuttaki kasları çalıştırıyor. Gülmek, konuşmak, yürümek yani her şeyin içinde bir hareket var. Harekete ben spor olarak bakıyorum ve her zaman evrenin hareketi alkışladığını düşünüyorum. Harekete geçtiğinde sınırın kalmıyor. Spor benim için doğanın kendisi. Günüme sporla başlıyorum, günümü sporla yaşıyorum. Mesleğimle de birleşince hayatımın ana merkezi haline geldi. Kendimi bu konuda çok şanslı hissediyorum.

DUYGU Spor bir yandan da sınırları ortadan kaldırmak, kendi limitlerini zorlamak demek. Sen iç dünyanda sınırlarla nasıl mücadele ediyorsun?

DENİZ Ben sınırlara pek inanmıyorum. Evet, hepimiz bazı tabuların içinde büyüyoruz ama ailem bana hiçbir zaman katı sınırlar dayatmadı. Bir şeye sınır dediğin anda, o sınırın üstü de var. Ve her zaman oraya geçebilirsin. Yine harekete geliyoruz. Harekete geçtiğinde sınırın kalmıyor. ‘Sky is the limit’ derler ya, bence gökyüzü teorik bir sınır. Biz oraya ulaşabiliyor muyuz? Ulaşamıyoruz. O yüzden gerçek anlamda sınırımız yok.

BUSE NAZ wears a cropped hoodie, sports bra, hood by Nike and a skirt by MT1012

DUYGU Kendi yolculuğunda risk almakla olan ilişkini nasıl tanımlarsın?

DENİZ Bence risk almayı göze alan biri başarıya çok yakındır. Bir şey için risk alıyorsak, gerçekten onu istiyoruz demektir. O ilk adımı atmak için cesarete ihtiyacımız var. Riskleri seviyorum ama alabileceğim kadarını almayı. Ben cesaret ve riski hep yan yana düşünüyorum. Cesaret, virgül, risk. Hangisini seçiyoruz? Aslında ikisi de hayatımızda olmalı. Cesur olursak risk alabiliyoruz, risk aldığımızda da kendimizin cesur tarafını görüyoruz. En basitinden, istediğin bir ayakkabıyı düşün. Ona sahip olmak için para biriktiriyorsun, başka şeylerden vazgeçiyorsun. Küçük gibi görünen ama yine de bir risk. Sonra o ayakkabıyı giydiğinde kendine çok yakıştırıyorsun, sana şans getirdiğini düşünüyorsun. Hayatın her yerinde böyle küçük büyük riskler var. Hepsi bakış açısı.

DUYGU Bir de sahada olmak ve sahayı dışarıdan yorumlamak gibi iki taraf var. Sen ikisine de çok yakınsın. Bu dengeyi nasıl görüyorsun?

DENİZ Bir kadın olarak erkek basketbol camiasının içinde olmak beni çok motive ediyor. Tribünlerin nabzını tutup, düdük çalınmadan hemen önceki o saliselik heyecanı ekrana taşımak, aynı anda istatistiği ve soruyu kafamda kurgulayıp canlı yayında aktarmak bence çok büyük bir iş. Topuklularımla sahada koşturmayı seviyorum. Güçlü hissettiriyor ama altı boş bir güç değil. Bilgiyle, hazırlıkla, odakla gelen bir güç. Annemi de hep öyle gördüm. Annem başhekim, hep topuklularla işe gidip gelen bir kadın. Belki biraz da oradan kodlandım. Benim için sporun nabzını tutmak, saha ile tribün arasındaki o görünmez hattı ekrana taşımak demek. Bazen soruyu soracağım, kendi sesimi bile duymuyorum. Rejiyi duymuyorum, yanımdaki sporcu tribünün baskısından beni duymuyor. Hele Fenerbahçe ve ciddi bir rakip varsa, salon yıkılıyor. O atmosferi ekrana doğru dozda yansıtmak benim için çok değerli.

DUYGU O anlattığın adrenalinle eve döndüğünde nasıl hissediyorsun?

DENİZ Çoğu zaman uyuyamıyorum. Eve geliyorum, kulaklarımda hala o ses. Final Four ise zaten o gece tamamen bitti. Maçtaki her an kafamda tekrar tekrar dönüyor. Nigel Hayes Davis’in Paris Basketbol maçındaki son saniye üçlüğünü mesela hiç unutmam. Salon yıkılıyor, herkes kendinden geçmiş, benim röportaj yapmam lazım. Kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum. Nigel’ı tanıyorum, maça saatler önce gelip klasik müzik dinleyerek şut idmanı yaptığını biliyorum. O parçaları birleştirip şöyle sordum: “Son attığın üçlüğü bir klasik müzik eserine benzetecek olsan, hangisine benzetirsin?” Chopin No. 9 dedi. Şimdi YouTube’a Chopin No. 9 yazınca altındaki yorumların çoğu Fenerbahçeli. O klip dünyada viral oldu. Benim için sporla sanatı birleştiren çok özel bir andı. Nabız tutmak dediğim şey tam olarak bu.

DENİZ wears a sports bra and track pants by Nike. A Coat by Louis Vuitton. Her shoes are Nike Shox R4.

“Spor hayatın bir parçası değil hayatın çok büyük bir kısmı. Bence biz bunu kaçırıyoruz. Nefes almak bile vücuttaki kasları çalıştırıyor. Gülmek, konuşmak, yürümek yani her şeyin içinde bir hareket var. Harekete ben spor olarak bakıyorum ve her zaman evrenin hareketi alkışladığını düşünüyorum. Harekete geçtiğinde sınırın kalmıyor.”

Deniz Aksoy

DUYGU Peki sahaya indiğinde tarafsızlığını nasıl koruyorsun?

DENİZ Çok tarafsızım. Bir takım tutmamak çok büyük avantaj. Sadece Türk takımlarını destekliyorum. EuroLeague’in resmi hostu olduğum için finalleri dünya yayınına sunarken de bu tarafsızlık benim için önemli. Türk’üm, gidip başka bir ülke takımını tutmayacağım. Ama Fenerbahçe ve Anadolu Efes karşılaştığında hiçbirini tutamıyorum, ikisinin başarısında da mutlu oluyorum. Tarafsızlık bu anlamda pozisyonumu güçlendiriyor.

DUYGU Futbol kitlesi ile basketbol kitlesi arasındaki farkı nasıl okuyorsun?

DENİZ Bence son dönemde futbol kitlesi biraz basketbola kaymaya başladı. On İki Dev Adam’ın başarısı ile bu yaz özellikle bunu gördük. Arenada artık genç kızların belli oyuncuları izlemek için geldiğini görüyorum. Futbol taraftarı yavaş yavaş “Basketbol da gerçekten güzelmiş” demeye başladı. Bu çok kıymetli. Sadece futbolla kalmayan, voleybol, tenis, basketbol konuşan bir ülke olmak istiyorum. Çünkü bunlar hem kültürel seviyeyi hem de toplumun spora bakışını değiştiriyor.

DUYGU Sporun insanları birleştiren tarafını da çok konuşuyoruz. Sence en büyülü kısmı ne?
DENİZ Pazartesi sabahı herkes aynı maçı konuşuyor. Bankacı da, avukat da, doktor da. Ortak bir konu, ortak bir heyecan yaratıyor. Sokakta yürürken aynı maçın sesi farklı pencerelerden, motor üstünde izleyen birinden, bir mekandan geliyor. O birleşme duygusu çok büyülü. Tabii iş kavga boyutuna geçtiğinde o büyü zarar görüyor. Gerilim yükseldiği anda sporun birleştirici tarafı yerini yıpratıcı bir şeye bırakabiliyor. O yüzden o çizgiyi korumak çok önemli. Tutku olsun ama toksik olmasın.

FROM BASED ISTANBUL N45 10TH ANNIVERSARY ISSUE: BRAVE MONOLOGUES

Buy your copy now!

Talent Deniz Aksoy
Creative Direction & Interview by Duygu Bengi
Photography by Yağız Yeşilkaya
Fashion Direction by Umut Sımsıkı
Styled by Naz Paksoy
Makeup by Alper Kabadayı
Hair by Talat Kıvrak
Produced & Words by Tunga Yankı Tan
Creative Agency BI Creative
Creative Team Duru Ustaoğlu, İrem Ekinci
Gaffer Onur Karaca
Camera Assistant Furkan Kumaş
Makeup Assistant Rana Gülsoy
Styling Assistant İrem Geçer
Lighting Assistant Murat Agrak
Special Thanks to Focamia

Author: Based Istanbul

RELATED POSTS