DUYGU Senin için sıradan bir gün nasıl geçiyor?
BUSE NAZ Aslında sıradan bir gün de benim için tamamen işimle alakalı. Hayatım sürekli antrenmanlarla geçiyor. Yani, antrenman yapmak zaten günümün doğal bir parçası. Off dönemler hariç, özellikle önemli bir turnuvaya hazırlanıyorsam, günde ortalama 5-5,5 saat antrenman yapıyorum — sabah ve akşam olmak üzere ikiye bölüyorum. Bu tempo yaklaşık 7-8 ay boyunca devam ediyor. Bugün mesela soft dönemimdeyim; o yüzden 1,5-2 saatlik bir antrenman yaptım. Ama genel olarak benim için her turnuva önemli, bu yüzden yoğunluk hiç azalmıyor aslında.
DUYGU Sporun senin için bir mesleğe dönüşme süreci nasıl başladı?
BUSE NAZ Aslında bu yolculuk benim için çocuk yaşta başladı, o yüzden o zamanlar bunu meslek olarak düşünmek çok erkendi. Ama ilerleyen zamanlarda gerçekten bu işi meslek olarak yapmayı düşündüğüm an, bence kaybetmeye başladığım andı.
Çünkü kaybettikten sonra önümde iki seçenek vardı: boksu bırakıp okul hayatıma devam etmek ya da tüm zorluklara rağmen bu yolda yürümek. Ben ikincisini seçtim.
Hayal ettiklerim beni bu işe daha da bağladı ve bir zaman sonra her şey kendiliğinden gelişti. Bir baktım, bu artık benim mesleğim olmuş. Şimdi tamamen bir sporcu olarak yaşıyorum ve hayatıma boksör olarak devam ediyorum.
DUYGU Birçok insan hayatı akışına bırakırken, sen tam tersine kontrolü tamamen elinde tutuyorsun. Bu nasıl bir zihinsel çalışma gerektiriyor?
BUSE NAZ Motivasyon bu yolda çok önemli, ama tek başına yeterli değil. Bu işi bu seviyede sürdürebilmek, dediğiniz gibi, irade ve disiplin gerektiriyor. Disiplin dediğim şey şu: her gün aynı şekilde uyanmıyorum, her zaman aynı modda olmuyorum.
Ama o gün canım antrenman yapmak istemese de yapıyorum. Kahvaltı saatim 9.30’sa, o saatte oturup yiyorum. Çünkü bu rutini sürdürmek, o istikrarı korumak disiplinin ta kendisi.
Beni ayakta tutan da hayallerim. Başarmak istediğim şeyler o kadar ağır basıyor ki, diğer her şeyin önüne geçiyor. Bu yüzden bu yolu tamamen disiplinle sürdürüyorum.


DUYGU Mesleğin gereği hep bir sonraki hedefi koymak zorundasın. Durmadan devam eden kısır bir döngü gibi… Bu temponun içinde seni ne motive ediyor?
BUSE NAZ Aslında motivasyon çok değişken bir şey. Bazen sabah uyandığımda dinlediğim bir şarkı beni kazandığım bir maç sabahına ya da o maçın sonrasına götürüyor: O an bile motive oluyorum. Bazen de kaybettiğim bir maçı hatırlıyorum ve o da beni yeniden harekete geçiriyor. Yani bu süreçte motivasyon sürekli değişiyor, farklı şeylerden besleniyor. Ama sonunda hep aynı yere varıyor: hayal ettiğim yer, olmak istediğim kişi. Gözümü kapattığımda kendimi orada görebilmek… işte o benim için en büyük motivasyon kaynağı. O görüntüye ulaşmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum.
DUYGU Bir sporcu için kazanmak mı daha büyük bir motivasyon, yoksa kaybetmek mi? Hangisi seni daha çok çalışmaya itiyor?
BUSE NAZ Kaybetmek. Çünkü kazandığınızda şu oluyor; o gün, eve döndüğünüzde her şey bitiyor. Evet, kazandın ama sonrası? Bizim için çok önemli kazanmak ama devam etmek istiyorsan kaybetmek daha önemli. Kaybetmek ve ondan ders çıkararak ilerlemek. Çok şey öğretiyor insana kaybetmek. Ağır, atlatması zor ama istediğiniz şeye hayallerinize verdiğiniz önemle ve değerle alakalı devam etmek, devam edebilmek. Devam etmek istiyorsan, gerçekten ilerlemek istiyorsan kaybetmekten öğreniyorsun bence. Tabii bu biraz ağır bir süreç, kaybetmeyi atlatmak kolay değil. Ama o da hayaline ne kadar değer verdiğinle ilgili. Çok fazla kaybetmeyi kimse istemez ama dürüst olayım, beni en çok büyüten şey hep kaybetmek oldu.
DUYGU Sahip olduğun başarıları ve içinde gördüğün potansiyeli düşündüğünde, seni ileriye taşıyan şey ne? Milli sporcu olmanın sorumluluğu mu, yoksa kendi hedeflerini gerçekleştirme isteğin mi?
BUSE NAZ Üzerimizde gerçekten çok büyük bir yük var ama bu yükü isteyerek taşıyoruz. Milli sporcu olmak sadece kendi ülkeni değil, seni ekranda izleyen herkesi temsil etmek demek. Ringin içinde olduğum an, bütün Türkiye’yi temsil ettiğimi hissediyorum. O an yaptığım her hareket, bu ülkedeki bir kız çocuğu için çok şey ifade edebilir. Belki sabah uyanıp beni televizyonda izlediğinde, o görüntü onun için bir dönüm noktası olur. Bu düşünce bile beni motive ediyor.
Bazen kendime soruyorum; başarısız olsaydım daha mı özgür olurdum? Belki evet. Çünkü o zaman kazanmak da kaybetmek de sadece birer seçenek olurdu. Ama şu anda benim için tek seçenek kazanmak. Şampiyon olmak, beni izleyen kızlara ve genç sporculara ilham olmak, onların “ben de yapabilirim” diyebilmesini sağlamak. Bu sorumluluk bazen ağır geliyor ama aynı zamanda beni ayakta tutan da bu. O “ya yapamazsam” korkusu bile bana güç veriyor.
Zaten bu branşta olimpik kategoriye giren sadece altı sıklet var, yani bu işi yapan herkesin olimpiyatlara gitmesi mümkün değil. Dünya ya da Avrupa şampiyonu olmak bile çok büyük bir başarı. Ama bir kez olimpiyat sahnesine çıkmış, hatta madalya kazanmış bir sporcu için bile en büyük hedef hep aynı kalıyor: dört yıl sonra yeniden o sahnede olmak.

“Bazen kendime soruyorum; başarısız olsaydım daha mı özgür olurdum? Belki evet. Çünkü o zaman kazanmak da kaybetmek de sadece birer seçenek olurdu. Ama şu anda benim için tek seçenek kazanmak.”
Buse Naz Çakıroğlu
DUYGU Boks kariyeri belirli bir yaşa kadar devam edebiliyor. Senin için bu süre zarfında hedef hep maksimum seviyede, yani olimpiyatlarda yer almak mı?
BUSE NAZ Evet, normalde bir kadın olarak olimpiyatlarda 40 yaşına kadar dövüşebiliyorsunuz. Ama boks çok ağır ve komplike bir branş. Hem koşu yapıyorsun, hem kuvvet çalışıyorsun, hem reflekslerinin çok iyi olması gerekiyor. Aynı zamanda zihinsel olarak da tamamen anda olman lazım.
Ben 2017’den beri milli takımdayım ve bu süreçte bütün büyük turnuvalarda dövüştüm. Her seferinde tam motivasyonla gittim. Önce Avrupa şampiyonası, sonra dünya… Her adımda o atmosferlere alışıyorsun.
Ama zaten çıkabileceğin en üst nokta olimpiyat. O sahneye bir kez çıktıktan sonra, seyirciyi, o enerjiyi yaşadıktan sonra eve dönsen bile aklında tek şey kalıyor: dört yıl sonrası. Bir sonraki olimpiyat. 2028.
DUYGU Bir kere o duyguyu tattıktan sonra insan hep yeniden yaşamak istiyor. O yüzden mi hep o hissin peşine düşüyorsun?
BUSE NAZ Evet, kesinlikle. Hiç unutmuyorum, Paris Olimpiyatları’nda final maçıma çıkmadan beş dakika önceydi. Antrenörüm yanımdaydı, sandalyeye oturdum. Formamın inip kalktığını, kalbimin tam üstünde attığını hissediyordum. O an antrenörüme dönüp “Bir daha bu kadar heyecanlanacağım bir an olacağını sanmıyorum” demiştim.
İçerideki sıcaklık, insanların sesi, atmosfer… hepsi bir aradaydı. Belki 2028’de tekrar olimpiyatta final oynarsam aynı heyecanı yaşarım. Çünkü bir olimpiyat bitmeden bir sonrakini düşünmeye başlıyorum. Bu biraz hastalık gibi ama öyle — girince alışıyorsun. O adrenalin, o tutku zaten seni kendine bağlıyor.
Bu sporu yaptıktan sonra fark ettim ki, hayatta en çok keyif aldığım şey anda olmak. Çünkü boks da tam olarak bu. O anda, o ringde olmalısın. Zihinsel olarak da fiziksel olarak da orada olman gerekiyor. Uyanık olmalısın. O kadar ses, o kadar hareket arasında, sadece o ana odaklanmak… işte bütün mesele bu.
FROM BASED ISTANBUL N45 10TH ANNIVERSARY ISSUE: BRAVE MONOLOGUES
Talent Buse Naz Çakıroğlu
Creative Direction & Interview by Duygu Bengi
Photography by Yağız Yeşilkaya
Fashion Direction by Umut Sımsıkı
Styled by Naz Paksoy
Makeup by Alper Kabadayı
Hair by Talat Kıvrak
Produced & Words by Tunga Yankı Tan
Creative Agency BI Creative
Creative Team Duru Ustaoğlu, İrem Ekinci
Gaffer Onur Karaca
Camera Assistant Furkan Kumaş
Makeup Assistant Rana Gülsoy
Styling Assistant İrem Geçer
Lighting Assistant Murat Agrak
Special Thanks to Focamia