2000’lerin başı ve ortalarında, gece kulübüne gitmek gerçekten elektrik gibiydi. Öylece “dışarı çıkmazdın.” Hazırlanırdın. Günler öncesinden ne giyeceğini seçerdin. Arkadaşlarına kapaklı telefonunla mesaj atardın. Kapıdan içeri girerken o gecenin seni nereye götüreceğini bilmezdin, zaten heyecan da buradan gelirdi.
Bugün müziğin sesi daha yüksek, ışıklar daha parlak, DJ’ler daha ünlü. Ama yine de bir şeyler… daha düz hissediliyor. Peki ne değişti?
2000’lerde geceyi anlık olarak belgeleyen Story’ler yoktu. Gitmeden önce kimlerin orada olduğunu kontrol etmek diye bir şey yoktu. Bir kulübe girdiğinde kimi göreceğini, hangi şarkının çalacağını, gecenin nereye varacağını bilmezdin.
Şimdi ise daha evden çıkmadan Instagram Story’lerinden ortamı görebiliyorsun. DJ set’i paylaşılmış oluyor. Kalabalık etiketlenmiş oluyor. Sürpriz ortadan kalkıyor.
Dürüst olalım. Artık kulübe gitmek, giriş ücreti olan bir içerik üretimi gibi hissettiriyor.
2000’lerde kimse geceyi kürate etmiyordu. Şüpheli bir kombinle giderdin, saçın terden düşerdi, bir hit çaldığında herkes aynı anda bağırarak eşlik ederdi. Usher’ın “Yeah!”i ya da Justin Timberlake’in “SexyBack”i girdiğinde bütün oda aynı anda reaksiyon verirdi. Kimse video çekmek için durmazdı. Kimse güzel açım hangisi diye düşünmezdi. Sadece oradaydın. Tamamen kontrolsüz, tamamen anda.
Şimdi ise dans pistinin yarısı telefon tutuyor. Diğer yarısı Story’sine kim bakmış diye kontrol ediyor. Kendini kaybetmek yerine, birinin feed’ine düşebileceğinin farkındasın. Herkes biraz performans hâlindeyken atmosfer değişiyor.
Gizem de kayboldu. Daha evden çıkmadan DJ’i, kalabalığı, estetiği zaten görmüş oluyorsun. “Kim gelecek acaba?” kaosu yok. Gece hayatı artık önceden izlenmiş bir fragman gibi. Spontanelik, yerini preview’lara bıraktı.
Bir de işin maddi tarafı var. Kulüpler eskiden daha dağınık, daha demokratikti. Şimdi ise kadife ipler, bottle service adaları ve aylık streaming aboneliğinden pahalı içkiler var. “Yabancılarla sabaha kadar dans etmek”ten çok, “buraya ait olduğunu kanıtlamak” gibi hissettiriyor.
Müzik kültürü de değişti. Eskiden herkes aşağı yukarı aynı hit’leri bilirdi. Şimdi ise playlist’lerimiz tamamen kişisel. Algoritmalar tarafından büyütüldük. Bu yüzden bir şarkı girdiğinde odanın yarısı hissederken diğer yarısı hiçbir şey anlamayabiliyor.
Ama belki de mesele biziz. Daha fazla farkındayız. Daha fazla online’ız. Daha fazla uyarılıyoruz. 2000’lerde dışarı çıkmak gerçek hayattan kaçmaktı. Şimdi ise gerçek hayat: işin, grup chat’in, bildirimlerin, situationship’in… cebinde seninle geliyor.
Kulüpler aslında daha kötü olmadı. Sadece offline olmaktan çıktılar. Ve bir geceyi yaşamak yerine performe ettiğinde, hiçbir şey eskisi gibi hissettirmiyor.