The Mundane Absurdity of the Office

Arts & Culture5 Şubat 2026
 The Mundane Absurdity of the Office

Üst üste yığılmış kağıtlar, dolanmış telefon kabloları ve masaüstü bilgisayarların dayanılmaz kablo kabusları artık ortadan kalkmış olabilir. Ancak kurumsal ofisin sıradanlığı hala yerinde duruyor. Çok az zaman, çok fazla iş… Peki ne için?

İş yerindeki amacınız size bile anlamlı gelmiyorken; içinde bulunduğunuz ortam sizden resmi giyinmenizi, katı bir kurumsal dil kullanmanızı, sekiz saat boyunca oturmanızı ve tepeden bağıran floresan ışıkların altında çalışmanızı talep ederken, yine de dünyayı kurtarıyormuş gibi performans göstermeniz beklenir. O halde ofisin tuhaf hissettirmesi gerçekten şaşırtıcı mı? Kesinlikle değil.

Lars Tunbjörk de böyle düşünüyordu. Tokyo ve New York’taki ofislerin içinde çektiği fotoğraf serisi, 90’ların sonu ile 2000’lerin başına dayanıyor. O günden bu yana kurumsal ofisin estetiği değişmiş olabilir. Ancak özünde taşıdığı tuhaflık hala aynı.

Hatta bugün, geçmişe kıyasla çok daha fazla anlamsız işe sahip olabiliriz. Kurumsal anlamda ofislerin varlığı, işlerin büyük ölçüde incecik laptoplar üzerinden yürütüldüğü bir dönemde daha da kırılgan görünüyor. Her şey bu laptoplara bağlıyken, neden hala ofise gitmek bir zorunluluk?

İşte bu yüzden bu fotoğrafların yakaladığı his hala geçerliliğini yitirmiş değil. Kurumsal ofisin mantığı, geçmişte olduğu gibi bugün de anlamsız derecede absürt. Tunbjörk 2015’te hayatını kaybetmemiş olsaydı, belki de bu serinin bir devamını görebilirdik.

Ofis aslında yabancı bir mekan değil. Her şeyiyle öngörülebilir ve aşina olduğumuz bir yer, hatta belki biraz fazla öngörülebilir. İnsanları bir araya getiren ama bir o kadar da itici duran uzun ahşap toplantı masaları. Konfordan çok, ofisin estetiğine neyin daha uygun olduğuna göre seçilmiş masa ve sandalyeler. Herkes nasıl davranacağını, nasıl konuşacağını, kime nasıl hitap edeceğini bilir. Günün aşağı yukarı nasıl geçeceği bellidir. Ancak biraz daha yakından bakıldığında, ofislerin içinin ne kadar boş olduğu ortaya çıkar. Yalnızca fiziksel bir boşluk değil, anlamsal bir boşluk da barındırırlar. Her şeyin bu denli öngörülebilir olması, sizden talep edilen kurumsal maskeleme hali ve katı kıyafet kuralları, insanda yabancılaştırıcı bir his yaratır.

Tunbjörk bu fotoğraflarla, ofis ortamının aşinalık hissini ve onun özünde yatan anlamsızlığı açığa çıkarıyor. Tanıdık olanla, bu tanıdıklığın yarattığı tuhaflık hissini aynı karede birleştiriyor.

Bu hissi yakalamak için, gerçek ofislerin içinde çalışırken başvurduğu yöntem ise yerinden etmedir. Ofis çalışanları sandalyelerinde değil, masaların üzerinde oturur. Birisi uzun bir toplantı masasının altında çalışır, kağıtlar yere saçılmıştır. Bir başka karede yalnızca masa ve sandalyesi olan bir ofis vardır, ama içinde kimse yoktur. Bir kravat dolaptan dışarı sarkar; ait olduğu bedenden kopmuştur.

Mekan, nesneler ve insanlar tamamen öngörülebilir olsa da, yerinden etme bu düzenin mantığını bozar. Tanıdık olan, alttaki absürtlüğü açığa çıkaracak kadar kayar.

Bu gerilim, fotoğrafların gücünü oluşturur. Biçimsel olarak sıradan görünen şey, tek bir karede, özünde taşıdığı sessiz anlamsızlığı açığa vurur. Kurumsal ofisi olduğu haliyle yakalayıp aynı anda onu ince bir şekilde sökerek, bu fotoğraflar ofisin mantığını görünür kılar.

Author: Duru Ustaoğlu

RELATED POSTS