2016 Mart ve Nisan aylarında, mülteci krizini belgeleme sürecim beni Yunanistan-Makedonya sınırında Avrupa’nın en büyük derme çatma kamplarından biri Idomeni kampına getirdi. Daha önceki aylarda mültecilerin Balkanlar’dan geçerek Kuzey Sırbistan’ın sınır kasabalarından Sarajevo’nun tren istasyonlarına, oradan Hırvatistan’ın çadır şehirlerine olan yolculuğunu kaydettim, ama halen artık aktif geçişte olmayan mültecilerle de geçirmem gereken biraz zaman vardı.

23 yaşındaki Hakim Anwar, oturup uzaklara bakarken Makedonya’da neredeyse 30 kişiyle bir günden fazla bir kamyonun arkasında kitli oluşunu hatırladı. Kapılar sonunda açıldığında iki insanın muhtemelen sıcak vurgunundan ve boğulmaktan dolayı öldüğünü farketmişlerdi. Vardıkları zaman tutuklandılar ve Gazi Baba’ya getirildiler, burası Skopje’de 18 gün boyunca hiç bir iletişim olmadan tutuldukları, yerlerde küçücük bir örtüyle uyudukları, yüzlerce tutuklu mülteci için sadece iki tuvaletin olduğu ve hayatta kalmak için zar zor yetecek kadar yiyeceğin bulunduğu bir gözaltı merkeziydi.

Hikayesini anlattıktan sonra Hakim bana baktı ve ‘Ama kötü bir hikaye duymak istiyorsan, şu çocuğu dinle’ dedi ve yanında outran genç adamı gösterdi. 17 yaşındaki Hicham, Ege denizinden geçerken İzmir yakınlarında botlarının battığını ve kendisinin hayatta kalan tek kişi olduğunu, Yunanistan’dan, Makedonya’dan, Sırbistan’dan tek başına karanlıkta yürüyüşünü, polis tarafından nasıl dövüldüğünü, mafya tarafından soyulduğunu ve günlerce yemeksiz susuz geçirdiğini anlattı.

Hakim Yunanistan’a, ondan sonra da memleketi Fas’a gönderildi.

Hicham sonunda Almanya’ya vardı ama iki ay sonra tutuklandı ve Macaristan’da erkeklerin kaldığı Bekescaba Gözaltı Merkezi’ne geri getirildi. Bir ay önce bana yolladığı bir kaç yardım mesajından beri onunla iletişim kurmayı başaramadım.

Her bir hikaye diğerinden daha korkunç olunca, gerçekten insanlığın sınırlarını sorgulamaya başlıyorsunuz.

Yazı & Fotoğraf / Text & Photography: Alexandra R Howland