Rafael Indiana, mitoloji ve antik uygarlıklardan derin izler taşıyor. Bu zamansız hikayelere olan ilgin ilk olarak nasıl başladı ve bugün yaratım sürecini nasıl şekillendiriyor?
Sanırım özünde mitolojiye olan ilgim Hristiyanlık aracılığıyla başladı. Çocukluğumun bir kısmı Almanya’da geçtiği için ailemle sık sık kiliseleri ziyaret ederdik. Tavanlardaki rengarenk freskler ve mitolojik hikayeleri betimleyen sahneler çocukken üzerimde büyük bir etki bıraktı. Sistina Şapeli olmasa bile, bu devasa eserlerin nasıl yaratıldığını düşünerek saatlerce tavan resimlerine bakardım. Sanırım merakım orada başladı; yaş aldıkça daha fazla okumaya ve bu dünyanın derinliklerine inmeye başladım.
Tasarımlarınız geleneksel mücevherlerden çok minyatür heykelleri andırıyor. Sanat ile giyilebilir tasarım arasındaki sınırı nasıl çiziyorsunuz, yoksa böyle bir sınırın olmaması gerektiğine mi inanıyorsunuz?
Teknik olarak bir zincir taktığınız anda her şey bir kolye olabilir. Bu yüzden bazı tasarımlarım klasik mücevher tanımının sınırlarını gerçekten zorluyor. Onlar aslında el yapımı heykeller. Takan kişide bir gizem hissi uyandırmayı, mücevheri sorgulamalarını ve biraz da kafa karışıklığı yaşamalarını seviyorum. Bir parçaya hayran olup tam olarak ne olduğunu anlayamadıklarında yüzlerindeki ifadeyi görmek hoşuma gidiyor. Bana göre iyi sanat tam olarak bunu yapmalı. Tasarımlarımda yabancı objeler kullanıyorum; eski bir Sümer taşı, deniz camı ya da antik sikkeler… Her şey ilham kaynağı olabilir ve güzel, tılsımlı bir muskaya dönüşebilir.


Kapalıçarşı’daki atölyeniz markanızın kimliğinde önemli bir yere sahip. Yüzyıllardır varlığını sürdüren bu ortam, zanaat anlayışınızı ve tasarımcı kimliğinizi nasıl şekillendirdi?
Atölyem mücevherlerimin kalbi ve ruhu. Kapalıçarşı olmasaydı Rafael Indiana da olmazdı. Bana zanaatkarlığı, değerli taşların peşine düşmeyi, ustalarla iş birliklerini ve bir zamanlar Bizans İmparatorluğu’nun parçası olan İstanbul’un tarihini öğretti. Kültürel açıdan son derece zengin bu yer, markanın doğduğu nokta. Kapalıçarşı’nın hem kişisel hayatımda hem de markamın yolculuğundaki önemini saatlerce anlatabilirim.
Rafael Indiana’nın her parçası organik ve kusurlu bir karakter taşıyor. Kusurlar neden tasarım felsefenizin bu kadar önemli bir parçası?
Çünkü kusurlar onu kusursuz yapan şey. Mücevhere antik bir kalıntı ya da başka bir zamandan gelmiş bir eser hissini veren de bu. Bunlar sanki bir müzede sergilenmesi gereken zamansız tasarımlar.
Değerli taşlar ve antik esintili objeler bulmak için uzun zaman harcıyorsunuz. Bir taşın ya da objenin size hitap etmesini sağlayan şey nedir ve sonunda bir koleksiyonun parçası haline nasıl geliyor?
Yıllar boyunca pek çok değerli taş ve obje biriktirdim. Bazılarını unutup yıllar sonra kullanıyorum. Aslında beni mücevher dünyasına çeken ilk şey hazine avıydı. Keşfetmenin heyecanına takıntılıydım. Bir şeyi uzun süre arayıp sonunda bulmanın verdiği his gerçekten benzersiz. Bir objenin ya da taşın neden bana hitap ettiğini tam olarak tarif edemem. Güzelliği de zaten bu gizemde saklı. Tamamen sezgisel bir his. Bir şeyin özel olup olmadığını ve bana ait olup olmadığını anında anlıyorum. Özellikle değerli taşlar söz konusu olduğunda hepsi canlı ve büyüleyici. İyi bir taş, iyi bir mücevherin temelidir. Bazen geceleri taşlarla ilgili rüyalar görüyor ve uyandığımda tasarımlar çiziyorum.
Yaz, gündelik hayatın içindeki güzellikleri fark etmemizi sağlayan özel bir mevsim. Yaz sizin için ne ifade ediyor ve yaratıcılığınızı nasıl etkiliyor?
Yaz benim için her şey demek. Deniz ve güneş adeta ilaç gibi. Antik Yunan mitolojisinin büyük bir kısmı da deniz ve güneşle bağlantılı. Mücevherler en çok yaz aylarında hayat buluyor. Aslında kıyafete bile ihtiyacınız yok; birkaç altın kolye ve bileklikle harika görünebilirsiniz. Yaz, hayatın aniden daha güzel olduğu; özgürlüğün, kutlamanın ve kendini ifade etmenin mevsimi. Yazın güneşli geçen her gün bir armağan gibi hissettiriyor. Bu mevsimde ruhumda kadim ve vahşi bir taraf uyanıyor. Ben bir Aslan burcuyum, belki bunun da etkisi vardır. Kısa filmlerimden mücevherlerime kadar her şey yazdan ilham alıyor. Brezilya sambaları, Slim Aarons fotoğrafları ya da eski İtalyan filmleri… Bunlar benim evrenimin değerli taşları.
Koleksiyonlarınız Yunan mitolojisine, Roma tarihine ve antik sembollere sıkça referans veriyor. İnsanların tasarımlarınızı taktıklarında ne hissetmesini ya da keşfetmesini umuyorsunuz?
Antik mitoloji insanlara anlam ve amaç sunuyor. Hikayelerin ve efsanelerin zamansız bir döngüsü aslında. İçlerinde bugün bile geçerliliğini koruyan mesajlar barındırıyorlar. Her bir parçamız mitolojik açıdan kendine özgü bir temaya sahip. Herkes için içinde bir şeyler olduğuna inanıyorum.
Akdeniz’de tüm bir yazı geçirme şansınız olsaydı, nerede olurdunuz ve size ne ilham verirdi?
Yunanistan. Sadeliği.


“
Çünkü kusurlar onu kusursuz yapan şey. Mücevhere antik bir kalıntı ya da başka bir zamandan gelmiş bir eser hissini veren de bu. Bunlar sanki bir müzede sergilenmesi gereken zamansız tasarımlar.” -Rafael Cemo Çetin

Günümüzde lüks genellikle kusursuzluk ve kitlesel beğeniyle ilişkilendiriliyor. Oysa Rafael Indiana bireyselliği ve el işçiliğini kutluyor. Sizce modern lüks nedir?
Bence lüks; özel, niş ve herkeste olmayan bir şeye sahip olmaktır. Seri üretim olmamalı ve kendine ait bir aurası olmalı. Mutlaka pahalı olması gerekmiyor; özgün olması yeterli.
Yaz stili çoğu zaman sadelikle ilişkilendiriliyor. Tek bir mücevher parçasının bir yaz görünümünü tamamen değiştirebileceğini düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Ben kişisel olarak sade giyinmeyi ve mücevherlerin konuşmasına izin vermeyi seviyorum. İyi bir jean, beyaz bir tişört ve bolca altın yüzük ile kolyeyle asla yanlış yapmazsınız.
Tasarımlarınız mücevhere dair geleneksel algıları sorguluyor. Cinsiyet ve trendlerin ötesine geçen parçalar tasarlarken nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Bu tamamen öznel bir konu. Birinin kadın ya da erkek için uygun bulduğu şey, başka biri için tam tersi olabilir. Her şey zevkinize ve ne kadar cesur olduğunuza bağlı. Bunu daha önce de birçok röportajda söyledim; tarih boyunca mücevher aslında daha çok erkeklerin kullandığı bir aksesuardı. Krallar ve imparatorlar yüzükler takıyordu. Bunun daha kadınsı bir moda unsuru olarak görülmesi oldukça yeni bir yaklaşım. Günümüzde insanların bu sınırları ve önyargıları yıktığını düşünüyorum. Markayı kurarken en büyük hedefim erkeklere yönelik bir koleksiyon yaratmak ve özellikle altın tonlarındaki mücevherleri rahatlıkla kullanmalarını sağlamaktı.
Tasarımcı ve marka kurucusu kimliğinizin ötesinde, atölyeden uzaklaştığınızda Rafael Cemo kimdir? Özellikle yaz aylarında size en büyük özgürlük hissini veren şey nedir?
Dürüst olmak gerekirse eskiden yazlarımı tatilde geçirirdim. Son zamanlarda ise sadece çalışıyorum ve bundan büyük keyif alıyorum. Bana en büyük özgürlük ve tatmin hissini veren şey de bu. İşimi sevdiğim için günlerimi sahillerde moda filmleri çekerek geçiriyorum. Şikayet edecek bir durum yok.
İleriye baktığınızda Rafael Indiana’nın yalnızca mücevher dünyasında değil, sanatta, kültürde ve insanların taktıkları objelerle kurdukları ilişkide nasıl bir miras bırakmasını istiyorsunuz?
Daha önce yapılmamış olanı yapmak istiyorum. Dünyadaki herkesin bir Rafael Indiana mücevherine sahip olmasını istiyorum. Uzaktan bakıldığında bile tanınabilen, kendine özgü ve anıtsal bir tasarım diline sahip olsun istiyorum. İnsanlar antik ve yaz ruhunu taşıyan mücevherleri düşündüklerinde akıllarına ilk Rafael Indiana gelsin.
Tasarladığınız parçalar arasında sizin imzanız haline gelen ve neredeyse her zaman taktığınız bir tasarım var mı? Onu sizin için bu kadar özel yapan şey nedir?
Sanırım taç yüzüğüm ya da şövalye yüzüğüm. Aslında emin değilim. Hepsi benim çocuklarım gibi. Her gün hangisinin favorim olduğu konusunda fikrim değişiyor.
Person Rafael Cemo Çetin
Interview by Duygu Bengi