Yaratıcılığını ve eserlerinin özünü taşıdığı kolektif isyan duygusuyla açıklıyor Meltem Sarıkaya. Her şeyin cinsellik, cinselliğin ise güç ile alakalı olduğu sözüne aşinayız. Güç ve otorite gibi kavramları yeniden kodlayarak toplumsal ve politik olayları eserlerine konu alan sanatçı ile sanatla olan ilişkisini, eserlerindeki mesajları ve çalışma motivasyonlarını konuşuyoruz. 

Bize biraz kendini anlatır mısın, sanatla ilişkin nasıl gelişti? 

Köyden kente çalışmaya gelen ailemin Akdeniz’de İç Anadolu kültürüyle yetiştirmeye çalıştığı üç kız çocuğunun en büyüğüyüm. Mersin’de Güzel Sanatlar Lisesi resim bölümü ardından İzmir’de Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi resim bölümünden mezun oldum. Kendimi kişisel olarak ifade edebileceğim bir iletişim yoluydu resim yapmak. Her şeyi sınırsızca sorgulayabileceğim, kendimi ait ve özgür hissettiğim tek alan olabilir. Eğitimimi de bunun üzerine sürdürdükçe resim yapmak, sanatla olan ilişkim tamamen yaşam şeklime dönüştü. 

Yaratıcılığının özü nereden geliyor?

“Tabiat-ı beşer isyan ile makbuldür” diye bir duvar yazısı var çok seviyorum. Sanırım bu her neyse, içinde yetiştiğim çevrenin, mensubu olduğum toplumun gerçeklerle asla uyuşmayan çağ dışı tüm zırvalıklarına karşı bireysel bir tepkinin ötesinde kolektif bir isyan duygusu taşımamdan geliyor.

İlham kaynakların neler, günlük hayattaki konulardan mı besleniyorsun yoksa anlık ilhamla mı üretiyorsun?

Gündemi biraz fazla takip ediyorum ve etkilendiğim çok fazla şeye maruz kalıyorum. Çoğu zaman politik ve toplumsal olayları baz alıyorum. İzlediğim, dinlediğim, okuduğum şeylerden bir havuz oluşturup çalışmaya başlıyorum. Düzenli çalışmayı sevdiğim için ilhama nadir ihtiyacım oluyor.

Kendi sanat dilini bize nasıl anlatırsın?

Belli standartlar çerçevesinde kodlanan ve klişeleşen söylemlere ironik bir bakış açısı oluşturmak, gerçekten kilometrelerce uzak, alışılmış saçmalıkları işaret etmek istiyorum.

Mesajlarını cinsel öğeleri kullanarak verme misyonu nasıl oluştu?

İktidar, şiddet ve güç kavramları insani olan diğer birçok şey gibi erkeklik üzerinden kodlandığı için yine tüm diğer her şey gibi cinsellikte erkeklik üzerinden ve onun çerçevesinde tanımlanıyor. Haliyle dişil olanın cinselliği sığ bir perspektifle tabulaşıyor. Öznesi erkek nesnesi kadına dönüşen bu düşüncenin sığlığını bir parça vurgulamak istememden kaynaklanıyor.

Eserlerinin özellikle sosyal mecralarda oldukça sansüre uğradığını belirtmişsin, düşüncelerin, çıplaklığın ve ifadelerin de ötesinde sanatın sansürü hakkında ne düşünüyorsun?

Sanat sanatçı aracılığıyla çağa tanıklık eder diye düşünüyorum. Sonuç olarak insanlık tarihinin geçirdiği evrimsel süreç sanata doğrudan yansımış ve tarih bu sansür imparatorluklarının hazin sonlarıyla dolu. Bu çağ dışı konuyla ilgili keşke hiçbir şey düşünemesem.

Cinselliği hem pop-kültürle hem de “Adana Kebap” serilerin içerisinde Türk kültürel ögeleriyle de eşliyorsun, buradaki ilhamın nereden geliyor?

Bu coğrafyada yaşayıp üreten bir ressamım ve buraya ait ögeler görmek gayet mümkün. Hem popüler kültür hem de kültürel ögelerin iki yüzlü oldukları ortak noktalardan birinin cinsellik olduğunu düşünüyorum. Bu duruma işaret etmek, biraz da dalga geçmek istiyorum. Eğlenmek çalışmak için en önemli motivasyonlarımdan biri.

İleride farklı disiplinlerde ve materyallerde de üretmek istiyor musun, nasıl planların var? 

Kendimi ifade edebileceğim tüm materyallere açık ve yeni şeyler denemeyi de severim. Başka disiplinlerle de yapmak istediğim şeyler var, bir de kişisel sergi planım var onlarla ilgili şu an için çalışıyorum.

Bir anlamda sanat dilini oluşturmuş bir sanatçısın, eserlerine şu an bakıldığında bu Meltem’in eseri diyebiliyoruz. Bunu nasıl sağladın?

Bu durum sanırım izleyici için daha net söylenebilir, açıklanabilir bir süreç. Başladığım noktadan şimdiye kadar gelişen ve değişen bir aşama olduğu için bunu duymak çok motive edici. İstikrarlı ve düzenli çalışmayı seviyorum eğleniyorum da. Bu da bir etken olmuş olabilir.