Somewhere Between Melancholy and Fantasy w/ Szabolcs Bozó

Arts & Culture8 Temmuz 2026
Somewhere Between Melancholy and Fantasy w/ Szabolcs Bozó



Szabolcs Bozó’nun resimleri, hafıza ve hayal gücü arasında bir yerde var oluyor. Aynı anda masum, melankolik ve fazlasıyla insani hissettiren oyunbaz karakterlerle dolu, evreni. Macar folkloru, çocukluk animasyonları ve modern hayatın duygusal çelişkilerinden beslenen Bozó, yüzeyin altındaki karmaşıklıkları inkar etmeden umutsuzluğa yaslanmayan kendine özgü bir görsel dünya kuruyor. Sanatsal özgürlük, nostalji ve karakterlerinin taşıdığı sessiz duygusal ağırlık, eserlerinin merkezinde yer alıyor. Bozó’nun renkli evreni derin düşlerle örülü, ama burada umutsuzluğa yer yok.

DUYGU Resimlerin çoğu zaman mizah, masumiyet ve duygusal bir belirsizlik arasında duruyor. Karakterlerin aracılığıyla yaratmaya çalıştığın duygusal dünyayı nasıl tanımlarsın?

SZABOLCS Eserlerim, Macar animasyonlarından doğan fantastik yaratıklardan ilham alan figürlerle dolu. Hepsi çocukluğumdan geliyor; herkesin hayatındaki o masum dönemden. Bazı insanlara çocuk kitaplarında, televizyon programlarında ya da hikayelerde büyüdükleri karakterleri hatırlatabilirler. Ama bunlar sadece Batılı ikonların neşeli temsilleri değil, bundan çok daha fazlasını taşıyorlar.

Macar folkloru ve mitolojisi, ahlaki anlatılarıyla bilinir ve ülkenin yıllar boyunca yaşadığı politik ve toplumsal değişimlerden derin biçimde etkilenmiştir. Ben de bu figürleri sürekli yeniden dönüştürüyor, yeniden hayal ediyorum. Hem onların içinde hem de kendi hayatlarımızda var olan melankoliyi ortaya çıkarmaya ve onu tuval üzerinde başka bir şeye dönüştürmeye çalışıyorum.

DUYGU Birçok insan eserlerinde güçlü bir özgürlük ve içgüdüsellik hissi görüyor. Peki yaratım sürecin perde arkasında nasıl ilerliyor?

SZABOLCS Sanatsal pratiğim çoğunlukla çizimlerle başlıyor ve zamanla tuvale taşınıyor. Ama en önemli şey, çizme arzusunu başlatan o ilk ilhamı bulabilmek. Bu da genellikle geçmiş deneyimlerimden ve gündelik hayatta açık fikirli kalmaktan geliyor. Instagram hikayelerimde etrafımda gördüğüm küçük ilham anlarını sık sık paylaşıyorum; bazen bir binanın formu bana figüre dönüşebilecekmiş gibi geliyor ya da bulutlar insansı bir şekil alıyor. Gündelik hayatın içinde sanatı görebilmek benim için hayatın doğal bir parçası. İnsanların eserlerimde hissettiği o sınırsızlık duygusunu koruyan şeylerden biri de muhtemelen bu.


Somewhere I Belong, 2026

Solicitor and His Client, 2026

Moon Gazing, 2026

DUYGU Çizdiğin karakterler hem muzip hem de ilginç bir şekilde içe dönük. Onlar senin uzantıların mı, topluma dair gözlemlerin mi, yoksa tamamen kurmaca figürler mi?

SZABOLCS Bazen hepsi olabiliyorlar bence. Paris’te Semiose’daki güncel sergimin adı Antidote. Bu sergi, resim yaparken karamsar bir şeyden ziyade umut taşıyan bir dünya yaratma isteğimle şekilleniyor. Ama bu, toplumdaki zorlukları görmezden geldiğim anlamına gelmiyor. Eserlerde kendimden parçalar da var. Bazen bir figür, hayatımın çok temel bir parçasından ilham alabiliyor; köpeğim Stevie ya da Macar kültürüyle büyümüş olmam gibi.

Yaratım sürecim çok fazla iz, jest ve müdahale içeriyor. Bazı çizgiler bilinçli olarak tamamlanmamış gibi kalıyor, tuvalin bazı bölümleri ham bırakılıyor ya da boya sıçramaları görünür halde tutuluyor. Bir eserin ortaya çıkışındaki karar süreçlerini gizlememeyi seçiyorum. Bunun izleyiciyle aramda farklı bir iletişim alanı açtığını düşünüyorum; çünkü eser gözlerinin önünde oluşuyormuş gibi hissedebiliyorlar. Aynı zamanda bu eserleri, kendi hayatlarındaki ya da çevrelerindeki karanlık ve melankolik taraflara karşı birer “antidote” olarak da görebiliyorlar.



“Gündelik hayatın içinde sanatı görebilmek benim için hayatın doğal bir parçası. İnsanların eserlerimde hissettiği o sınırsızlık duygusunu koruyan şeylerden biri de muhtemelen bu.”

Szabolcs Bozó


Photo courtesy of the Artist and Csongor Bozó

DUYGU Yaşama şeklin -yaşadığın yerler, günlük rutinlerin, dinlediğin müzikler, çevrendeki insanlar- eserlerinin atmosferini nasıl etkiliyor?

SZABOLCS Bence hepimiz, zaman geçirdiğimiz insanlar ve içinde bulunduğumuz şeyler tarafından şekillendiriliyoruz. Bunların bazılarını biz seçiyoruz, bazılarınıysa seçemiyoruz; aile gibi. Çocukluğumda iki büyükannemin de resim yapıyor ve bir şeyler yaratıyor olması büyük bir şanstı. Hala onların eskiz defterlerine, çizimlerine, şablonlarına ve resimlerine bakmak benim için inanılmaz bir ilham ve referans kaynağı.

Bazı şeyleri ise kendimiz seçiyoruz. Müzik, beni motive eden ve ne resmettiğimi, o esere nasıl bir enerji taşıdığımı etkileyen şeylerden biri. Atölyemde çoğu zaman Stevie Ray Vaughan ya da Jimi Hendrix çalar. Bazen de arka planda bir dizi açık olur; odaklanmama yardımcı oluyor.

Ama bazen müzik ya da hayat tarzımızın başka parçaları tam tersine de dönüşebiliyor ve yaratmayı zorlaştırabiliyor. Dinleyebileceğimiz sonsuz seçenek var ama yeni müzikler, yeni türler ya da genel olarak hayatta yeni şeyler keşfedebilmek için önce doğru ruh halinde olmanız gerekiyor.

DUYGU Modern sanat dünyası çoğu zaman trendlerin ve sürekli görünür kalma baskısının etkisi altında. Sanatsal sezgini dışarıdan gelen beklentilerden nasıl koruyorsun?

SZABOLCS Bence çoğu sanatçı şunu söylerdi: Eğer sanatınızın gerçekten bir anlam taşımasını ya da birine bir şey hissettirebilmesini istiyorsanız, o şeyin gerçekten sizden çıkması gerekiyor. Sadece başkalarını memnun etmek ya da mevcut beklenti ve trendlere uyum sağlamak için yapılmış bir şey olmamalı.

Tabii bunu söylemekle gerçekten uygulayabilmek aynı şey değil. Hepimiz etrafımızdaki şeylerden etkileniyoruz; trendlerden, insanların fikirlerinden ve eleştirilerinden. Deneysel süreçlerde bazen farkında olmadan bu dış etkenleri memnun etmeye çalışan şeyler yaptığımı fark ediyorum. Ama dönüp esere baktığımda ve kendime gerçekten sevip sevmediğimi sorduğumda, içime sinmeyen bir şey oluyor. Kendi sezgine güvenmek çok önemli. Eğer tuval üzerinde bir şey sana doğru gelmiyorsa, büyük ihtimalle dış etkenlerin etkisi fazla ağır basmıştır. Ama bunların hepsi de deneme sürecinin doğal bir parçası.


A Dog’s Dream, 2026 

DUYGU Bugün hayal gücünü beslemeye devam eden sanatçılar, filmler, kitaplar ya da gündelik hayattan beklenmedik anlar var mı?

SZABOLCS Sanatı bir kariyer olarak düşünmemde en büyük etkilerden biri Jonathan Meese olmuştu. Atölyesinde çalışırken çekilmiş videolarını izlerdim. Üretme biçimi inanılmaz özgür ve içgüdüseldi; bu benim için gerçekten ilham vericiydi. Lisede sanat okuluna gitmiş olmama rağmen, insanların gerçekten sanatçı olabileceğine çok da inanmıyordum açıkçası. Ancak bu tarz videoları gördükten sonra sanatın gerçekten peşinden gidebileceğim bir yol olabileceğini düşünmeye başladım.

DUYGU İleriye baktığında, eserlerine aşina olan insanları şaşırtabilecek yeni mecralar, iş birlikleri ya da projeler var mı keşfetmek istediğin?

SZABOLCS Şu sıralar Paris’teki La Fantaisie oteliyle bir iş birliği üzerinde çalışıyorum. Otelin suitlerinden biri karakterlerimle yeniden kurgulandı. Mekanda atölyemden tanıdık detaylar var; çizimlerle kaplı bir duvar gibi. Ama bu proje aynı zamanda kumaşlar ve gündelik objeler gibi yeni materyaller keşfetmeme de alan açtı. Böylece insanlar eserlerimi klasik sergi formatına kıyasla çok daha dokunsal bir şekilde deneyimleyebiliyor. Paris’in benim için her zaman özel bir yeri oldu çünkü ilk sergim oradaydı. Bu yüzden yeniden Paris’te, böylesine heyecan verici bir proje üzerinde çalışıyor olmak benim için gerçekten çok keyifli.

İleride ise bir binanın dış cephesine bir enstalasyon yapmak isterdim. Daha önce de söylediğim gibi Londra, arkasında büyük bir tarih taşıyan mimarilerle dolu bir şehir. Hatta burada şaşırtıcı derecede fazla Macar mimarisi de var. Eserlerimin bu ikonik yapılardan birinin üzerinde hayat bulmasını çok isterdim. Oldukça eğlenceli olabilirdi.

DUYGU Birisi eserlerinle ilk kez karşılaştığında, ayrıldıktan sonra onlarla birlikte neyin kalmasını umuyorsun? Bir imge, bir his, bir soru… ya da bambaşka bir şey mi?

SZABOLCS İnsanların eserlerime baktıklarında belirli bir şeyi hissetmelerini istemiyorum. İnsanlara böyle bir beklenti yüklemenin doğru olduğunu düşünmüyorum; sanatın da bu şekilde deneyimlenebileceğine inanmıyorum. Sanırım Antidote serisindeki son eserlerle yapmaya çalıştığım şey, içinde yaşadığımız sürekli değişen ve melankolik dünyaya küçük de olsa bir pozitiflik ve kaçış hissi ekleyebilmek.


Liquid Memory, 2026

 In The Shadows, 2026

Cold Landing, 2026

Interview by Duygu Bengi
All paintings and photographs of the paintings are courtesy of the artist and Semiose, Paris.

Author: Based Istanbul

RELATED POSTS