Bazı tınılar içinize işliyor ve sizi aşıp kâinatı ele geçiriyor sanki… Dilara’nın müziği uzun yıllardır görmediğiniz eski bir dostu görmek, her seferinde ruhunuzun derinliklerinden çıkan o tanıdık hislerle yeniden yüzleşmek gibi… Sıfatlar zamanla değişebilir, tıpkı bizlerin içerisindeki bitmeyen yolculuk gibi… Şimdilik Dilara ile bir yaz akşamı antik bir tiyatroda, doğayla birlikte huşu içerisinde süzüldüğümüz bir konseri düşlüyor ve hayallere dalıyoruz!

Müziğini hiç dinlememiş birine “Lara Di Lara”yı nasıl anlatırsın?

İnsan olarak garip bir şekilde, sınırlara ihtiyaç duyduğumuzu düşünsem de bir şeyleri kategorize etmekte genelde zorlanıyorum. Her şey bence çok değişken bu hayatta. Zevkler, renkler, deneyimler, istekler, arzular, zamanla değişebiliyor. Gördüklerimiz ve duyduklarımızla dönüşebiliyor. En azından ben kendi hayatımı böyle yaşadığımı görüyorum gün geçtikçe. Müziğim de benimle zamanla dönüştüğü için onu bir kalıba tam olarak sokamıyorum ama sanırım temelinde bir hikaye anlatıcılığına dayanıyor. Genelde hep anlatmak istediğim, değinmek istediğim bir konu oluyor. Parçaların tınıları da bu konular etrafında şekilleniyor. Enstrümantasyonunu ya da hissiyatını hikayeye göre inşa ediyorum. Bazen ilk sözler beliriyor bazen de melodi… Parçalarımın şimdiye kadar pop, alternatif-pop, indie, drum n bass, synth-pop, rock gibi kategorilerde yer aldığını gördüm. Bense müziğimi genelde şöyle tanımlamayı tercih ediyorum: “Gözümden, içimden, kafamdan, sesimden; toprak, hava ve suda olan bitenler hakkında.”

Müziğin hayatının merkezinde olacağını ne zaman anladın?

Sanıyorum müzik, bilinçaltımda ve kalbimde hep vardı. Müzisyen ve müzik dolu bir ailede büyümemin de mutlaka etkisi vardır tabi ama müziği profesyonel olarak seçeceğimi üniversiteye kadar bilmiyordum ve bunu pek de düşünmemiştim. Son anda girdiğim yetenek sınavından geçince, aslında bambaşka şeyler okumak üzere ilerlerken, bu kabul ile başka bir yola sapmış bulundum. Böylelikle müziğin hayatımda her şekilde tam merkezimde olacağını da anlamış oldum.

Kendi sesini bulma sürecin nasıl başladı?

Müzikle, şarkı söylemekle ve yazmakla her zaman ilgili oldum. Hep çok fazla, çeşitli müzikler dinledim ve analiz etmeyi çok sevdim. Hem tınısal olarak hem de sözel olarak kim neyi nasıl çalmış, nasıl söylemiş, ne yazmış soruları beni hep çok heyecanlandırır ve merak ettirirdi. Hala da öyle! Sanırım bu merakımla da birlikte, ben neler yapabiliyorum, benim bedenimden nasıl sesler çıkıyor, ses rengim nedir, neyi nasıl söylersem istediğim hissiyatı yakalarım, içimdekileri yazıya nasıl dökerim, bir enstrüman nasıl çalınıyor, enstrümanların tınılarının farkları nedir? Bu ve benzeri soruları kendime sormaya başladığım an, kendi sesimi bulma yoluna da girmiş bulundum. Bu da 5-6 yaşlarında başladı aslında… Elbette büyüdükçe, bilinçlendikçe daha detaylı ve kapsamlı olmaya başladı süreç. Hala da devam ediyor. Bu bir kez bulup duracağın bir şey değil bence.

lham senin için neyi ifade ediyor?

İçimdekileri ve zihnimdekileri tetikleyecek, hareketlendirecek herhangi bir şey benim için ilhamdır.

Yaratıcılığı nasıl tanımlıyorsun?

Yaratıcılık hem bir dürtü hem de bir araç ve bunun herkeste olduğuna inanıyorum. Ancak bunun farkına varılması gerektiğini ve varıldığında da üstüne gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aslında durup dururken olan bir şey değil. Yaratıcılık antenlerini açmış olmak gerekiyor. Bu antenlerin de anahtarı bence kendine inanmak, kendine güvenmek, cesur ve açık olmak. Kendini baskılamamak, baskılatmamak. Bunun farkında olanlar, yaratıcı oluyor. Olmayanlar, yaratıcı olduklarını bilmiyor ve bu nedenle de yaratıcılıklarını kullanamıyor. Konu ne olursa olsun sadece sanatta değil, hayatta da yaratıcı olduğunu bilmek yaratıcı tarafını canlı tutacaktır ve böylelikle hayatı daha renkli kılıp yeni kapılar açacaktır.

Üretirken kendine nasıl bir ortam hazırlıyorsun?

Üretimimin farklı kolları olduğu için ortamları da farklı olabiliyor. Örneğin yazı yazarken, her yerde olabiliyorum. Özellikle odamda ya da masa başında olmama gerek yok. Veya özel bir saat aralığında yazmıyorum. Bir vapurda, yolda, iskelede, sahilde, minibüste, otobüste, mutfakta, uçakta, gece kulübünde, okul zamanındayken derste… Müzik yazarken de genelde sessiz sakin bir odada – ki bu da çoğunlukla evimdeki küçük stüdyomu işaret ediyor – olmayı tercih ediyorum. Ama evimden uzaktaysam veya bir anda bir fikir gelirse, en hızlı şekilde telefonuma kaydediyorum sonra yine odama geldiğimde o fikri toparlamaya başlıyorum.

Müziğine dair asla yapmam dediğin bir şey?

Asla kelimesi genel olarak pek kullandığım bir kelime değil. İnsan neyin ne zaman nasıl olacağını ya da olmayacağını bir yere kadar kestirebilse veya öngörebilse de tam olarak bilemiyor. Müziğim için de böyle düşünüyorum. Her an her şey olabilir!

Tüm Kıyafetler SUDI ETUZ

Dijitalleşen dünya müzik piyasasındaki üretim ve yayılım sürecini nasıl etkiliyor?

Tüketimle doğru orantılı üretim de artıyor bence. Fakat bu üretimlerin büyük bir çoğunluğunun tamamen para ve ün odaklı yapıldığını düşündüğüm için sağlıklı, doğal ve pozitif üretimler olmadığına inanıyorum. Yayılım hızının eskiye göre çok daha hızlı ve “kolay” olması da bu boş üretimleri, hatta bu dünyanın deyişiyle “içerik”lerini git gide sığlaştırıyor ve basitleştiriyor. Bir üretim sürecinin ihtiyaç duyduğu ‘bilgi’, ‘merak’ ve ‘donanım’ konuları gün geçtikçe zayıflıyor ve bu nedenle çeşitlilik, virtüözite ve birikim kavramları yok olmaya başlıyor. Bu beni korkutuyor ve üzüyor. Süreçler kısaldıkça anlamlar da manasını yitirmeye başlıyor ve git gide birbirine benzeyen, fabrikasyon ve aslında farkında olmadan dayatılan biçimlerin esiri olunuyor. Öz ve ruh ortadan kalkıyor, yerini “müzik piyasası veya endüstrisinin” “kuralları” alıyor. Bu da sanatsal bir üretim için çok tehlikeli ve dinleyici için de beyin yıkamadan başka bir şey değil bence.

Konserlerin bir hayale dönüştüğü bu dönemde senin hayalindeki konser nasıl?

O kadar uzadı ki bu dönem, hayallerim de birden fazla oldu! Açık havada çok fazla insanın olduğu bir festivalde konser vermek istiyorum. Herkes istediği gibi avaz avaz söylesin, dans etsin ve birlikte olduğumuzun tadı doya doya yaşansın! Kapalı ve daha ufak bir mekanda ışıklardan, sıcaktan terleyip müziğin olduğumuz odayı doldurduğu bir konser de düşlüyorum diğer bir yanda… Ya da bir yaz akşamı antik bir tiyatroda, doğayla birlikte huşu içinde süzüldüğümüz bir konser.

Photography by PELİN KAÇAR
Styled by DİLARA BEGÜM