Jacques Audiard’ın Palme d’Or ve Queer Palm adaylığı bulunan ve orijinal adı ‘Les Olympiades’ olan filmi, Paris’in 13. Bölgesinde şehrin tarih ve kültüründen uzak, filme adını veren Les Olympiades gökdelenlerinde yaşayan üç gencin hikayesini anlatıyor. 

Başrollerini Lucie Zhang, Makita Samba ve Noémie Merlant’ın paylaştığı film oldukça bu üç gencin toksik ilişkiler etrafında kurulmuş yaşamlarını ele alıyor. ‘Killing and Dying’ isimli bir Amerikan çizgi romanından esinlenen Audiard filmin senaristliğini film serimizin 15. filmi olan ‘Petite Maman’ın yazarı Céline Sciamma ile paylaşıyor. Her ne kadar mekan seçimi, siyah beyaz çekim veya olayların genel çerçevesi oldukça karamsar ve depresif gözükse de filmin işlediği konunun yanı sıra işleme biçimi için alıştığımız Paris konulu aşk filmlerinden oldukça farklı olduğunu söylemeliyiz. Buna karşın filmin oldukça naif bir şekilde işlendiğini söylemek mümkün. Mutlu sonla biten film aynı zamanda günümüz kadın-erkek ilişkilerini oldukça düz bir bakış açısından ele alıyor. İlişki istemeyen bir erkek karakter iki kadın arasında kalıyor. Kadınlardan biri onu severken adamın kendisinden kaçan diğer kadına çekilmesi gibi bir çerçeveden konuyu işleyen yönetmenin çok da derinlik aramadığını ve bu karmaşık ilişkileri oldukça yüzeysel bir noktadan anlattığını görüyoruz. 

Hikayenin etrafında döndüğü ilk karakterimiz Emilié bakımevinde kalan büyükannesinin evinde yaşayan ve telemarketing yapan genç bir kadın. Hayatındaki belirli boşlukları doldurmak amacıyla ev arkadaşı aramaya başlar ve her ne kadar kadın bir ev arkadaşı arıyor olsa da karşısına Camille çıkar. Başta Camille’nin kadın olduğunu düşünerek görüşmeyi kabul eden Emilié karşısındaki çekici erkeği görünce oldukça şaşırır ancak belirli kurallar koyarak ev arkadaşı olmasına izin verir. Kurallar ise sadece birkaç dakika sürer ve iki genç birbirlerine karşı koyamazlar. Duygusal olarak boşlukta olan, ailesi ile sorunları olan ve büyükannesine istediği ilgiyi gösteremeyen Emilié, bu eksikliklerin yerini doldurması için Camille ile ciddi bir ilişki yaşamak istemektedir. Ancak Camille aynı fikirde değildir. Ciddi bir ilişki yaşamak istemeyen Camille bunu her ne kadar Emilié’ye açık açık söylese de Emilié kafasındaki düşüncelere engel olamamaktadır. Camille’nin eve getirdiği diğer kızları gördükçe düşen Emilié, sonunda Camille’nin evi boşaltması ile her ne kadar üzülse de biraz daha rahatlayacaktır. 

Bu noktada kadrajımıza üçüncü ana karakterimiz Noémie giriyor. 30lu yaşlarında, üniversiteye tekrar başlayan ve hayatını değiştirme çabasında olan oldukça içine dönük, çekingen kadının hayatı gittiği ilk partide değişiyor. Peruk takarak farklı bir görünümle partiye katılan Noémie, aynı çevrede oldukça tanınan Amber Sweet adlı telesex ünlüsü ile karıştırılıyor. Bu konuda oldukça kapalı olan Noémie, aldığı tepkileri kaldırmakta zorlanıyor ve çareyi gerçek Amber Sweet ile tanışmakta buluyor. Amber ile tanıştıktan sonra onunla adeta arkadaş oluyor ve  hayatında birçok konuda reform yapan Noémie sonunda Camille ile tanışıyor. Film bu sekanstan itbaren Emilié, Camille ve Noémie üçlüsünün seks, arkadaşlık ve ilişkiler üçgeninde yaşadığı toksik olaylara evriliyor. 

Cannes’da Best Soundtrack ödülünü ‘Annette’ ile paylaşan ‘Paris, 13th District’ tadında karanlık ama bir o kadar da naif filmleri seviyorsanız sizi film için hazırladığımız playlisti dinlemeye davet ediyoruz.