Thierry Mugler’in ardından şimdilerde başka bir moda devinin tasarımlarını Paris’teki Musée des Arts Décoratifs’te görüyoruz. Sergide, sanatı modayla sürekli diyaloga sokan İtalyan tasarımcı Elsa Schiaparelli’nin avangart ve cüretkar ruhu vurgulanacak. 

Bir tasarımcıyla buluşmaktan çok daha fazlası olan sergi, Elsa Schiaparelli’nin moda ve sanatı nasıl harmanladığını gözler önüne serecek. Nitekim Shocking Chic – Les mondes surréalistes d’Elsa Schiaparelli sergisinde Jean Cocteau, Pablo Picasso, Andy Warhol, Salvador Dalí ve René Magritte gibi birçok sanatçıyla işbirliği yaptığını görüyoruz. Elsa Schiaparelli sayesinde moda gerçek anlamda bir gösteri haline geldi. Tarihteki en etkili kadın tasarımcılardan olan Schiaparelli için moda sadece bir meslek dalından ibaret değil. “Kıyafet tasarlamak bir meslek değil, bir sanattır. En zor ve hayal kırıklığı yaratan sanatlardan biridir çünkü kıyafet ortaya çıkar çıkmaz geçmişe aittir.” 

1973’teki vefatının ardından Yves Saint Laurent, John Galliano, Alexander McQueen, Miuccia Prada, Rei Kawakubo ve benzeri kalibredekilere ilham veren bir miras bıraktı. Annesi tarafından sürekli çirkin olduğuna dair laf işiten Elsa, yüzünü çiçeklerle kapatmaya karar verdi. 6 yaşındaki küçük kız, bahçıvandan tohum alarak onları ağzına, kulaklarına, boğazına koydu çünkü ısıyla büyüyeceklerini düşündü. Felsefe eğitiminin ardından şair olmaya karar veren İtalyan tasarımcı Paris’e yerleştiğinde tasarımcı Paul Poiret ile bir  yürüyüş sırasında tesadüfen karşılaştı ve onun öğrencisi oldu. Her ne kadar ilk tasarımları birçok tasarımcı tarafından takdir edilmese de popülaritesi o kadar arttı ki 13 Ağustos 1934’te Time dergisinin kapağına çıktı. Bu onura erişen ilk kadın olan Elsa Schiaparelli için dergi şu sözleri kullandı: “Çağdaşlarının çoğundan daha çılgın ve daha orijinal olan Schiaparelli, “dahi” teriminin en sık kullanıldığı kişidir. Kadın en yakın arkadaşları için bile bir muamma olmaya devam ediyor.” 

Çağdaşı Coco Chanel ve birçoğundan farklı olarak Elsa’nın stili diğerlerinden çok net bir şekilden ayrılıyor. İtalyan tasarımcı hayal gücüne inandı ve ortaya estetiği ve cüretkarlığıyla öne çıkan tasarımlar çıktı. Stiliyle eşleşmesi için imza rengine ihtiyacı vardı ve Schiaparelli bunu pembede buldu. Shocking Pink adını verdiği pembeyle eşsiz stilini böylece tamamlamış oldu. 1952’deki Moulin Rouge filmi için Zsa Zsa Gabor’u giydirdi, hatta uçları pembeye boyanmış sigaralarla karşımıza çıktı. Pembe şimdilerde tatlı olmakla ün yapmış olabilir ancak Schiaparelli için durum böyle değildi. Onlar için pembe, ne istediğini bilen ve peşinden gitmekten korkmayanların kullandığı gücün rengiydi. Schiaparelli’nin güçlü rengi “Shocking Pink” böylece serginin ilham kaynağı oldu.

Moda tarihinin mihenk taşlarından biri olan Elsa Schiaparelli’nin mirasını 6 Temmuz 2022’den itibaren Paris’te görme şansımız olacak. Sanat ve moda arasındaki diyalogu sürdürebilen ve koleksiyonlarıyla bugün hala ilham veren tasarımcının yeteneklerini şimdi yeniden keşfetme zamanı.