Yakın zamanda Yönetmen Abteen Bagheri ve sinematograf Isaac Bauman ile bir müzik videosu hazırlayan Sara Şensoy Sinematografi Film Festivali Camerimage için Polonya’da. Etrafını saran heyecan ile sorularımızı cevaplıyor, bize projelerinden ve kostüm tasarımının geleceğinden bahsediyor.

Bize güncel projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Şu anda dünyanın en iyi sinematografi film festivali olan Camerimage için Polonya’dayım. Kostüm tasarımcısı olduğum Kodaline – ‘’Ready’’nin en iyi müzik vidyosu ve en iyi sinematografi adaylığı için yönetmen Abteen Bagheri ve sinematograf Isaac Bauman’la beraberiz. Dünyanın en iyi film yapımcıları ve görüntü yönetmenleriyle dolu harika bir anın içindeyiz. Sessiz ve soğuk Bydgoszcz şehri bitmeyen, efsanevi bir partiyle dönüşüme uğramış durumda. Herkesin enerjisi ve ortak tutkusu çok ilham verici oldu.

Ardından, yönetmen Abteen Bagheri ile bir iPhone uygulaması reklamı için kostümler üzerine çalışıyorum. Heyecan verici bir proje ve Los Angeles’ta çekilecek. Uygulama ve konsept şu anda gizli tutulduğu için malesef daha fazla bir şey söyleyemiyorum.

Kostüm tasarımına nasıl karar verdiniz?

5 yaşımdaki en erken anılarıma kadar gidiyor. Annemin arkadaşı bana İtalya’dan bir kitap getirmişti, içinde Gianni Versace’nin Milan’daki La Scala için tasarladığı opera kostümleri vardı. Bu kitaptaki skeçlerden büyülendiğimi ve bir gün öyle çizim yapmayı hayal ettiğimi hatırlıyorum.

Ben 90’larda Jonathan Glazer, Chris Cunningham, Hype Williams, Spike Jonze, ve Mark Romanek gibi yönetmenlerin harika müzik vidyolarını MTV’de izleyerek büyüdüm. Müziğin altın çağındaki bu müthiş setler ve kostümlerden ilham almadan duramadım. O zamanlar, kostüm tasarımının okuyabileceğim bir şey olduğunu bilmiyordum. O dünyaya girebilmek için moda okumam gerektiğini düşünüyordum.

Sanatsal bir aileden geldiğim için çok şanslıyım. Büyükbabam, Prof. Hamdi Şensoy, İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi’nin dekanıydı. Babam peyzaj mimarı, annem takı tasarımcısı ve teyzem sanat tarihçisiydi. Bana her gün çizim çalışmam gerektiğini hatırlattılar. Malesef okuduğum lise sanattan ziyade akademiye odaklanmıştı, böylece okuldan sonra boş zamanlarımı Sanatçı Deniz Orkus’un stüdyosuna geçirdim.

10. sınıfın yazında, portföyümü geliştirmek için New York’ta Parson’s Tasarım Okuluna gittim, orada öğretmenim bana eğer yapabilirsem Londra’daki Central Saint Martin’s okuluna gitmemi söyledi. Oraya girebilmemin imkansız olduğunu düşünüyordum, ama annem beni Londra’ya gitmeye ve CSM’ye portföyümü götürmeye ikna etti. Olan oldu, okula girdim ve ilk yılıma başladım.

CSM’de, Kostüm tasarımını lisans olarak keşfettim. Sandy Powell (Interview with the Vampire, Wolf of Wall Street, Carravagio, The Aviator), Alison Chitty (Mike Leigh filmleri), Anthony Powell (101 Dalmatioans, Indiana Jones) gibi tasarımcılar burada okumuştu. Çok ilham verici bir 4 yıldı, orada kendi tasarım dilimi deneyimleyerek buldum ve hocalarım ve yaşıtlarımla ortaklıklar kurdum. Hemen ardından, müzik videoları ve reklamlar üzerine çalışmaya başladım, her şey oradan aldı başını gitti…

Moda yerine neden kostüm tasarımını takip etmeyi tercih ettiniz?

Bir senaryodan çalışmayı ve karakter yaratmayı çok seviyorum. Kostümler süslemek veya alıcı profilini tatmin et- mek yerine bir hikayeyi -karakteri- yerine oturtuyor.

Kostüm tasarımı sizi dünyanın her yerine götürüyor. Bahama’larda çalışabilirsiniz veya Japonya’nın bir bölgesinde suya giriyor olabilirsiniz, sadece ziyaret ediyor olsanız asla göremeye- ceğiniz bir dünya.

Ben bizim hayatımıza çingene hayatı diyorum. Projeler sizi nereye götürüyorsa oraya gidiyorsunuz. Her zaman evriliyor, hiç bir zaman bir iş diğerine benzemiyor, ve sürekli farklı ses ve tarzlarda sanatçlılarla çalışıyorsunuz, bu da zanaatınızı zenginleştiriyor.

Başlangıcından itibaren bir kostüm tasarımcısı olarak çalışırken evriminiz nasıl oldu?

Kademeli bir süreçti, her proje ile yeni bir şey öğrendim ve beni daha iyi olmaya yönlendiren yeni insanlarla tanıştım.

Başlarda, azimli, konsept içerikli işlerde çalışma olanağını istedim, bu yüzden müzik vidyoları doğal olarak uygun geldi. İlk kez deneyimleyebileceğim ve filmlerde çalışmanın temellerini öğrenebileceğim, deneysel çalışma özgürlüğüm olabilecek bir araçtı.

Şirket şu anda yok, ama ilk olarak Londra’da Flynn isimli bir yapım şirketine staj başvurusu yaptım. O zamanlar Chemical Brothers’ın bir çok vidyosunu yapıyorlardı, ve orada bir yapım sürecinin dinamiklerini öğrendim. Daha sonra müthiş bir kostüm tasarımcısı olan Hannah Edwards’a assistanlık yapmaya başladım, kendisiyle şu anda bir stüdyo paylaşıyorum. Kendisi MIA – Bad Girls, Kanye West – No Church in the Wild, Paolo Nutini – Iron Sky gibi harika reklam/müzik videolarının ve yakın zamanlarda çıkan Catch me Daddy filminin arkasında yer alıyor. Onun önerisiyle, ben de müzik videolarında tasarlamaya başladım, bu da beni reklamlar ve filmler için tasarım yapmaya yönlendirdi.

Aynı zamanda, uzun metraj filmlere girmek istediğimi biliyordum, bu yüzden çalışmalarını çok beğendiğim Silvana Sacco (Lord of the Rings, Mission Impossible) ile iletişime geçtim. Portföyüme baktı ve beni asistanı olarak işe aldı. Gulliver’s Travels’da kendisine asistanlık yaptım, bu da beni Clash of the Titans, War Horse ve 47 Ronin gibi filmlere yönlendirdi.

Bu filmlerde çalışarak, kostüm tasarımını, özellikle de kostümleri içindeki karakterlere gerçek bir boyut katan kostüm efektlerini detaylı olarak öğrendim. Bu, kostüm tasarımının inandırıcılığına ve gardrobun derinliğine bir kat daha ekleyen makyajı gibi.

Yüksek bütçeli filmler, dublörlerin kostümlerinden sipariş üzerine düğme yapmaya kadar ince ayrıntılarla, size küçük ölçekte göremeyeceğiniz şeyleri gözlemleme ve teknikleri deneme fırsatı tanıyor.

“Bir kostüm tasarımcısı olarak, bir karakteri geçmiş, bugün ve geleceğini düşünerek, neden belli bir şekilde giyindiğini gerekçelendirerek yaratıyorsunuz. “

Bir çok tasarımcı ve yaratıcı insan çok özgüvenli duruyor. Bu sadece dış görünüş mü?

Özgüven zamanla gelir. Yaptığınız işi gerçekten hissetmek için sürekli yapmaya devam etmelisiniz. Çok kolay görünen bir proje özgüveninizi kıran bir kurşun olabilir. Bu gibi anlarda, kalkıp üzerinden yürümekten güç buluyorum. Bu endüstride kendinizi korkusuz olmak ve eleştrilere kulak asmamak için eğitmelisiniz.

Çalıştığım bazı yönetmenlerle güçlü ilişkiler kurdum, karşılıklı bir anlayış ve güvenimiz var. Hayranlık duyduğunuz biri size inanıyorsa, kendinize ve yaptığınız işe güvenmeye başlıyorsunuz.

İlhamı nerede buluyorsunuz? Tarih, moda tasarımcıları, seyahatler?

Tarihi parçalar için, Londra’daki Victoria & Albert Müze Arşivi ve Bath Kostüm Müzesi çok ilham verici. Her zaman kitaplar, kostümler, fotoğraflar ve hatta resimler topluyorum.

En nihayetinde, ilham bir taşın renginden bir müzik parçasına kadar her yerden gelebiliyor. Sürekli insanları gözlemliyorum ve giysilerini neden öyle giydiklerini değerlendiriyorum. Bir kostüm tasarımcısı olarak, bir karakteri geçmiş, bugün ve geleceğini düşünerek, neden belli bir şekilde giyindiğini gerekçelendirerek yaratıyorsunuz. Seçtikleri renk paleti, dokular, iç dünyaları ve niyetleri devreye giriyor. Bazen, bir duvarın veya desenin dokusuna bakıyorum, ve onda karakter özelliği yaratan bir şey görüyorum.

Fotoğraf: Can Evgin