Geçit törenlerine ve diğer şenliklere katılarak Onur Ayı’nı kutlasak da bazı filmler var ki izlemeden olmaz. “Nereden başlamalı?” diye düşünüyorsanız merak etmeyin, en iyi ve en ünlü LGBTQ+ filmleri karşınızda. 

Call Me By Your Name

Aynı adlı kitaptan uyarlama 2017 filminde karşımıza Timothée Chalamet ve Armie Hammer çıkıyor. İtalya’ya ait kalp ısıtan görüntüler ve nostaljik havasıyla Call Me By Your Name, sadece bir aşk hikayesi veya bir LGBTQ anlatısı değil, insanın en derinlerine kadar dokunan çok özel bir başyapıt. Farklı dillerin konuşulduğu bohem hayat,  göz kamaştırıcı doğa ve yazın getirdiği sorumluluksuzluk muhteşem bir hava yaratıyor. Herkesin kendisinden bir pay çıkartacağı, bir şekilde kendisini, düşüncelerini, olaylara yaklaşım tarzını sorgulayacağı sahnelerin dışında soundtrack’i de konuşulmaya değer. 

Brokeback Mountain

Doğa görüntüleri tabloyu anımsatan filmde Jack Gylenhaal ve Heath Ledger oyunuyor. Sekiz dalda Oscar adaylığına sahip olan Brokeback Mountain, 2000’ler ortasında vizyona girmesiyle özellikle Türkiye’de fazla dile getirilmeyen  bir tema olan eşcinsel sevgiyi anlatması bakımından önemli. Ana karakterlerin travmatik geçmişleri insanı oturup bir düşündürüyor. Toplum tarafından kısıtlanan, tarafların imajlarını ve ailelerini korumak adına sustuğu, kavuşamadığı ve sırf toplum öyle aşk olmaz diye dayattığı için en derininden olduğu halde, hatta belki de biraz da o yüzden daha da derinleşen ve yaralayan, hırpalayan bir aşk. 

The Danish Girl

Eddie Redmayne ve Alicia Vikander’ı gördüğümüz film, 1931’deki ilk cinsiyet değişim operasyonun yaptıran Danimarkalı ressam Einar Wegener’un hayat öyküsüne dayanıyor. Sinematografisiyle her bir karesi tablo olarak çıkarılıp piyasaya sunulası film, cinsiyet değiştirme konusundan tamamen bağımsız olmakla birlikte eşi Gerda’nın sevgisini ve  birini sevmenin bazen onun hayalleri için mücadele etmek olduğu mesajıyla önemli. 

Bohemian Rhapsody

Aslında hepimizin oldukça iyi bildiği birinin hayatı: Freddy Mercury. Queen solisti, hayatının birçok yönü hakkında herkesin bildiği bir şekilde özeldi ancak bir yönü ölümünden yaklaşık 30 yıl sonra bugün bile hayranların ilgi odağı olmaya devam etti: cinselliği. Rami Malek’i başrolde gördüğümüz ve kendisine Oscar kazandıran filmde biseksüel insanlar, gerçek cinsel kimliklerine çok az veya hiç dikkat edilmeden ya “çok eşcinsel” ya da “yeterince eşcinsel değil” oldukları lafına maruz kaldıklarını gösteriyor. Ancak Freddie Mercury’nin hayatının gerçek hikayesini anlatmak, birçok kişinin sandığına göre daha karmaşık. Rock ikonu özel hayatı hakkında son derece ketumdu ve hayranlarının ve basının müziğine odaklanmasını istedi.

Carol

İnsani zaman ve mekandan koparan Cate Blanchett ve Rooney Mara’lı film iki kadının tanıştıkları andan itibaren hissettikleri çekimin, dönemin yarattığı nostaljik atmosferini de iyi kullanarak, 1950’ler ABD’sinde varolmaya çalışan ı ilişkiyi ve kendi kişisel evrimlerini narin bir dille anlatılıyor. Erkek hegomanyası altında ezilen kadınlara ve o dönemde eşcinsellerin yaşadığı zorluklara değinse de Carol, hiçbir politik kaygı içermedensadece aşık olmayı anlatan bir film.

Moonlight

En İyi Film dalında Oscar kazanmasıyla ses getiren, medyada siyahi eşcinsel yokluğunu iyi değerlendiren filmde sert bir çevrede büyüyen siyahi çocuğun mücadelesinin perdeye yansıtılacağını tahmin ediyorsunuz. Ancak böyle düşünenler ters köşe oluyor çünkü film, sert bir çevrede sert olmayan bir çocuğun ve sonrasında gencin, kendisine ait sert olmayan ve kabul görmeyen yaklaşımlarına odaklanıyor. Politik nedenlerden dolayı Oscar aldığı söylense de Moonlight, siyahileri bu yönüyle ilk defa görmemiz adına hatrı sayılır bir değere sahip. Ayrıca filmde ona Oscar kazandıran Mahershela Ali yer alıyor.