Değişimden korkmayan, yanlışları kabul edebilen, kendini sürekli geliştirme çabasında olan, açık sözlu, kalbi kocaman, pozitif bir tasarımcı Hakan Yıldırım. En önemlisi de kelimenin tam anlamıyla ye-te-nek-li. Bu sefer sadece dinlemek için konuştuk onunla; bir şeyler öğrenmek, keyifli yolculuğuna biraz olsun dahil olabilmek için……

Her şeyden önce çok heyecanlı olduğumuz yeni koleksiyonundan bahsedelim…

SS 2017 deniz ve marin temalı. İlhamını gemilerde tatil yapanlardansa, gemi /deniz işçilerinden alıyor. Çalışan sınıfın yaşam tarzları düşünülerek yola çıkıldı. Hakaan Yıldırım markasının lüks kumaş ve detaylarından ödün vermeyerek, daha oversized; çizgiler, halat desenleri, kayık desenleri ile kırmızı, sarı, lacivert ve mavi tonlarında bir koleksiyon.

Bitmek bilmeyen yoğun bir tempon var; yeni koleksiyon hazırlamadığın zaman da sahne kostümü ya da gece kıyafeti siparişin aslında hiç bitmiyor…

Yılda minimum iki kez ana koleksiyon hazırlıyoruz. Onun dışında da günlük bir rutin var burada; özel sipariş dikimi. Bunlardan arta kalan zamanlarda, buradaki mağaza için bir şeyler çıkartmaya çalışıyorum. Günümün çoğu prova, ya da müşteri için bir şeyler hazırlamakla geçiyor.

Koleksiyon yaparken de, müşteriye bir kıyafet h

azırlarken de ekip ve kendi aramda büyük bir seremoni oluyor. Hiçbir ürünü çizim olarak verip sonunda dikilmiş olarak geri almıyorum, hep sürecin içine dahil oluyorum. Gün içerisinde her ürün dikilirken ondan haberdar olmaktan hem keyif alıyorum, hem de ihtiyaç duyuyorum. Ancak o zaman her detayı daha istediğim gibi yapabilme şansına sahip oluyorum. İşlenecek bir parcada bile onun nakışı, boncuk seçimi vs. hep ekiple beraber verdigimiz kararlar üzerine oluyor. Günün sonunda her şey senin onayınla ilerliyor, bu da aslında bana zaman kazandırıyor; benim istemediğim tarzda giden bir şey olursa erken müdahale edebiliyorum.

Şu an daha büyük bir heyecanım var: aslında buraya taşınırken ilk hedefimiz olan mağaza/dükkan olmayı şu an hayata geçiriyorum. Ekim’de, hazırladığım 40 parçadan oluşan sweatshirt koleksiyonu ile daha genç bir kitleye hitap ediyor olacağım.

Bu işin fiziken ve zihnen yorucu tarafları olsa da, seni her gün keyifle işe getirten tarafları nedir?

Üretiyor olmaktan kaynaklı herhalde, çünkü iş yaparken hakikaten eğleniyorum. Hayatta elimde başka bir şeyim olmadığını düşünüyorum, işim beni çok motive ediyor. Her gün eğer önüme yeni bir fikir / ürün / iş koyabiliyorsam, daha çok işe yaradığımı hissediyorum. Benim için en önemlisi yer yüzünde birey olarak işe yarıyor ve üretiyor olmak. Ürettiğinde kendini iyi ve keyifli hissediyorsun.

Tasarımlarında seneler içinde gözlemlenebilecek bir değişim varsa, o da daha vücuda oturup kadının hatlarını öne çıkartan kıyafetlerdense, bol, hatta “oversized” tasarımlar da yapıyor olman. Zamanla zevkin nasıl değişti?

Özellikle ana koleksiyonlarımda galiba artık gözüm o kadar şıkır şıkır bir kadını çok görmek istemiyor. Koleksiyonlarım benim en büyük özgürlük alanım; orada yaptığımı askıya koyabiliyorum ve o hazır parçayı sadece isteyen alıyor.

Zaman içerisinde ben de hayatta çok rahatladım ve değiştim. Kalıp içinde olan şeylerden çok sıkıldım diye düşünüyorum. Birazcık daha rahat olmak gerektiğinin farkına vardım diyebilirim.

“Her gün eğer önüme yeni bir fikir / ürün / iş koyabiliyorsam, daha çok işe yaradığımı hissediyorum. Benim için en önemlisi yer yüzünde birey olarak işe yarıyor ve üretiyor olmak.”

Seninle beraber Hakaan Yıldırım kadını da değişti. Şu anki Hakaan Yıldırım kadını kim peki?

Kadını da değişti, evet. Aslında o kadını biraz daha büyüttüm. O balık mantığından da çıkarttım; daha volümlü kıyafetler seviyorum, daha büyük şeyler görmek istiyorum. O konuda da daha balo hissine yöneldim aslında, öyle görüntüler sevmeye başladım.

Gece kıyafetlerinle ön planda olsan da swetshirtlerle çok haşır neşirsin. Neden kaynaklanıyor bu?

Sweatshirt projesi sweathisrt ve t-shirt giymekten çok hoşlanmamla başlayan bir şey. Bence yer yüzünde en rahat, en cool ve en şık parça. Her şeyle çok rahat giyebileceğin bir şey bir kere.

Hani eskiden hep sorulan bir soru vardı, “Olmazsa olmaz”ın nedir diye. Cevabı da hep “little black dress”di. Şu an bence cevap bir sweatshirt; daracık etek, minicik şort, yapışık ya da bol bir pantolonun hepsiyle giyebiliyorsun…

Sweatshirt benim kişisel hayatım için çok sihirli bir şey. Aslında bu kadar çok sevdiğim şeyi kendim niye tüketicimle paylaşmıyorum diye sordum. Bu kadar çok insanın üzerinde görüp, aynı duyguyu ben neden paylaşmayayım ki

 

Kate Moss’dan Natalia Vodianova’ya, Cara Delavigne’den Lara Stone’a, günümüzün en popüler mankenleri ile çalıştın. Yurt dışındaki mankenlerin buradakilerden farkı ne sence?

Biz kendi ülkemize baktığımızda model çıkarabilen bir ülke değiliz. Eskiden bu ülkede çok güzel kızlar yürürdü ama yıllardır pek gelen giden yok. Dünyaya bakınca ise kızlar artık 13 yaş itibariyle bu yola başlıyorlar, kasta gidiyorlar. Zaman içinde değişiyorlar. O kadar inanılmaz kızlar geliyor ki… Sihri olanlar, şanslı ve farklı olanlar bir şekilde başka yola geçip süper model oluyor. Ama orda da önemli olan mankenin senin koleksiyonunla ne kadar uyum içerisinde olduğu. Süper model de olsa, koleksiyon içerisinde bir elbise ona uymuyorsa kadroya alınmıyor.

Bence o kızların en önemli özelliklerinden bir tanesi bir şey olabilmek için harcadıkları zaman… O kadar ciddi çaba gösteriyorlar ki.. Gisele’e baktığında 90’larda kimse bilmiyordu onu, 2000’lerde kadın keşfedildi. Bu ne kadar uzun bir süre düşünsene… Karli Kloss da olsan, Natasha Poly de olsan, Cara da olsan hiçbir şey değişmiyor; herkes geliyor, kastta bekliyor, yürüyor, seçiliyor / seçilmiyor. Sabahın 7’sinden 11’ine kadar beklemesi gerekirse de oturup bekliyor; “ben şuyum” demiyor. Fark o. Fark kültür, fark emek.

Birkaç sene önce modanın geleceğinde bloggerların büyük bir parmağı varken, şimdi Instagram için aynı şey söylenebilir. Sosyal medya ile ilgili ne düşünüyorsun?

Bireysel olarak pek kullanabildiğimi düşünmüyorum, hala da çok alışamadım, küçük küçük deniyorum.

Dünyadaki gücünün ise çok önemli olduğunu ve aynı zamanda çok acımasız olduğunu düşünüyorum. İnsanlar sevgi, aşk, beğeni sunarken aynı zamanda çok ciddi bir nefret paylaşımı da oluyor. Bir sürü de garip şeyler görüyorum.. Andy Warhol’un dediği gibi; dünyada herkes sadece 15 dakika ünlü olacak… Sosyal medya da biraz öyle, onun peşinde koşuyor insanlar.

Türkiye’nin moda sektöründe maalesef birbirini kötüleme psikolojisi çok yaygın, fakat sen ve birkaç arkadaşının arasındaki sıkı bağ sizi hiçbir zaman negatifliğe itmiyor. Modanın geleceği nereye gidiyor burda?

Benim için en kıymetli olan yaptığın işten para kazanıyor musun ve işini doğru yapıyor musun; doğru servis verip müşterini mutlu edebiliyor musun? Açıkcası beni en çok ilgilendiren bu; başarı bu demek. Kendi arkadaşlarım içinde hepsi bunu fazlasıyla iyi yapıyorlar. Birilerinin yükselmesine ve var olmasına katkım olacaksa ben hep varım; yeter ki istiyor olsunlar. Günün sonunda kimse kimseyi negatif yaklaşımıyla değiştirmiyor.

Günlük hayatında en çok kullandığın cümle nedir?

Sonuç?

Photo by Fora Norman