Hangi karaktere bürünürse bürünsün inandırıyor, mütevazi ve işini hakkıyla yapan tavrıyla bize özlem duyduğumuz şeyleri hatırlatıyor.

Gerilim/kriminal türünde iddialı bir izleyici olsam da Onur Saylak’ın başrollerini Engin Öztürk ve Gökçe Bahadır’la paylaştığı son dizisi Hatırla Gönül’de canlandırdığı Tekin karakteri kadar tehlikelisini, gizli gizli ilerleyenini az gördüğümü söyleyebilirim. Tabii bu duyguya kapılmamdaki en büyük pay, Saylak’ın muazzam oyunculuğu. Sakin kişiliğine tam ters yeni karakteri Tekin’i “Bugüne kadar oynadığım karakterlere taban tabana zıt Tekin. Tam bir fenomen. Tehlikeli sularda dolanan bir ‘psikopat’. En etkileyici yanı, zekası. Seyirciyi hayrete düşürecek ayrıntılar düşünüyor. Bu tip iyi çalışılmış karakter sayısı o kadar az ki dizilerde, oynaması büyük keyif” diye anlatıyor.

Nasıl hazırlanmış olabilir böyle bir role? “Her oyuncunun rolüne yaklaşma biçimi bambaşkadır ve de bu şahane bir şeydir. Ben ise genelde önce karakteri anlamaya çalışırım, davranış biçimini yakalayabilmek için. Özü yakalarsınız biçim daha kolay gelir. Fiziksel çalışma ve jest mimik alıştırmaları benim için ikinci planda. Çünkü karakteri algılayabilirsem gerisi bir şekilde geliyor. O yüzden düşünsel sürecim daha uzun sürüyor.” Onur’unki ilginç bir hikaye. Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde fizik okuyor önce. Sonra baktı ki içine sinmeyen bir şeyler var, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde kamu yönetimini deniyor. Ama gelin görün ki ona hala ‘budur’ dedirtmeyen bir şeyler var gidişatta- ki böyle olur bazen- yavaş yavaş kendini okulun tiyatro grubuna katılıp oralarda nefes alırken buluyor. Bu kez tamamlanıyormuş gibi hissederek; Bilkent Üniversitesi tiyatro bölümüne başlıyor: “Evet, üniversite kısmı biraz uzun sürdü. ODTÜ yıllarını ‘aydınlanma’, kamu yönetimi dönemini ‘çılgınlık’, Bilkent tiyatro eğitimini ise ‘hazırlık’ çağı olarak adlandırabilirim. Tiyatroda okurken bana ‘dede’ derlerdi. Çünkü yaşım bi’ hayli büyüktü okul arkadaşlarıma göre. Arayış içinde geçti tüm bu süreç; ne, neden, niçin, nasıl, kim, bir sürü soru, bir sürü cevap. Ama hiçbir zaman tatmin olamama durumu. O yüzden en yaratıcı, en cesur zamanlarım onlardı herhalde. Yarını düşünmeden, anı yaşayarak karar vermek ve uygulamak… Büyük lüksmüş bu, şimdi şimdi anlıyor insan.”

Onur’a bu sıralar rastlayacağımız tek proje, dizisi değil. Başka bir sürü şey olup bitiyor. Mesela, Orman adlı 15 dakikalık kısa film. “Geçen Ocak ayında Doğu Akal’la birlikte bir kısa film üzeirnde çalışmaya başladık. Senaryo aşamasında Hakan Günday da aramıza katıldı ve senaryoyu tamamladık. Selim Bayraktar, Muhammet Uzuner, Mustafa Uğurlu, Tuba Büyü- küstün ve Mavi Mercan oyuncu kadromuzu oluşturuyor. Görüntü yönetmenimiz Feza Çaldıran, sanat yönetmenimiz Naz Erayda. Kurgu Ali Ağa’ya, müzik Uygur Yiğit’e ait. Filmde, Suriye’den göçmek zorun- da kalan Omar’ın İstanbul’daki bir gününü işliyoruz. Orman, dünya prömiyerini New York’ta yaptı; San Francisco, Adana festivallerine katıldı. Bu ay ise Amerika, Kanada, Avusturalya ve Fransa’daki film festivallere katılacak. “Orman, aynı zamanda Saylak’ın da kurucuları arasında olduğu, sinema alanında yenilikçi, sanatsal açıdan yaratıcı olduğu kadar düşünsel anlamda da etkin eserler üretip, bu tarz üretimleri destekleyen B.i.t Arts ofisinin de ilk kısa filmi. Festival süreçlerini bir tamamlasın; internet üzerinden de yayınlanacak ve izleyicisiyle buluşacak.

Ve gelelim, Saylak’ın çok sevdiği ve karşımıza çıkmaya hazırlandığı bir diğer projesi, Rüzgarın Hatıraları’na. “Uzunca bir süre ön hazırlığı yapılmış, iyi bir ekip çalışması bu iş” diyor. “Film, Andreas Sinanos, Gamze Kuş, Engin Altıntaş gibi güçlü ve işine aşık bir kamera arkası yaratıcıları ve Murat Daltaban, Mustafa Uğurlu, Sofia Khandamirova, Tuba Büyüküstün, Ebru Özkan ve Menderes Samancılar gibi müthiş bir kamera önü ekibe sahip. Aralık’ta vizyondayız ve çok heyecanlıyız.” Saylak, bugüne kadar Sonbahar (2007), Denizden Gelen (2009), Mavi Dalga (2013) ve şimdi Rüzgarın Hatıraları (2015) olmak üzere dört sinema filminde yer aldı. Hepsini ayrı ayrı iyi bir yere koymuş kalbinde. Çoğu sanatçı gibi o da kendini soğuk mevsimlerde daha üretken hissediyor; şu sıralar setleri nedeniyle ‘hastalıklı bir saplantı’ duyuyor olabileceğini itiraf ettiği İstanbul’un Beykoz, Çamlıca, Bebek, Balat ve Kanlıca gibi en karakterli semtlerinde şehrin farklı farklı sonbaharlarını yaşıyor. “Ben İstanbul’a bir sürü şey söylüyorum, o da bana. Anlatmak istediklerini bazen gösteriyor, bazen de dinletiyor. Belki üstüne yüklenen onca insana sahip çıkmaya çalışmak onu yoruyor. Sessiz bir çığlık attığına eminim. En çok eski semtlerinde olmayı seviyorum çünkü bu bana, İstanbul’un yerinde durduğunu, benimse sadece bir misafir olduğumu hatırlatıyor.” Onur’un içinde olduğu her işi seyretmeyi bugüne kadar çok sevdik, izlediğimiz her şeyi sonuna kadar hissettik; bundan sonra bize sunacaklarını görmek için sahiden sabırsızız.

Fotoğraf / Photography: Tabitha Karp Styling: Fulya Alan | Fotoğraf Asistanı / Photography Assistant: Tolga Yaşar

Yazı / Text: Işık Cansu Canayak