Tunuslu yönetmen Kaouther Ben Hania, büyük ilgi toplayan Beauty and the Dogs filminden sonra 93. Akademi Ödülleri’nde En İyi Uluslararası Film kategorisinde aday gösterilen filmi ile karşımızdaydı: Derisini Satan Adam

Başrollerini Yahya Mahayni ve Monica Belluci’nin üstlendiği Derisini Satan Adam, Suriye’den Lübnan’a kaçan Sam Ali isimli bir mültecinin hikayesi. Karakerimiz Suriye’de oldukça zor geçen bir dönemin ardından hayatının aşkı olan kız arkadaşı Abeer’i geride bırakarak ülkeden kaçmak zorunda kalır. Ülkenin varlıklı ailelerinden birinin kızı olan Abeer, ailesinin baskıları ile Suriye’nin Belçika Büyükelçisi ile evlendirilir ve Belçika’ya taşınmak zorunda kalır. Sam ise onun yanına gidebilmek için kendini objeleştirme fikri ile karşı karşıya kalacaktır.

Politika ve tırnak içinde doğu ırkçılığını felsefe ile birleştirmeye çalışan filmin birden fazla mesajı üstü kapalı bir biçimde işlemek gibi bir hedefle kurgulandığı aşikar. Dünya üzerinde legal olarak dolaşabilmenin bedelini bedenini metalaştırarak ödeyen Sam Ali, bir Suriye vatandaşı olarak alamadığı vizeyi kendini bir sanat eseri haline getirerek alabilmenin yükünü taşımaktadır. Bu noktada bizi özgürlük kavramına iten sahneler bize Mahayni’nin de bir konuşmasında söylediği gibi sistemin bir parçası olmaktan daha da kötü bir şey varsa o da sistem tarafından dışlanan olmak olduğunu düşündürüyor.

Lübnan’da ev arkadaşı ile birlikte sanat galerilerini gezerek yemek bulmaya çalışan Sam bir sergide Monica Belluci’nin hayat verdiği Soraya ile tanışır. Soraya’nın asistanı olduğu sanatçı Sam’in hikayesini dinler ve ona bir teklifte bulunur. Sam’in sırtını ister ve tüm sırtını kaplayacak şekilde bir Schengen vizesi dövmesi ile onu her yere götürebileceğini söyler. Belçika’daki sevgilisine kavuşabileceği hayali ile Sam bu fikri kabul eder. Sam için mülteci olmaktansa bir sanat eseri olarak metalaşmayı tercih eder. Bu noktada hızlanan hikayede yaşanan katasisler bizi biraz da Ruben Östlund’un The Square’ine doğru çekiyor. Bir civciv çifliğinde hayvanların canlılıklarının kenara atılarak üretimi ile başlayan hikayenin sonraki dakikalarında aynı metalaşma ile Sam’in bir açık artırmada satılışını ve sanat galerisinde insan bedenine bürünmüş bir sanat eserinin dolaşmasını izliyoruz.

Yahya Mahayni filme ilgili bir röportajında filmi aslında herkes için çok net bir şekilde özetlemiş. “Bir obje olarak uluslar tarafından tanınmak bir insan olarak tanınmaktan çok daha kolay. Uçmak için özgürüz ama uçmamız imkansız.” Çünkü Mahayni’ye göre eğer Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki gibi en temel ihtiyaçlarınızı karşılayamıyorsanız özgür de olamazsınız.

İzleyeni inanılmaz bir iç muhakemeye iten Derisini Satan Adam ile birlikte sizi biraz da ‘var olma felsefesi’ni düşündürtecek playlistimiz ile baş başa bırakıyoruz.