Mine Özgüle’nin sinema ve müzik virajlarından geçen yolculuğu “Her Halim” ile devam ediyor. Mine müzik dünyasındaki hızını artırırken; sinema ile bağını da koparmak istemiyor. Şarkılarını “muhabbet etmenin alternatif şekli” olarak tanımlayan Mine’yi ilk konser heyecanı ve yeni şarkılarının hazırlıklarının olduğu bir yerde yakalıyoruz.

Müzikle bağını nasıl tanımlarsın?

Bir insan olsa saplantılı bir ilişki diye tanımlayabilirdim. Her an müzik düşünüyorum. Arka planımda hep fikir düşünüyorum şarkılarımla ilgili. Geçen gün demiştim hatta bir arkadaşıma, arka planda hep çalışıyorum sanki, hayatı onun üzerinden yaşıyorum. Bazen dışarıdan bakan biri için öyle dalıp gitmişim gibi görünüyor ama kafamda söz yazıyorum ya da bir melodiyi bir enstrümanla hayal etmeye çalışıyorum. Sonsuz ve benim için yeni bir dünya olduğu için beni aşırı eğlendiriyor ve heyecanlandırıyor içinde olmak. Çoğu zaman da inanılmaz kaygı dolu bir ilişki. Haftada bir “bırakıyorum ya bu işi” dediğim günler de çok uzak değil. Bir de müziği profesyonel anlamda yapmaya çalıştığımdan beri müzik dinlemek çok farklılaştı benim için. Sadece keyif alarak dinlemek çok zorlaştı. Ya ilham alıyorum, ya “aa bunu nasıl yapmışlar ya” diyorum ya da hatalar bulmaya çalışıyorum içinde. Bu biraz üzüldüğüm bir durum, daha az müzik dinliyorum yapmaya başladığımdan beri diyebilirim.

Şarkılarının sözleri duygularını ne kadar yansıtıyor? Ne kadarı gerçek, ne kadarı kurgu?

Tamamen gerçekliğim üzerine kurulu. Muhabbet etmek gibi düşünüyorum çoğu zaman şarkılarımı. Baya konuşuyorum içinde. Düşünmediğim hiçbir şey, fikrimi yansıtmayan hiçbir söz yok içinde. Sadece içinde birçok manipülasyonun olduğunu unutmamak gerek. Bazen dümdüz bir gerçeklik anlatmaya değer olmayabilir, durumu abartmak burada başlayabilir. Gerçek duygularım olsa bile, onlar benim süslü sözlerim. Gerçek hayatta aynı duyguları daha düz bir şekilde anlatıyorum. Şarkının yapısına göre düşündüğümde bir şeyleri abartarak anlattığım ya da tam tersi “bu fazla oldu ya” diyip çıkarttığım çok oluyor. Geçen gün bir şarkım için “bıktım ölmüş hayallerinizden” yazdım mesela. Sonra düşündüm, hayaller ölmüyor ki bence. Şekil değiştiriyor, başkalaşıyor. Ya da ölse bile birinin ölmüş hayali beni ancak üzer herhalde. Ağır geldi bunu böyle söylemek. Ama koymayı düşünüyorum kesinlikle şarkıya. Şimdi bu gerçek mi kurgu mu, bilemiyorum.

Yaratım sürecinden bahseder misin? İlham seni nasıl buluyor?

Çok üzüldüğümde ya da çok heyecanlandığımda. Duygularım beni bir şey söylemeye teşvik ediyor. Bir duruma karşı neden öyle hissediyorum diye düşünürken akıp gidiyor içimden bir şeyler. Bazen bu duyguları en güzel bir arkadaşıma anlatırken tarif edebiliyorum. Muhabbet ederken sesli düşünebilmek çok fazla şeyi anlamamı sağlıyor. Kendi kendime içimde düşündüğüm şeyin aslını sesli düşünürken, birine anlatırken bulabiliyorum. “Aa böyle hissediyormuşum ya” diyorum ve bunu anlamamı sağlayan o cümleyi yazıyorum. O cümle bir fikri temsil ediyor. Sonra o fikri düşünerek bilinç akışında yazmaya devam ediyorum. Hep yazıyorum. Yazarak düşünmek diye bir şey de var kesinlikle.

Linç kültürüne karşı nasıl bir mekanizman var?

Çok korkutuyor beni. Bazen bazı hareketler hiç insanca gelmez ya, bunu nasıl yapabilir biri diye düşünür durursun. Birinin linçlendiğini görünce de öyle hissediyorum. Eleştiri severim, bazen alıngan olsam da bir zaman sonra mutlaka yer bulur içimde. Ama böyle nefret dolu söylemler ve aşağılamalar beni çok etkiliyor. Ben söylenen her şeyin bir sebebi olduğunu düşünen biriyim, o yüzden bana karşı korkunç bir şey söylendiğinde bile nedenini düşünüyorum. Haklı olabilir mi sorguluyorum. Yıpratıcı o yüzden. Ve nefret çok da bulaşıcı. Lincin bizim için normalleşmesi bile bunun kanıtı. Negatif her türlü duygudan korkuyorum. Hiç istemiyorum üzerimde taşımak, kendi kendime bir şeyler yapmaya çalışıyorum kimseye bulaşmadan. Beni dinlemek istemeyen kimsenin umurunda olmayayım istiyorum.

Mezuniyet sonrası sinemayla ilişkin ne durumda?

Ben 2020 Temmuz’da bir platformdan dizi teklifi almıştım, Gerin Bedenim’i yayınladıktan 1 hafta sonra. İlk şarkım Gerin Bedenim’i yayınladığımda hayatım müzik odaklı değildi, filmlerime zaten müzik yapıyordum ve yandan Spotify’dan da yayınlayayım birkaç şarkı dediğim bir şeydi. Dizi yapmak da en büyük hayallerimden biriydi, hala da öyle. Karantinada da uzun metraj yazmıştım. Onu tekliften sonra diziye dönüştürdüm. Ama süreçte çok yıprandım, platform da isteğinden vazgeçti, sonra başka bir yapım şirketi diziyi beğendi. Ama artık biraz uzaklaşmıştım dizinin anlattığı dertten. Ben değiştikçe yazdığım dizi değişmedi. Ben de bir süreliğine bırakma kararı aldım. Yaklaşık 7 aydır filan hiç dönüp bakmadım senaryoya. Çok da iyi geldi. Ama kasımdan beri aklıma düştü tekrar. O diziyi bir şekilde yapacağıma inanıyorum. Zamanında çok büyük emek harcadım ve yarıda bırakmak kesinlikle istemiyorum.

Kendinle ilgili son keşfin?

10 kişinin yanında gerginlikten asla şarkı söyleyemem ama 200 kişinin önünde hiç gerilmeden söyleyebiliyorum.

Birlikte çalmayı düşlediğin isim kim?

Hayran olduğum müzisyenlerle nasıl oluyorsa hep bir şekilde tanıştığım bir dönemdeyim. Biraz garip bir durum. Kadın bir sanatçıyla bir hikaye anlatmak çok istiyorum. Başka bir bağ kurduğuma inanıyorum. Yasemin Mori, Ekin Beril, Dilan Balkay aşırı keyifle dinlediğim isimler. Hepsiyle de çalışsam çok mutlu olurum.

2021 bir şarkı olsaydı hangi şarkı olurdu?

My Favourite Part – Mac Miller & Ariana Grande bu yıl en çok dinlediğim şarkı olmuş.

2022’de seni neler bekliyor?

İlk konserlerim başlıyor. Yeni şarkılarım çıkacak. Hayranı olduğum prodüktörlerden beraber şarkı yapalım isteği alıyorum, müthiş bir şey. Umarım onlar da bu yıl gerçekleşir. Yeri gelmişken az önce konuştuğum dizim de umarım bu yıl biter. Dilekler bu şekilde. 

Senin İstanbul’unun fon müziği?

İstanbul benim için bir şarkıdan daha çok herhangi bir çalma listem gibi. Mac Miller’dan sonra Tarkan, Sakin’den sonra Vendredi sur Mer çalmaya başlıyor.