Marie Madec ve onun yeni derlenmiş alanı “Sans Titre (2016)” ile şans eseri karşılaştık. Burası tipik beyaz bir küp alan değil, Madec ve onun küratörlüğünde ilk kez sanat dünyasına girişini belli eden de bu. Bir araya getirdiği sanatçılar söz etmeye değer; yazının ilerleyen noktalarında sohbet edeceğimiz Romain Vicari, Will Benedict, Eliza Douglas, Côme Di Meglio & Eliott Paquet, Carlotta Kohl, Théo Mercier, Elliot Dubail; bunlar sadece bir kaçı. Toplarlamak gerekirse? Dikkat edilmesi gereken bir küratör ve etkileyici sanatçılarla dolu muhteşem bir mekan.

“Sans Titre (2016)”yı bir cümle ile anlatır mısınız?

Sans Titre (2016) Paris’in kalbinde özel bir mekanda gerçekleşen bir sergi; amacı bir sanat erbabının sanat eserleriyle dolu hayali evini yeniden yaratmak, ama mobilyaları, nadir kitapları ve dergileri, nesneleri ve hatta giysileri ve yiyecekleriyle beraber.

Bu sanat dünyasına büyük bir adım. Kendi serginizin küratörlüğünü yapmak için sizi bu değişime sürükleyen şeyler nelerdi?

Sanat hayatım boyunca ilgilendiğim tek şeydi. Çocukken spordan veya diğer kolektif aktivitelerden nefret ettiğimi hatırlıyorum. Çarşamba günleri yapmayı kabul ettiğim tek şey müzeye gitmekti. Ayrıca ben uzun süredir koleksiyonerlik yapıyorum ve sekiz yıl boyunca sanat tarihi okudum (lisede başlamıştım) yani çok doğal gerçekleşti.

“Sans Titre (2016)” için Paris’in merkezinde bir daireyi kullanıyorsunuz ve bütün mekanı sergilenen nesneleri deneyimlemek üzerine kurdunuz. Antik çağdaş mobilyalarla beraber çağdaş sanat. Bu fikir size nereden geldi?

Bence insanlar artık klasik beyaz küp deneyiminden sıkıldı. Aşırı derecede iletişim içinde olan bir dünyada insanlar bunun kolay ve ulaşılabilir olmasını istiyor – tipik bir serginin zıttı göz korkutabilir. Sans Titre (2016)’nın konsepti ziyaretçileri evde yaptığım gibi karşılamak. Onlara içecek ve atıştırmalık yemekler veriyorum, resimleri ve işleri teker teker anlatıyorum, kendilerini evlerinde hissetmelerini ve ne yapmak isterlerse onu yapmalarını söylüyorum. Bazı ziyaretçiler öğlen vakitlerini bizimle geçiriyorlar, ya çalışıyorlar ya da saatlerce bizimle sohbet ediyorlar. Ayrıca sanat eserlerini evcil bir ortama yeniden entegre etmek bence oldukça önemli. Kavramsal çağın son 50 senesi ‘’acaba bu eser evimin iç dekoruna uyar mı’’ diyerek merak edip hakaret gibi geçti. Ama hepimizin bir kuruluş gibi kendi özel mekanına veya beyaz küpüne sahip olma şansı yok!

Sanatın yüzünü ve ona olan bakış açımızı değiştirmeye mi çalışıyorsunuz?

Bu çok ukalaca olurdu, ben sadece farklı ve yeni bir deneyimi tanıtmaya, sanata ihtiyacı olduğu temiz havayı getirmeye çalışıyorum. Aynı zamanda bunu yapan tek kişi olmadığımı hissediyorum ve de yeni şeyler denemek için çok ilginç bir zamanın içindeyiz.

Özellikle ilk serginizin küratörlüğünü yaparken sanatçılarla ilişkileriniz önemli olmalı…

Bu bir saygı, güven ve ayrıca da inanç ilişkisi. Onların yaptığı şeye ve bakış açılarına inancım olmalı. Beraber çalıştığım galerilerle de güçlü ilişkilerim var, mesela Balice Hertling – bana göre bugüne kadar Paris’teki en harika galeri. Bana duydukları şartsız güven ve mekanımda sergilemekten gurur duyduğum, şu anda MoMa’da solo bir sergisi olan Neil Beloufa gibi süperstarların işlerini ödünç verdikleri için onlara müteşekkirim!

Theo Mercier ile nasıl tanıştınız ve neden Sans Titre (2016)’da onun işlerine de yer ayırdınız?

Theo ile geçen Ocak ayında tanıştım – bizi ortak bir arkadaşımız bir araya getirdi. 2011’de Montrouge Salon’da gerçekleşen ilk sergisinden beri Theo’nun büyük hayranıyım ve benim gibi genç bir koleksiyoner tarafından karşılanabileceği zaman eserlerini toplamıştım. Kendisine projeden bahsettim ve katılmak için heyecan duydu, çünkü toplama kavramı onun eserleri için gerçekten önemli ve kendisi de takıntılı bir koleksiyoner.

Elliot Dubail’in eserleri neden Sans Titre (2016) ve genel olarak çağdaş sanat ortamı için önemli?

Elliot çok yetenekli Parisli genç bir ressam. Pigmentleri kendisi yaratıyor ve bir rönesans ustası gibi resim yapıyor – onun gibi zanaatkarlıkla çalışan başka bir çağdaş sanatçı tanıdığımı sanmıyorum. Eserleri izleyiciler üzerinde büyük görsel bir etki bırakıyor ve de onun hakkında her zaman tonlarca soru alıyorum. Çok genç bir ressam -26 yaşında- ve hala bir galeri tarafından temsil edilmiyor, ama inanıyorum ki bir kaç yıl içerisinde Fransız sanat dünyasında büyük yankı uyandıracak.

Sans Titre (2016)dan sonra nereye?

Umuyorum ki Sans Titre (2016) #2 çok yakında! Neden İstanbul’da olmasın? Eğer bu röpörtajı okursanız ve bir kaç hafta için uygun bir mekanınız varsa hemen gelirim!

Romain Vicari’ye geçiyoruz…
Sans Titre (2016)’daki yerleştirmeniz Frigidaire’i açıklar
mısınız?

Buzdolabındaki “Citron Téton” yerleştirmesi şeffaf reçineden yapılan bir küçük nesneler serisi. Ana fikir bir limon formunu farklı renklerde göstermek. Nesneler, Marie’nin sanatın her yerde olduğu üzerine kurulu küratörlük fikrine bir övgü olarak buzdolabının içinde.

Ve “Anemone”?

“Anenome” bir duvar resmi. Renkler balmumu ile biçimlendirildi. Katman kazandırmak için ışık yerleştirildi. Form içgüdüsel bir hareket olarak yaratıldı.

Marie ile nasıl tanıştınız?

Marie bir arkadaşımın arkadaşı. Bir gün atölyemin önünden geçiyordu ve beni sergisine katılmaya davet etti.

Sanıyoruz renk, beton, moloz ve mimariye ayrıca dikkat ediyorsunuz. Bu, bir sanatçı olarak estetiğinize nasıl katkıda bulunuyor?
  • Renk: Ben Brezilyalıyım, bu yüzden geldiğim yeri temsil eden renklere özen gösteriyorum.
  • Beton: Sanatsal yolculuğuma şehrim Sao Paulo’da duvarları
    boyayarak başladım, beton ilk kullandığım mecralardan biriydi.
  • Moloz: Plastik deneyler yapmak için terkedilmiş yerlerde çalışıyorum. Yıkıntının estetiğini işime taşıyorum.
  • Mimari: Ben bir “yerleştirmeci”yim – Yaratmayı ve mekanları üst üste koymayı seviyorum.

Fotoğraf: Tabitha Karp