Her anın, ortamın ve koşulun kendi içerisinde bir fırsat olduğuna inanırken; kasvetli ve karanlık havaların kendinizle baş başa kalmak için birebir olduğunu düşünüyoruz. Tek isteğinizin eve, rahat koltuğunuza gömülüp saatlerce alternatif senaryolara çekilmek olduğu günlerde ise odağınızı bir an olsun ekrandan ayıramayacağınız neo-noir önerilerimizi paylaşıyoruz. 

_DSF8738DAY_07_scenes_22_1.TIF

Crimes of the Future

David Cronenberg tarafından yazılan ve yönetilen Crimes of the Future, son zamanların en konuşulan filmlerinden. Body-horror konsepti ile geleceğe yönelik kehanet özelliği de taşıyan 2022 yapımı, gelecekte yeni koşullara adapte olurken vücudumuzda gerçekleşen mutasyon ve dönüşümlerin; bir performans sanatçısı tarafından nasıl avant-garde bir şova dönüştürüldüğünü konu alıyor. Devlet, otorite, sanat, umut ve seks etrafında dönen bu hikaye dehşete düşürürken bir yandan büyülemeyi de başarıyor. Kristen Stewart, Lea Seydoux ve Viggo Mortensen’ın başrolde olduğu bu filme hala izlemediyseniz bir şans verin.

Destroyer

2018 yapımı film, Karyn Kusama’nın yönettiği karanlık bir polisiye. Nicole Kidman’ın Erin Bell’e hayat verdiği filmde, uzun yıllar Los Angeles Polis Departmanı’nda çalışmış olan karakterin eski bir davasının yeniden alevlenmesi ile geçmişi tarafından tüketilen bir kadının hikayesini izliyoruz. Kidman’ın performansının takdir edildiği filmdeki çaresizlik ve tahribat, sürükleyici bir öyküyü garantiliyor.

Nightmare Alley

Guillermo del Toro’nun yönettiği Nightmare Alley, karanlık bir gerilim olarak tarif edilebilir. Neo-noir tabiri ile de betimlenen film, Bradley Cooper, Cate Blancehtt, William Dafoe ve Rooney Mara ile zengin bir oyuncu kadrosuna sahip. Kasabanın karnavalında dönen tehlikeli olayları konu alan psikolojik bir gerilim olan Nightmare Alley, bir medyum ile bir psikiyatristin karşılıklı güç gösterisini ekrana taşıyor. 

Nocturnal Animals

Tom Ford’un yönetmen koltuğunda olduğu Nocturnal Animals, Nightmare Alley gibi bir neo-noir filmi. 2016 yapımı film, eski kocasının romanından büyük rahatsızlık duyan ve bunu sembolik bir intikam hikayesine dönüştüren galeri sahibini konu alıyor. Hem gerilip hem de incelikle düşünülmüş filmin estetiğine hayran kalacağınız bu yapımda kendisi ile ilgili yüzleşmesi gereken gerçeklerle karşı karşıya gelen başkarakterimizi Amy Adams canlandırıyor. Hem romanı hem de baş karakterin hayatını takip eden olay örgüsünün ise rahatsız ederken sürükleyen bir havası var. 

The Game

Film-noir tarzının en başarılı modern temsilcilerinden David Fincher, Michael Douglas, Sean Penn ve Deborah Kara Unger’ı kadrosunda barındran The Game ile kendi halinde olan başkarakterimizi kardeşinin kendisine hazırladığı bir oyun sonucu tehlikeli ve paranoya dolu bir dünyaya sürüklüyor. İzleyenler için ise çeşitli hisleri bir arada yaşatacak filmi en basit tabirle etkileyici olarak tanımlayabiliriz. Sürükleyici ve akıl almaz bu film Fincher’ın ustalık eserlerinin arasında yerini koruyan bir 1998 yapımı.