Wanda Nylon’un kurucusu ve tasarımcısı Johanna Senyk ile ironik bir biçimde güneşli bir günde avant-garde yağmurluklar ve ummadık malzemelerde estetiği bulmak hakkında buy windows 7 key konuşmak için buluştuk.

Ama markası gibi, Johanna Senyk’da sürprizlerle dolu. Sonu gelmeyen pozitif enerjisi, köpeği ve kocaman gülümsemesiyle bizi kapıda karşıladı.

Hiç durmayan yaratıcı bir zekayla Johanna gerçek bir dahinin aurasına sahip. Sürekli hareket halinde, hiç bir filtre olmadan aklından geçeni söylüyor. Kendine güvenen bir duruşla, “Sadece Avenue Montaigne’deki kızları giydirmek istemiyorum” diyor ve kişiliğin öneminin altını çiziyor: “Eğer bir kişiliğiniz varsa, bu yeterli. Bir dişimi kırsam, yine de gülümseyebilirim ben.”

Farklı malzemelere olan tutkusu bir kilometre uzaktan bile fark ediliyor. Yeni bir malzeme hakkında konuşmaya başladığı an, yüzü mutlulukla parlıyor. “Malzemelerle ilgili ciddi bir saplantım var. Bazı alıcılar geliyor ve bu plastik, garip kokuyor diyorlar ve ben de sevinçle ‘evet’ diye bağırıyorum.” Johanna’yı ve moda üzerine fikirlerini tanıyınca durumun şeffaf yağmurluklardan öte olduğunu anlıyoruz. Vizyonu, yeniliği ve bir markayı windows 7 Product key eşsiz ve inanılmaz kılan aşamalılığı övüyor.

Yağmurlu bir günde Paris’te scooter sürme hikayeni okuduk. Wanda Nylon’u yaratmak için sana ilham veren durum gerçekten bu muydu?

Johanna Senyk: Her zaman scooterımın üstündeyim! Ve her zaman görüşmeler arasında soğuktan kızarmış bir burun ve yağmurdan ıslanmış giysilerle koşturuyorum. Kırmızı burun hakkında yapacak bir şey yok ama giysiler için var diye düşündüm… Alternatifler sonsuz. Başka markalara baktım ve onları kafamda ikiye ayırdım; şık ama çok geleneksel olan markalar ve teknik ama feminen olmayan markalar. Helmut Newton’ın uzay temasından aldığım ilhamla bunların ikisini karıştırmaya karar verdim ve bir duş perdesiyle ilk modelimi yarattım!

Çevre bilincine inanıyor musun?

Johanna Senyk: Dürüst olmak gerekirse, bir şey tasarlarken aklıma gelen ilk düşünce bu değil, ama elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum! Mesela, en iyi satan ürünümüz plastik bir ceket ve onu geri dönüşüme kazandırma zorunluluğu hissediyorum ama bu benim günlük düşünce sürecimin içinde değil. Ben tasarım hakkında, yarattığım giysinin rahat olup olmadığı üzerine düşünüyorum. Elbette bilinç, yeni teknolojilerle oyunun bir parçası olacak. Ama şu anda benim için sahte kürk kullanmak bir ifade biçimi değil. Sadece fiyatı daha uygun ve çok daha eğlenceli!

Senin için tipik bir gün nasıl oluyor?

Johanna Senyk: Hiç bir fikrim yok! Her genç şirkette olduğu gibi, günün ilk 3-5 saati problem çözerek geçiyor. Eğer bu saatlerin ardından hala enerjiniz varsa, yaratıcı bir şeyler yapabilirsiniz. Bir şey var; ben uyumuyorum. Sürekli yeni malzemeler ve teknikler araştırıyorum. Bazen sabah 3’te yeni bir stil veya alternatif bir malzeme üzerine düşünerek uyanıyorum.

Kullanmak istediğin ama şu anda mümkün olmayan hayali bir malzemen var mı?

Johanna Senyk: Oh… Bu soruyu gerçekten beklemiyordum. Şimdi hayalini kurduğum bir malzeme değil ama teknik. Hayalim eski dikiş makineleriyle yeni şeyler denemek. Denemeyi ve sonunda neler olacağını bilememeyi çok seviyorum.

Sadece Avenue Montaigne’de dolanan kızları giydirmek istemiyorum.

Johanna Senyk: I don’t want to dress only the girls from Avenue Montaigne.

Wanda Nylon için bir parça tasarlarken aklındaki kızı anlatır mısın?

Johanna Senyk: Bağımsız, güçlü ve başkaları için değil de kendi için giyinen bir kız. Benim için Wanda Nylon kesinlikle güçlü giyinmek!

Her zaman o tanımladığın güçlü kız oldun mu?

Johanna Senyk: Kesinlikle. Hiç bir şey değişmedi. Annemle başladı, çok yaratıcı bir kadındır. Beni her zaman desteklemiş bir aileden geliyorum. Bu beni güçlü kılıyor çünkü eğer düşersem, bana yardımcı olacak bir ailem olduğunu biliyorum.

Bir sonraki işbirliğin?

Johanna Senyk: Savoir-faire’de yeni bir şey geliştireceğim ve kendi takı koleksiyonumu yaratacağım; çok heyecan verici!

Eğer şansın olsaydı, Paris’ten ayrılır mıydın?

Johanna Senyk: Hayır hayır hayır hayır hayır. Ben gerçek bir Parisli’yim!

Photography: Julia Champeau