Hepimiz şu sıralar İstanbul Film Festivali’nin heyecanı içerisindeyiz. Bu yıl İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 7-17 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek festival, 12 saatlik bir film maratonuyla başlayacak.

35. İstanbul Film Festivali, dünya sinemasının en yeni örneklerinden kült yapıtlara, Türkiye sinemasının en yenilerinden klasiklere, gizli hazinelerden iz bırakan filmlere 11 gün boyunca şehre iz bırakmaya hazırlanıyor.

Festival kapsamında; kısa süre öncesine kadar bir türlü ulaşılamayan, usta Fransız yönetmen Jacques Rivette’in 775 dakikalık Out 1, Noli me tangere filmi restore edilmiş kopyasıyla, ilk ve özgün uzunluğuyla bu hafta sonu sinemaseverlerin karşısına çıkacak. 29 Ocak’ta kaybettiğimiz Rivette, aslında bir televizyon kanalı için çektiği, Paris’teki bir grup tiyatrocu üzerinden 1968 ruhuna, sanata ve siyasete dair bir meditasyon olarak nitelendirilebilecek Out 1‘i tamamladığında son kurgusu 12 saatin üzerindeydi. Fransız televizyonu bu episodik filmi yayınlamayı reddetti ve film, bir özel gösterimin ardından kayıplara karıştı. Rivette, bir yıl sonra Out 1: Spectre adı altında daha kısa bir yeni kurgu yarattı ve film birkaç festival gösteriminin ardından yine kayıplara karıştı. Daha düne kadar bir türlü ulaşılamayan bu kayıp hazine, şimdi restore edilmiş kopyasıyla ilk kez 35. İstanbul Film Festivali kapsamında gün ışığına çıkıyor. Festivalin bu yılki yenilerinden, Alkan Avcıoğlu’nun küratörlüğünde hazırlanan Gömülü Hazineler, Out 1: Spectre ile birlikte sinema tarihinin varlığı az bilinen, yasaklanmış, kaybolmuş, yıllar boyu izleyici karşısına çıkmamış 3 filmi daha gömülü olduğu yerden tekrar gün ışığına çıkartacak.

Hayranları arasında David Lynch ve Francis Ford Coppola gibi isimler bulunan Polonyalı yönetmen Wojciech Has’ın 1973 yapımı Kum Saati Sanatoryumu / The Hourglass Sanatorium fantastik ve gerçeküstü sinemanın nadide örneklerinden biri sayılıyor. Zamanında Polonya’dan yurtdışına çıkarılması yasaklanan ve gizlice gönderilen kopyasıyla 1973’te Cannes’da gösterilerek Jüri Özel Ödülü kazanan film, 2000’lerde Martin Scorsese sayesinde yeniden restore edilen kopyasıyla izleyicilerle buluşacak.

Geçtiğimiz yıl Amerika’daki ilk gösterimini gerçekleştirdiği, en önemli fantastik film festivallerinden kabul edilen Austin’daki Fantastic Fest’de büyük ses getiren Japon animasyon sanatının en büyük kayıp başyapıtlarından Eiichi Yamamoto’nun 1973 yapımı Hüzünlü Belladona / Belladonna of Sadness’ı sinema tarihinin en sıra dışı, cüretkar ve psikedelik animasyonlarından biri. İlk çıktığı yıllardan bu yana uzun süre ulaşılamayan film 2015’te restore edilerek nihayet yıllar sonra dünyanın pek çok ülkesinde ilk kez gösterilmeye başladı.

Amerikalı dâhi sinemacı Charles Burnett’ın hem ilk filmi hem ilk başyapıtı 1978 yapımı Koyun Katili / Killer of Sheep, 1981’de Berlin Film Festivali’nde yarıştı ve FIPRESCI ödülü kazandı. Müzik parçalarının telif sorunu nedeniyle hiç gösterime giremeyen film yıllar içerisinde kulaktan kulağa yayılarak Amerikan Bağımsız Sineması’nın kayıp efsanelerinden birine dönüştü. 2007’de Steven Soderbergh’in filmin müziklerinin telif hakkını satın almasıyla Koyun Katili, 30 yıllık bir aradan sonra nihayet izleyicilerle buluştu.