Her Own Blueprint w/ Ayşe Kırca

Unframed20 Temmuz 2026
Her Own Blueprint w/ Ayşe Kırca

Sanat pratiğini, çağın dayattığı kusursuzluk algısına karşı ironik ve cesur bir direniş alanı olarak kuran Ayşe Kırca, güzellik endüstrisinin, sosyal medyanın ve teknolojinin insan üzerindeki dönüştürücü etkilerini sorgulayan eserleri ile absürt ama bir o kadar tanıdık sahneleri karşımıza getiriyor. Modern insanın özünden uzaklaşmasını, tek tipleşme arzusunu ve onay bağımlılığını görünür kılıyor. Ayşe’nin “mikro-evreni” özünü koruyabilmenin sınırlarını çiziyor.

DUYGU “Her an yeniden yaratmak” fikri senin sanat pratiğinde nasıl bir yere sahip? 

AYŞE Yeni bir sergiyi açıp eve döndüğüm anda bile hemen şövalenin önüne oturasım geliyor bazen. Yaptığın işi sevmekle ilişkilendiriyorum bu durumu. Eserlerimde işlediğim konu insanoğlu olarak trendlerin, güzellik endüstrisinin, teknolojinin maymunu olmamız olunca, bu tek tipleşmeye dair ne görsem içimde hemen o refleks uyanıyor. Fırçayı kapıp elimden geldiğince kendimizi olduğumuz gibi kabullenme ve sevme yolunda bir farkındalık kazandırmaya faydam olması için çalışıyorum.

DUYGU Kendini sürekli dönüşen bir üretim halinin içinde hissediyor musun?

AYŞE Her geçen gün güzellik, moda, sosyal medya sektörleri vb. alanlarda çıkan gelişmeler estetik algımızla oynayarak değişime uğratıyor. Yaratım sürecimde de bu dönüşümü işlediğim konulara göre eserlerime, farklı disiplinler, farklı materyaller, farklı formlar katarak yansıtmaya çalışıyorum. 

DUYGU Doğru zamanı beklemek mi, yoksa kendi zamanını yaratmak mı?

AYŞE Kesinlikle kendi zamanını yaratmak! İnsan yarattıkça daha çok yaratası geliyor bence, fikirden fikir doğuyor. Beklemek sadece insanı köreltiyor.


“Mevcut sistem, bize her zaman hazır kalıplar sunuyor; roller, kategoriler, trendler ve sınırları çizilmiş başarı tanımları… Bir sanatçı olarak bu hazır kalıpların içine sığmaya çalışmak, insanın kendi ruhuna yapabileceği en büyük haksızlık.” -Ayşe Kırca

Ayşe wears a dress and shoes by H&M Studio, socks by Penti.

DUYGU Bir sanatçının kendi blueprint’ini yaratması ne demek? Mevcut sistemin içinde yeni bir alan açmak mı, yoksa tamamen yeni bir sistem kurmak mı?

AYŞE Mevcut sistem, bize her zaman hazır kalıplar sunuyor; roller, kategoriler, trendler ve sınırları çizilmiş başarı tanımları… Bir sanatçı olarak bu hazır kalıpların içine sığmaya çalışmak, insanın kendi ruhuna yapabileceği en büyük haksızlık. Bence blueprint sanatçının kendi içine dönmesiyle başlıyor. Kendi blueprint’ini yaratmak, başkasının ördüğü duvarların arasında oda aramak ya da dış dünyaya büyük sistemler vadetmek değil, mevcut sistemin sınırlarında gezinmek yerine, kendi öz merkezinden doğan bağımsız bir mikro-evren kurmak.

DUYGU Kendi yaratıcı dilini oluştururken en çok hangi kalıplara veya beklentilere karşı durduğunu hissediyorsun?

AYŞE Güzellik endüstrisinin ve teknolojinin ruhumuza giydirdiği o steril, plastik zırhlara karşı duruyorum. Bugün insanlık, derin bir özsevgisizlikle yapay trendlerin peşinden gidip birbirine benzemeye çalışırken, aslında trajikomik bir ters evrimle kendi özünü kaybedip ilkel bir sürüye dönüşüyor. Eserlerimde maymunları güzellik yarışmaları ya da makyaj videoları gibi tamamen insani ve absürt senaryolarda resmetmem de bu yüzden. Modern insanın o çok önemsediği “kusursuzluk” illüzyonuna bu figürlerle mizahi ve düşündürücü bir ayna tutmak, benim çağın beklentilerine karşı kendi oyun alanımı koruma biçimim.

DUYGU Üretim sürecinde sezgilerinin rolü nedir? Bir işe başlarken ilk adımı atmanı sağlayan ne oluyor?

AYŞE Toplumun esiri olmaya başladığı her popüler kültür dalgasından tetikleniyorum. İnsanlığın o yapay akımlara kapılıp özünü kaybettiğini gördüğüm an, büyük bir iştahla hemen bunuda resmetmeliyim diyorum.

DUYGU İşlerinde kişisel hikayeler ile kolektif hafıza arasında nasıl bir ilişki kuruyorsun?

AYŞE Toplumun kolektif hafızasına hitap etmeyi pek tercih etmiyorum; her şeyi kendi kişisel görüşüm üzerinden, iç dünyamın ironik taraflarıyla anlatmaya çalışıyorum. Fakat bu dürüst yaklaşımla, o kolektif hafıza içinde bir farkındalık yaratmanın da altını çizmek istiyorum. Kolektif olanın o büyük gürültüsü yerine, kendi bağımsız oyun alanımda kalıyorum. 

DUYGU Sana göre özgünlük günümüzde hala mümkün mü? Yoksa yeniden tanımlanması gereken bir kavram mı?

AYŞE Özgünlük hala mümkün ama artık tanımı değişti. Bugün özgünlük, sıfırdan bir şey keşfetmek değil; herkesin yapay trendlerle birbirine benzemeye çalıştığı bu çağda o kıyaslama döngüsünü kırabilmek oldu bence. Bu cesareti göstermenin en büyük adımı ise insanın içindeki sevgiyi büyütmesinden geçiyor. Önce doğaya, canlıya sevgiyle, şefkatle baktığınızda dışarıdan onay bekleme ihtiyacınız kalmıyor. Günümüzde özgünlük; tüm o tek tip gürültüye rağmen kendi özüne, pürüzlerine ve içindeki o saf sevgiye sahip çıkıp, kendin kalabilme becerisidir.

DUYGU Üretirken kırılganlık mı yoksa kontrol duygusu mu seni daha çok besliyor?

AYŞE Bence ikisi arasında çok güçlü bir denge var. Kontrol duygusu sanatsal fikri inşa ederken bana güvenli bir zemin sağlıyor; ama eserlere asıl ruhunu veren, o dayatılan kusursuz kalıpları yıkan şey; kırılganlık. Kontrol bana oyun alanını kuruyor, kırılganlık ise o alanın içinde kendi kusurlarımla ve dürüst duygularımla korkusuzca oynayabilmemi sağlıyor.

From Based Istanbul N°46 ICONS, Redefined Issue.

 Buy your copy now!

Creative Direction & Interview by Duygu Bengi

Directed by Yağız Yeşilkaya

Photography by Zeynep Özkanca

Styled by Emre Köklüçınar

Makeup by Birce Selçik

Hair by Zeynep Dombaycıoğlu

Creative Production by BI Creative

Content Editor Duru Ustaoğlu

Creative Team Ali Aydın Ustaoğlu

Gaffer Okan Ataş

Photography Assistant Mustafa Berber

Styling Assistant Bora Beler

Makeup Assistant Rana Gülsoy

Hair Assistant Valbona Shaban

Lightning Assistants Arif Bilbay, Ali Şimşek, Beykan Baloğlu

Author: Based Istanbul

RELATED POSTS