Otantik anlatılar, gizli kalan hayatlar, etnik kökenler ve ana akım medyada yansıma ve yaşanmışlıklarını daha az gördüğümüz ya da hiç görmediğimiz kültürleri anlatan filmler bağımsız mecralarda her zaman öne çıkan ve sevilen yapımlar olsa da tarih günümüze yaklaştıkça ana akım yapımlar da bu anlatı ve tonu yakalamaya çalışıyor. Fakat ana akım veya bağımsız, anlatınızı hangi mecrada kurmayı ve dağıtımınızı kime yapmayı seçerseniz seçin, bu tip bir anlatıyı kurmaktaki en büyük handikap bunu samimiyetinizi kaybetmeden başarabilmek. Bağımsız mecralarda her daim “otantik” anlatıların öne çıkması ve ana akımın da tarih boyu tek bakış açısına attığı demiri aklanmak adına başka limanlara sürüklemeye başlamasıyla aslında belki eskiden daha nadir ve daha içten tanımlayabileceğimiz anlatı ve hikayeler de bir şekilde  hemen her gün önümüze düşen ve hem gerçeklikten hem de sinemanın büyüsünden yoksun hikayelere evrilmeye başladı. Tony Gatlif ise bu özgünlükten yoksun ve pazarlamaya açık otantik anlatılar dünyasında özünü koruyan birkaç isimden biri.

Gatlif’in 2017 tarihli Fransa, Türkiye ve Yunanistan ortak yapımı filmi Djam genç ve kendi dünyasındaki, filmle aynı isimli, karakterimizin babası tarafından İstanbul’a eksik bir gemi parçasını bulmak adına yollanmasıyla açılıyor. Bu yolculuğun etrafında pek çok farklı insana, hikayeye ve kültüre temas eden film aslında Djam’ın başka başka hikayelere temas etmeden ve içine dahil olmadan var olamayacağı kendine has dünyasını anlatıyor bize. 

Yönetmenin filmografisinde koruduğu samimiyet ve gerçek hayatlarla sinemanın fantezi dünyası arasında kurduğu dengeli anlatısı Djam özelinde de mevcudiyetini koruyor. Djam’ın karakteri, yolculuğunda denk geldikleri ve geçtiği mekanların, ve tabii ki İstanbul’un dokusu tüm gerçekliğiyle verilirken Gatlif’in kendine has müzikal tonlardaki daha rüyasal ve romantik sahneleri de bize bu gerçekliğin içinde hikayenin gidişatını bozmadan veriliyor. 

Djam’ın yolculuk hikayesi içine gizlediği mültecilik konusu ve bu konuya yaklaşımı ise filmin belki de en can alıcı noktalarından. 2010’ların son dönemlerine doğru ve günümüzde de hala sinemada, hatta hemen her sanat mecrasında, sıkça işlenen konu aslında tıpkı anlatıların otantik dillere oturtulmaya çalışılması, etnik köken ve farklı kültürlerin daha görünür hale gelmesi konusunda olduğu gibi gerçekliğini ve hassaslığını göz ardı ederek insanların adeta bir zorundalık hissiyle ele almaya başladığı bir konuya dönüşmüştü. Gatlif’in Djam’daki rotasını Suriyeli mültecilerin rutin olarak izledikleri rotanın üzerine kurması ve aslında üzerine çok fazla bir söz söylemeyi gerektirmeden, yapmış olmak için yapmadan ya da romantize etmeden konuya politik doğruculuğun ya da melodramın çok daha ötesinde ve güçlü bir bakış atmamızı sağlıyor. 

Gatlif’in bizi çıkardığı yolda danslarımıza, kahkahalarımıza ve yakarışlarımıza eşlik eden soundtrack listesini dinlemek için linki takip edebilirsiniz!