Belki de şu anda dünyadaki en değerli sanatçılardan biri olarak ifade edilen Ai WeiWei, aynı zamanda ifade özgürlüğünün en büyük savunucularından. Çok yönlü yaratıcı kişiliği sayesinde fotoğraf, video, heykel, enstalasyon ve mimari projeleriyle adını sık sık duyduğumuz, aktivist yönüyle sanatına kışkırtıcı bir boyut katan WeiWei, “1000 Years of Joys and Sorrows” adını verdiği otobiyografisinde olağandışı yaşamını okurlara sunuyor.

WeiWei ‘in babası Ai Qing, Çin’in en ünlü şairlerinden biri olarak tanınıyor. Ai WeiWei doğduktan kısa bir süre sonra hükümet tarafından sağcılıkla damgalanan Qing, ailesi ile birlikte sürgün ediliyor ve 1976 yılına kadar Pekin’e geri dönemiyor. Çin hükümetinin kısıtlamalarından kaçmak isteyen WeiWei ise sanat okumak için Amerika’ya gidiyor. New York’a yerleşerek Parson’s School of Design’da okuyan sanatçı, New York’un alt kültüründen ve özgürlükçü bohem yaşamından da oldukça etkileniyor.

Politik aktivizmi nedeniyle sanat yaşamı boyunca Çin hükümetinin daimi hedefi olan sanatçı, 2011 yılında 81 günlük tutukluluğunun ardından, özellikle babasının yaşamının kendi hayatına etkilerini uzunca düşünme fırsatı bulmuş. Kendi kişiliğini özellikle babasına ve kaotik çocukluğuna bağlayan WeiWei, hatıralarını bunaltıcı ve aynı zamanda tehlikeli birer yük olarak görüyor. “Özgürlüğün etkili ve susturulmayan sesi” olarak konumlandırılan sanatçı “1000 Years of Joys and Sorrows” isimli otobiyografisinde, modern Çin’i şekillendiren sayısız etkene dair derin bir anlayış sunarken, ifade özgürlüğünü korumanın önemini ise bize tekrardan hatırlatıyor. Yarattığı eserler haricinde de sanatçı ile daha yakın bir bağ kurmayı hedefleyen biz okurlar için ise, WeiWei ‘in olağanüstü yaratıcılığının ve tutkulu politik görüşlerinin kaynağına, hayat hikayesi üzerinden bir bakış şansı elde ediyoruz.