Kendimizi 80’lerde bulduğumuz, melankolik sözlerine rağmen eğlenceli ezgisiyle Harry Styles’ın son albümü; şarkıcının en samimi itiraflarını içeriyor. As It Was’la beklentileri arşa çıkaran Harry’nin evine hoş geldiniz. 

Harry’s House; elektronik, nostaljik ve funk müziğinin yanı sıra hüzünlü sözleriyle belki de şu ana kadarki en iyi albümü ve daha da önemlisi One Direction’dan çok daha fazlası olduğunun kanıtı. Funk esintilerini yoğun olarak hissettiğimiz albümün ilk şarkısı Music For A Sushi Restaurant’ta adeta Bruno Mars’ı, Late Night Talking’de R&B’ye benzer müziğiyle The Weeknd’i dinliyor gibiyiz. Alışılmışın dışındaki karışımda albüm, bir barbekü veya havuz partisinde arka plan müziği olmaya müsait. Pandemi kaynaklı iki yıllık dönem, Styles’ın kariyerinin başladığı 2010 yılından bu yana ilk kez ara vermesiydi. Uzun bir süre evde karantinada olan Styles hem fiziksel hem de albümle manevi anlamda evini buldu. 

Müziklerin alt yapısının yanı sıra yemekler, albümde hatrı sayılır bir yere sahip. Metafor mu bilemiyoruz ama Music For A Sushi Restaurant’ta dondurma ve pilav, Daylight’ta bal ve Keep Driving’de akçaağaç şurubu ve pancake referanslarıyla şarkılar iştah açtırıyor. Harry’nin meyve başlıklı şarkıları, “Cherry”, “Kiwi” ve “Watermelon Sugar”’daki gelenek “Grapejuice” ile devam ediyor. 

Dünya çapındaki hayranları hala Harry’nin Olivia Wilde ile olan ilişkisinin yasını tutuyor ancak şarkıcının sırılsıklam aşık olduğunu ve mutlu olduğunu kabul etmenin zamanı gelmiş olabilir. Nitekim Cinema, Little Freak ve Keep Driving’te sevgilisine olan şevkinin ele avuca sığmadığını net bir şekilde görüyoruz yani duyuyoruz. Akustik bir gitar fonunda, aynı adı taşıyan Road Dahl karakterine hayat veren “Matilda” da genç bir kadına sevgisiz ailesinden kaçması için şarkı söylüyor. İnternete göre Matilda, albümün en sevilen şarkısı.

As It Was’da geçtiği gibi “It’s not the same as it was.” Pop müziğe meydan okuyan üçüncü albümü Harry’s House’da kanıtladığı gibi; Styles’ın kendisi eskisi gibi değil, daha da iyi.