Sağ ve sol tarafınızda yedişer çatal bıçak olan, ayrıntılarla donanmış moda yemeklerinde tanıdığımız “şaşalı” insanların yanı sıra, kafamızı kaldırıp Güneş Güner Işık gibi biriyle tanışınca nefes alıp verme hızımız tekrar düzene giriyor. Okuyun, sizin de moda dünyanıza denge gelecek.

Dedenizin terzicilikteki geçmişi ve babanızın hazır giyimdeki günleri moda dalında sizi kuşkusuz etkilemiş olmalı. Çocukluğunuza dair bu sektörden hatırladığınız hikayeleriniz var mı?

Güneş Güner Işık: Fötr şapkası ve bastonu eksik olmazdı dedemin. Çok zevkli kimselere benzemeyen bir model oldu benim için. Ne yazık ki sadece 10 yaşıma kadar beslenebildim ondan. Henüz beş, altı yaşlarındayken her Cumartesi onu görebilme heyecanı ile babama beni işe götürmesi için yalvarırdım. Dedemin aşırı dikkatli gözleri vardı, modellerin üzerindeki detayları santim ve milim belirterek, bakarak ölçerdi. Hata da yapmazdı.

Babam da en az onun kadar terazili gözlere sahipti. Onlara yetişebilmek için mezura en kıymetli oyuncağım oldu. İlkokul çağında, her şeyi ölçme hastalığına yakalandım. Her gördüğü ceketin cebi, gömleğin yakasını ölçen yedi yaşlarında tuhaf bir çocuk. Ve bu ikisine baka baka, onlar gibi giyinebilme derdine de düştüm. Gömleklerim ve bağcıksız loafer ayakkabılarım, dolabımın eksilmez parçaları oldu o gün bu gün.

Modanın Türkiye’deki gidişatı ile ilgili birçok farklı yorum var. Sizin düşünceleriniz neler? Hangi konular üzerinde daha çok çalışmalıyız?

Güneş Güner Işık: Türkiye’nin yaşadıkları ve genel koşulları düşünüldüğünde moda ile ilgilenebilecek sadece birkaç şehirden bahsedebiliriz sanırım. Diğer şehirlerin geçim ve yaşam uğraşı arasında ‘Moda’dan bahsetmek pek de mümkün olmayabilir.

Büyük şehirlerde ise moda biraz modern, çokça geleneksel. Belli bir yaşın üzerinde, fark yaratan ya da kişiye özel tavırlarla çok sık karşılaşamıyoruz. Bu durum moda markalarını da aynı yönde daha ticari ve risksiz ilerlemeye yönlendiriyor. Dünyada popüler olanı alıp uyarlamanın çok da ilerisine geçemiyoruz.

Kimi zaman tüketici yerel markaların çeşitsizliğinden şikayet ediyor. Markalar ise farklı ve cesur modellere tüketicinin yaklaşmamasını bahane ediyor. Biraz tavuk ve yumurta durumu. Bu durumda sokaklar birbirine çok benzeyen kılık ve tavırlarla doluyor.

İstanbul ise bambaşka bir senaryo. Her semtin moda anlayışı farklı. Suadiye’de daha sportif giyinen ve renk sever bir kitle var. Şişhane, Karaköy ‘de modern ve bohem karmasında giyim alışkanlıkları var.

Ne mutlu ki 90’lar hatta 2000’den sonra doğanların özgür ve yaratıcı bir yaklaşımı var modaya. Kendileri gibi görünmek onlar için önemli. ‘Kopyala-Yapıştır’ a karşı bir kitle. Bu kitlenin yerel tasarımcılara ve markalara ilgisi de büyük. Araştırıp, keşfetmeyi, kendince eşleştirmeyi seviyorlar.

Diğer bir yandan moda dünyasında dikkatleri üzerine çeken, global pazar içerisinde ilgi çekmeyi başaran yepyeni bağımsız markalar var Rumisu, Misella ve Tohum gibi. Modanın gidişatı Türkiye’de bebek adımları ile olumlu yönde….

Moda direktörü, yazar, editör, tasarımcı… Birçok farklı kimliğiniz var. Sizi en çok tatmin eden hangisi?

Güneş Güner Işık: Eğitmenlik. Okullar ve akademilerin hayatıma kazandırdığı doygunluk tarifsiz. Her farklı sınıftan hayatıma giren ve kalan kişiler, farklı birer kıymet. Geçmişi geleceği olmadan, o an, o sınıftan müthiş bir tatmin ile ayrılıyorum her defasında. Modanın herhangi bir alanına merak salmış insanlarla, tasarımcı kimliğim, editör kimliğim kısacası bütün öğrendiklerim, paylaştığımda daha da lezzetleniyor.

Hemen ardından da tasarlıyor olabilmek harika bir duygu benim için. Hevesim ve merakım türlü dinmiyor. Optik olarak şaşırtıcı değil, kullanılırken keyif veren ve şaşırtan ürünler tasarlamayı seviyorum. Kullanan kişinin kendi güzelliğini destekleyen, kişinin önüne geçmeyecek, iyi hissettiren giysiler yaratabilmenin peşinde olmayı seviyorum. Bu modeller talep edilip tüketildiğinde, kişilerin keyifle kullandığını gördüğümde de müthiş bir tatmin hissediyorum. Özetle ne kadar faydalıysam o kadar tatmin oluyorum sanırım.

Erkek giyimi ile ilgili gözünüzü nasıl eğitiyorsunuz?

Güneş Güner Işık: Rol modellerim dedem ve babam. 18 ay küçük erkek kardeşim. İlkokul boyunca çoğunlukla erkek arkadaşlarım; hep eril bir çevrem oldu. Halen de öyle. Oğlum ve arkadaşları ile vakit geçirmeye bayılıyorum. Farklı yaş aralıkları, farklı tarzlarda ki yakın çemberimdeki erkekler bile gözümü geliştirmeme yardım ediyor. Onların ihtiyaçları, davranış ve tüketim şekilleri doğal olarak hayatımın parçası.

Geleneksel erkek fuarlarını yirmi yıldır eksiksiz takip ediyorum. Erkek moda haftaları, Milano Unica, Pitti Uomo’ya 20 yıldır her sezon katılmak bir alışkanlık benim için. Bu fuarlara, defilelere de farklı kimliklerde katılmak farklı bakış açıları kazanmamı sağladı.

6 yıl kadar, çalıştığım markalardan birinin koleksiyonlarını, sunum alanlarını, davetlerini tasarlayarak katıldım. Daha sonra ise moda direktörü olarak onlarca farklı markanın koleksiyonlarını değerlendirmek, tasarımcılar ve endüstriden bilgiler vermek için basın kimliğimle katıldım. Moda haftaları, farklı koleksiyonlar, sunumlar, en yakınındaki diğer insanların bu etkinliklere tepkileri oldukça eğitici.

Merakım ise her geçen gün artıyor, erkek giyimi için ileriye atmak istediğiniz her adım için geçmiş bilginizi güçlendirmeniz gerekir. 1800’lerden bugüne erkek giyim tarihini okumaya halen doyamadım.

Birçok giyim markasına danışmanlık yaptınız / yapıyorsunuz. Bunun dışında kendi markanız da var. Bu kalabalığın içinde yaratıcı olabilmek için neler yapıyorsunuz?

Güneş Güner Işık: Neden-sonuç ve eder-değer dengelerini sorgulayan bir tasarımcıyım. Bu sebeple sokaktaki insanın neyi nasıl tükettiğini izlemek, pazar araştırmalarını takip etmek ve trendleri öngörmeye çalışmak kişisel meraklarım. Pazar araştırmaları ve trend analizlerini okumadan edemem. Martin Lindstorm ve Jody Turner’ın araştırmalarından, öngörülerinden müthiş besleniyorum.

Sokaktaki insanı izleyip yarın onun ihtiyaçlarını karşılayabilecek, onu şaşırtacak ve kullanırken mutlu edebilecek bir ürün tasarlamanın peşine düşmeye bayılıyorum. Genelden, yerele ya da bireye gitmek daha kolay benim için. Çalıştığım markaların hedef pazarlarına sıklılkla seyahat ediyorum. O ülke ya da şehirdeki insanlarla vakit geçirmek de yaratıcılığıma fayda sağlıyor. Son olarak da markanın hedef kitlesini gerek mağazalarda gerek alternatif ortamlarda izliyorum. Kimi zaman bir araya gelip, giyim alışkanlıkları, arayıp bulamadıkları üzerine sohbet ediyorum.

Tasarımcı kendi zevk alanının dışına çıkıp, farklı profillerle dengeli empati yapabilmeli. Tüketici davranış eğilimleri, marka ya da tasarımcının önermek istedikleri ve kasadan çıkan veriler moda perakendesinde olabilecek ideal yaratıcılık üçgeni benim için.

Birazcık da Royal Gang’den bahsedelim… Markanızın görünürlüğünde çok seçicisiniz. Yurt dışında Royal Gang’i bulmak, burada erişmekten daha kolay. Tasarımlarınızı görmek istedikleriniz yerler ile ilgili kriterleriniz neler?

Güneş Güner Işık: 20 yıl içinde uluslararası moda endüstrisinde birbirinden değerli arkadaşlar biriktirdim. Onların motivasyonu ve desteği ile doğdu Royal Gang. ‘Royal’ mavi tutkumun, ‘Gang’ ise bu 20 yıldır biriken arkadaşlarımı temsilen geldi aklıma.

‘Travel Friendly’ [seyahate uygun] bir ürün grubu yaratmak istedim. Her kabin valizinin vazgeçilmezi olabilecek, tene değdiğinde harika bir hissi olan, ipliğinden dikimine çok özenilmiş bir ürün grubu. Pamuğun en ince, en pürüzsüz ve hafif dokuları, yün, keten, kaşmir gibi kıymetli doğal elyaflardan oluşan tişört gömlek ve pantolonlar.

Bu ürünlerin optik çekiciliğinden çok, dokusal ve formsal çekicilikleri yüksek. Denemek, giydikçe bağlanmak ve dayanıklılığı ile de şaşırtacak bir ürün grubu. Bu sebeple sergileneceğimiz ya da satışa sunulduğumuz alanlar konusunda seçici olmaktan yanayız.

Yurt dışında birçok defileye katılıyorsunuz. Oradaki heyecanı, defilelerin ilerleyişini bizimle paylaşır mısınız? Mesela Pitti Uomo’da bir gün nasıl geçiyor sizin gözünüzden?

Güneş Güner Işık: Defile zamanları müthiş bir tempo… Sabah 8.30’dan gece bir, ikiye kadar süren bir koşuşturma. Zaman genelde her şeyi yapmaya ve görmeye bir türlü yetmiyor. Hele bir de benim gibi her defileyi izlerken markanın özveri ve çalışmasını gördükçe halen duygulanan bir tipseniz sıkılmak, şikayet etmek mümkün olmuyor.

Pitti Uomo sabahı öncelikle tek başıma hızlı bir tur ile başlıyor. Kendimce en görülmesi, anlatılması gerekenleri belirliyorum. Daha sonra çalıştığım markaların tasarımcıları ile buluşup edit edilmiş bir tur daha yapıyorum. Akşam üzerine doğru, hakkında yazmak istediğim markaları daha vakitlice ziyaret ediyor, katılmam gereken farklı sunumlara yöneliyorum. Akşam katılmam gereken bir defile ya da davet varsa, katılıp, değişmeyen ‘’Fiorentin Gang’’imle uzun yemekler yiyorum.

Konuşmacı olarak katıldığınız söyleşilerde verdiğiniz öğütler zamanla değişiyor mu? 5 yıl öncesi ile karşılaştırdığınızda hangi konulara daha çok değindiğinizi görüyorsunuz?

Güneş Güner Işık: Yıllardır en çok işlevsel tasarım üzerine konuştuk. Şimdi ise öne çıkan iki konu var. Sürdürülebilir moda için farklı tasarım anlayışları ve On-line perakende için tasarım. Stil ve İmaj yönetmi için konuşuyorsak; eskiden kişinin bedenine uygun sezon trendlerini deşifre ederdik. Şimdilerde ise kişinin beden ve yaşam şekline uygun en yönetilebilecek pratik gardırop senaryolarının üzerinde duruyoruz.

Hazır sizi yakalamışken… Basılı dergilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bu hızlıca nostaljikleşen işte nelere dikkat edenler ayakta kalabilecek?

Güneş Güner Işık: Ciddi bir dergi düşkünü olarak büyüdüm. 80’li ve 90’lı yılların İngiliz ve Fransız edisyonlarını halen saklıyorum. Dergi, okurken keyif ve zevkle öğrenmenin en cazibeli yolu benim için. Ne zaman ki dergiler ticari endişe ile içerik oluşturmaya başladılar, benim gibi dinazorları dahi kaybettiler sanırım.

Okuyucusunu küçümseyen, içerik bulmakta zorlanan ve tembelleşen dergicilik anlayışı son günlerini yaşıyor. Popüler olan ve sürekli tekrarlanan konu ve kişilerin on-line olarak yüzlerce alternatifi varken, basılı versiyonunu bedel ödeyerek kim, niye alsın?

Şu an kendine has içerikleri ile fark yaratan, focus alanları olan ve merak uyandıran bağımsız dergilerin ayakta kalacağına inanıyorum. Jocks and Nerds, Hole and Corner, Flow, Specific, Sokrates, Based Istanbul ve Feed’i okumaktan ve arkadaşlarıma önermekten büyük keyif alıyorum.