2021 yılında cinsiyetsiz modaya duyulan farkındalık artarken, aslında uzak geçmişten yakın geleceğe uzanan bir kavram olduğunu keşfediyoruz. Farkında olmadan cinsiyetsiz alışveriş yapmaya başladığımız son senelerde, modaya dair neler değişiyor? Kıyafetler cinsiyetini kaybederken, hayatımıza giren “androjen”, “non-binary” ve “unisex” gibi kavramlarla modaya karşı bakış açımızın da paralel bir şekilde değiştiğini görüyoruz.

Kökeni Latince ve Yunancaya uzanan androjen kelimesi andro (erkek) ve gynē (kadın) kelimelerinin birleşimden oluşmuştur. Yıllar içinde gelişerek günümüze kadar gelen androjen kelimesi; aslında David Bowie ve Mick Jagger gibi sanatçıların sahne kostümleri sayesinde bize sandığımız kadar uzak bir kavram değildir ve günümüzde; kendini tek bir cinsiyete ait hissetmeyenler tarafından kullanılan bir kelime haline gelmiştir. Seçme ve ifade özgürlüğü; cinsiyetsiz modayı her geçen gün daha da güçlendirirken, bizleri  tek bir kavramda birleştiriyor. Günümüzde moda; kadın ve erkek cinsiyetlerini birbirinden ayıran en bariz unsur olsa da, gender fluidity artık inkar edilemez bir gerçek.

Son zamanlarda Marc Jacobs ve Gucci gibi lüks moda markaları cinsiyetsiz koleksiyonlar çıkartmaya başlasa da aslında tarihi çok daha eskiye dayanıyor. 20. yüzyılın başından Coco Chanel gibi bir feminist tarafından erkek pantolonunun kadın kıyafeti olarak kullanılması cinsiyetsiz moda tarihinin en önemli adımlarından biridir.

1966 yılında Helmut Newton tarafında çekilen ikonik fotoğrafta; Yves Saint Lauren marka “Le Smoking Tuxedo” adlı erkek takımının bir kadın tarafından giyilmesi, kıyafetlerin cinsiyetinin olmadığını vurgulayan en güçlü fotoğraflardan biri olmuştur. Sanatçılar arasında ise Elvis Presley; 50’li yıllarda androjen tarzı Rock’n Roll ile tanıştıran ilk isim olmuştur ve bir çok sanatçıya ilham olarak sahneye farklı bir perspektif katmıştır. Androjen tarzın sahnelere taşınmasıyla birlikte Jimi Hendrix gibi sanatçılar topuklu ayakkabılar ile cinsiyet normlarına karşı gelerek sahne performanslarını gerçekleştirmişlerdir. Mick Jagger; 1969 yılında Mr.Fish lakaplı tasarımcının “man’s dress” yani erkek elbisesi tasarımını giyerek, Hyde Park konserini elbise ile gerçekleştirmiştir. “Androjen Tanrı” olarak bilinen David Bowie ise kostümleri, saç ve makyajı ile sanatçılara hala ilham olmaya devam ediyor. Androjen alter egosuna Ziggy Stardust adını veren Bowie; Ziggy’nin omniseksüel bir sanatçı olduğunu ve gençlerin sınırlar, normlar olmayan bir dünyada ondan ilham alarak istedikleri gibi yaşamaları ve giyinmeleri için yol gösterici olduğunu belirtiyor. Kansai Yamamoto adlı tasarımcının kostümleri ile sahneye çıkan Bowie, cinsiyetsiz moda ve androjen tarzın öncüsü sayılıyor. 

2000 yıllarına yaklaşırken Rei Kawakubo adlı Japon tasarımcının “erkekler gibi” anlamına gelen Commes Des Garçons adlı markası, isminden de belli olduğu üzere, cinsiyet normlarını yıkmak için Japon tarzı tasarımlarına belirgin bir şekilde cinsiyet belirsizliği temasını benimsetiyor. Yohji Yamamoto ise tasarımlarında cinsiyete dayalı sosyal yapıları bozarak kıyafetler üretmeye başlıyor. Bu iki Japon tasarımcı; Avrupa’nın daha önce deneyimlemediği cinsiyetsiz modayı tanıtıyor.

Günümüzde ise; geçmişte alınan ilhamlarla sanatçılar, tasarımcılar hala cinsiyetsiz modayı keşfetmeye ve geliştirmeye devam ediyor. Billy Porter; kırmızı halı seçimleri ile cinsiyetsiz modayı desteklerken, toplumsal normları ve cinsiyet beklentilerini kaldırıyor. Cinsiyetsiz moda son zamanlarda; Evan Mock ve Rickey Thompson’ın sokak stili, Kid Cudi’nin çiçekli elbise giyerek Kurt Cobain’e atıfta bulunduğu SNL performansı, Ezra Miller’ın Playboy kapak çekimi ile hakettiği ilgiyi görüyor ve artık erkeklerin kol çantası takmasından veya kadınların takım elbise giymesinden daha fazlasına dönüşüyor.

Online alışveriş sitelerinin kadın ve erkek olarak ayrılan bölümlerini kaldırarak kıyafetleri tek bir sayfada toplamaya başladıkları bu son zamanlarda; cinsiyetsiz kıyafetler ile modanın sınırları zorlanmaya devam ediyor. Cinsiyetsiz moda; kişinin nasıl giyinmek istemesinden öte, aslında markaların müşterilere seçenekler sunarak kendilerini keşfetmeye yardımcı olmasıdır. 

Basit bir şekilde anlatmak gerekirse; kıyafetlere nötr bir perspektiften bakmak olan cinsiyetsiz moda; gün geçtikçe tasarımcılar tarafında benimsenirken, yeni markaların öne çıktığı bir akım haline geliyor. No Sesso markası organik ve geri dönüştürülmüş vegan kumaşlardan cinsiyetsiz kıyafetler sunarak insanların kendilerini keşfetmelerine yardımcı oluyor. Tasarımcısı olan Pierre Davis; “Kendinizi nasıl tanımladığınızın bir önemi yok. Bu sadece, ne giymek istersen onu giyebilmenin rahatlığı” sözleri ile anlattığı markası ile modayı herkese göre şekillendiriyor. İkonik oversize çantaları ile meşhur Telfar ise “Senin için değil – herkes için” mottosu ile cinsiyetsiz çantalar, koleksiyonlar yaratarak herkese ulaşmak isteyen bir marka. 

Kıyafetlerin görünüşünden öte, tamamen bir sektör haline gelen cinsiyetsiz moda; ürünlerin kalıp ölçülerinin her iki cinsiyetin bedenine uygun üretilmesini sağlıyor. Rich Mnisi, Riley Studio, Rishta, Two Point Two Studios, I and Me ve Bloni gibi cinsiyetsiz markalar moda için yeni yollar çizerken, sınırları genişleterek herkese aradığını bulabilme imkanı sunmaya devam ediyor. 

Kıyafetlerin cinsiyetler tarafından ayrılmadığı bir sektör gelişirken, herkesin kendini keşfedeceği cinsiyetsiz moda akımı; normları, mecazi ve fiziki kalıpları yıkmaya geliyor. Moda sözlüğünden cinsiyetlerin kalktığı bir döneme girerken biz ne kadar bilinçli giyiniyoruz? Kendimizi ifade etmenin en güçlü görsel yansıması olan moda; artık bizi etiketlerin olmadığı bir dünyaya davet ediyor. Moda; kendini ifade ederken sana sınırsız fırsatlar sunan bir evrendir, neye inandığına, bunu nasıl yansıttığına kimse karışamaz. Kendi gerçekliğimizle yarattığımız dünyanın ana karakteri aslında bizleriz.