Food for Thought w/ Yu Fujiwara

Unframed18 Mart 2026
Food for Thought w/ Yu Fujiwara

Bazı duygular geri döner, hala aynı olup olmadığımızı görmek için. Yarayı yeniden kaşımak gibi. Zamanla o eylem bir soruya dönüşür. Bırakamadığın, tuhaf bir merak. Olgunlaşmanın bir parçası bu: onunla nasıl başa çıkacağını öğrenmek; ne zaman seni yatıştıran şeye yakın duracağını ve ne zaman acısına izin verip yoluna devam edeceğini bilmek.

Tanıdıklığın o tatlı baştan çıkarıcılığını taşıyan çok az şey vardır. Yuva kavramı benim için her zaman zorlayıcı oldu,” diyor Yu. Belirsiz olduğu için değil, kendini dışarıda hissettiği için hiç değil. Mesele, ona nasıl baktığından çok, onunla ne yaptığın. Kalırsan derinlik bulursun; gidersen onunla birlikte büyürsün.

Konfor. Elde etmesi zor, vazgeçmesi daha da zor.

Ondan kaçmak mı, yoksa tutunmak mı?

Düşünmeye değer. 

YANKI Londra’da hayatı tanımla. 

YU Son dönemdeki göçmen karşıtı hareketlere rağmen, insanları müzik, sanat, moda ve yemek aracılığıyla bir arada tutan güçlü yerel toplulukların hala var olduğunu hissediyorum. Londra kendini sürekli yenileyebilen bir şehir; bu kültürel harman, her zaman ilginç fikirler ve farklı kültürler üretiyor.

YANKI Londra’yla ilgili ilk anılarını düşündüğünde, aklına hangi görüntüler veya hisler geliyor; bunlar fotoğraflarına da yansıyor mu?

YU İlk kez 90’ların sonunda Londra’yı ziyaret ettiğimde, sanata, Britanya filmlerine ve müzik sahnesine, özellikle punk rock’a ve kulüp kültürüne, takıntılı bir gençtim. Her şey taze ve heyecan vericiydi. Üniversite için Londra’ya taşındıktan sonra duvarımda The Clash posteri vardı ve sürekli techno ile drum ’n’ bass dinlerdim. Albüm kapakları, moda ve fotoğrafın bu karışımı beni derinden besledi; bence o enerji ve deneysel ruh, bugün hala fotoğraflarımda kendini gösteriyor.

YANKI Kobeden gelip Londrada yaşayan biri olarak, Japon kültürüne dair anıların ve Londradaki deneyimlerin, çalışmalarını ve “yuva” kavramını nasıl etkiliyor? 

YU “Yuva” kavramı benim için her zaman zorlayıcı oldu. Japonya’ya döndüğümde orası evim gibi geliyor, ama aynı anda tam olarak ait hissetmiyorum. Kendimi hem Kobe’de hem de Londra’da, aynı anda hem yabancı hem de evimde hissediyorum. Yurt dışında yaşamak, kendi kültürümü daha çok takdir etmemi sağladı. Japon fotoğrafçılara ve sanata yeniden, taze bir gözle bakmaya başladım.

Her Heathrow’a dönüşümde, o koyu gri Londra gökyüzünü gördüğüm anda garip ama rahatlatıcı bir his kaplıyor içimi, sanki yaratıcı bir eve geri dönüyormuşum gibi. Bir seferinde pasaport kontrolündeki görevli, oturum vizemi görünce ‘Welcome home’ demişti. O an, bende derin bir iz bıraktı.

YANKI Sokak yemekleri genellikle bir anı, ritüel ya da bir samimiyet taşır. Seçimlerin Londra kültürü hakkında nasıl bir hikaye anlatıyor?

YU Jacket potato, Londra’daki üniversite yıllarımdan beri yediğim bir şey. Basit bir comfort food, ama o kadar farklı şekillerde hazırlanabiliyor ki. Eskiden peynir ve fasulye ya da ton balıklı olanı tercih ederdim, ama Jack’s Cafe’nin chili con carne’sini keşfettikten sonra favorim o oldu. Üzerinde Tex-Mex chili olan Britanya usulü bir jacket potato’yu, Kıbrıslı Türk bir şefin elinden yiyip kendimi evimde hissetmek… işte bu tam bir Londra anı. Karina’yla yerken çoğu zaman biraz akşamdan kalmış oluyorum ve bu da onu daha da rahatlatıcı yapıyor.

YANKI Paylaşmak bunun büyük bir parçası. Yaratıcı evrenini temsil etmesi için neden onu seçtin?

YU Karina benim eşim ve uzun yıllardır birlikte olduğum hayat arkadaşım. Üniversiteden beri; 17, 18 yaşlarından bu yana beraberiz. Yaratıcı olarak yan yana büyüdük: ben fotoğrafa geçmeden önce Information Graphic Design okudum, o ise Costume Design okudu, ardından moda styling‘i yaptı ve şimdi Sashiko çalışmalarına odaklanıyor.

İkimizin de sanat, yaratıcılık ve politika gibi alanlara ortak ilgisi var; sürekli yeni fikirler üzerine konuşuyoruz. Karina her zaman benim yaratıcı aynam — benim göremediklerimi görür. Onun bakışı ve geri bildirimleri işimi yeni yönlere taşıyor.

YANKI Sence yaratıcılığın gelişmesi, bir yere yeterince uzun süre kök salıp oraya ait olmakta mı yatar; yoksa sürekli hareket halinde olup anılar biriktirmekte mi?

YU 17 yaşında Londra’ya taşındım ve 25 yıldır burada yaşıyorum; moda haftaları için farklı şehirlere gidip gelerek. Benim için yaratıcı gelişim hem bedensel hem de zihinsel anlamda hareketten besleniyor. Her şehir insana yeni bir şey öğretir; ama bir yerde yeterince uzun süre kalmak da derinlik ve perspektif kazandırır.

Yaratıcılıkla ilgili kendimi biraz aşağı hissettiğim bir dönemde New York’taydım ve Lower East Side’da bir bara gitmiştim. Orada tanıştığım bir adamla hayatındaki zorluklar üzerine konuşmaya başladık; her şeye rağmen hayata pozitif bakıyordu. Kendi kaygılarımdan söz ettiğimde bana üretmeye devam etmem için cesaret verdi. O tek gecelik sohbet hala beni motive ediyor. İnsanlara her zaman şunu söylüyorum: konfor alanından çık ve farklı kültürlerden öğren.

Yu was raised in Kobe and now lives in London.



Benim için yaratıcı gelişim hem bedensel hem de zihinsel anlamda hareketten besleniyor. Her şehir insana yeni bir şey öğretir; ama bir yerde yeterince uzun süre kalmak da derinlik ve perspektif kazandırır.”

-Yu Fujiwara

YANKI Söz konusu hayat olduğunda cesur olduğunu düşünüyor musun?

YU Kendimi çok da cesur biri olarak görmüyorum. Daha fazla gezmem, daha fazla deneyim yaşamam gerektiğini sık sık hissediyorum. Bazen stresli olabiliyor, özellikle bütçe düşünmek zorunda kaldığında. Ama günün sonunda hepimiz bir gün öleceğiz. Bu yüzden geride bir şeyler bırakmanın anlamlı olduğunu düşünüyorum. Benim umudum da bu.

YANKI Sınırları zorlamak senin gerçekliğinde nasıl şekilleniyor? 

YU Benim için sınırları zorlamak, açık kalmak demek — kendini sürekli güncellemek ve yeni şeyler denemek. İlham her yerden gelebilir: müzikten, sinemadan, sanattan, hatta yemekten bile.

Yerel yemekler söz konusu olduğunda, bazen alışılmadık bir şeyi yemek garip gelebiliyor. Ama zihni “これを美味しいとする” (bunu lezzetli kabul et) noktasına kaydırdığında, yeni tatları ve kültürleri takdir etmeye başlıyorsun. Bu açıklık, hem yaratıcılıkta hem de hayatta gelişimi beraberinde getiriyor.

Interview & Words by Duygu Bengi, Yankı Tan

Editorial Assistant Duru Ustaoğlu

Photography by Anastasiia Lisenko

Muse Veronika Robina Grant

Author: Duru Ustaoğlu

RELATED POSTS