Hayat gerçekten de bir şans oyunu ve hep adil değil. Biraz pesimist bir yaklaşım olsa da hayatta başımıza felaketler gelir ve bize sadece yeniden ayağa kalkmak düşer.

Doğal Afet, her kadının maruz kaldığı toplumsal fırtınayı, ajitasyonsuz, sarkastik ve güçlü bir yerden ele alıyor, zaman zaman da stand-up’a bağlıyor. Hepimizin yakından bildiği önüne geçilemeyen bu psikolojik ve fiziksel şiddet durumunun nasıl yıkımlara yol açtığına, hayatın nasıl bir mücadele olduğuna Nilperi Şahinkaya’nın muazzam oyunculuğu ile bir kez daha şahit oluyoruz. Hayatla mücadele etmek için bir neden daha bulabilirsiniz.

Amerikalı yazar Lauren Gunderson’ın, ev içi şiddeti ve kadına yönelik şiddeti işlediği oyunu Doğal Afet, Ahmet İlker Ergin rejisinde Nilperi Şahinkaya’nın muhteşem oyunculuğu ile tiyatro sezonuna ara vermeden şahane bir 75 dakika vaad ediyor!

Tiyatro sahnesiyle tanışmandan başlayalım. İzlediğin ilk oyunu; o an neler hissettiğini hatırlıyor musun?

Garnier Opera binasında bir operete götürmüştü annem ve babam. Sahnedeki ambiyans, dekor ışıklar kostümler, şarkılar danslar çok etkilemişti, sahnenin başka bi dünya olduğunu ve o dünyadaki herkesin çok mutlu olduğunu hissedip sahnede yaşamak istemiştim… (Gülüyor) 9 yaşımdaydım. Oyuncu olmaya o gün karar verdim.

Sahne seni hangi yönüyle etkisi altına almıştı? 

Dekorun her yeri ışıl ışıl ve rengarenkti, kostümler de öyle, hatta hala köstüm havasında kıyafetler giymeyi severim. Bir coşku vardı oyuncularda, gerçek hayatta da dans edip şarkı söyleyip rengarenk giyinmemiz gerektiğini düşünürdüm. 

Bugüne dönelim; nasıl bir duygu sahnede olmak?

Farklı bi’ heyecan. Sahneye çıkmadan bayılacak gibi olurum, sahnede ilk dakikalar kalbim çıkacak gibi olur. Tiyatro, seyirciyle birlikte gerçekleşen bir yaratım süreci. Karşındaki kocaman enerjiyi gerçekten hissediyorsun, seyirci sessizce dinlese de neler hissettiğini hissediyorsun, çok enteresan bir deneyim, telepati gibi! Nefes alıp vermek gibi bir alış-veriş başlıyor ve bir ritim tutturuyorsunuz birlikte. Ben oynarken kendimi çevirmen gibi hissediyorum; oynarken hissettiklerimi seyirciye çeviriyorum. Alkışla birlikte de müthiş bir rahatlama duygusu geliyor.

Doğal Afet ilk tek kişilik oyunun; bu hikaye seni hangi yönüyle çekti, kendini nasıl bir duygu durumu ile bu projenin içerisinde buldun?

Çok ağır bir konunun bu kadar sarkastik bir anlatımla aktarılması tokat gibi çarptı. En çok bu hoşuma gitti. Ajitasyondan uzak, tiye alarak samimi bir anlatım ve sonunda fırtına gibi tüm hareket ve repliklerin birbirine girmesi beni çok etkiledi. Yönetmen İlker Ergin bana oyunun sonunda nasıl bir reji düşündüğünü anlattığında tamamıyle ikna oldum. Arkadaki monet tablosunu seçmesi de oyunun güzel bir parçası: Monet’nin çoğu tablosu bir tedirginlik uyandırır ama görünürde bir şey yoktur. Fırça darbeleriyle ilgili bir durum. Oyun da böyle; seyirci başından itibaren bir şeylerin ters gittiğini anlıyor ama sonuna kadar görünürde bir şey yok! “Bu pencere size dışarda her şeyin yolunda olduğunu söylüyor ama yalan, çünkü kötü hava olanca hızıyla buraya doğru geliyor.”

İlker Ergin ile olan çalışma sürecinizden bahseder misin? Bu tarz bir işte oyuncu – yönetmen iletişimi en kritik unsur şüphesiz.. Siz nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?

İlker ile kafalarımız başından itibaren uyuştu. Fikirlerimizi hep paylaştık ve genelde hem fikir olduk. Oyunculuk konusunda bana hep alan verdi fazla müdahale etmedi. Zaten benimle çalışma isteğinin temelinde oyunculuktaki yüksek enerjim vardı. Metni bölerek çalıştık. Titiz çalıştı, her hareketime kadar kafasında tasarladı. Hareket tasarımı için Gizem Erdem’le birlikte çalıştık. Gizem’in katkıları çok büyük. Hareket tasarımı için İlker bazı sahnelerde ne istediğini kabaca anlattı Gizem de detaylandırdı. 2. provaya tüm metni ezberlemiş olarak geldim. 20. provada oyun bitmişti. Geri kalan provalarda oyunu en ince detayına kadar işledik. Birçok şeyi bozduk baştan tasarladık. Birbirimize hep uyum sağladık, bu çok önemli. 

Karakterin empati kurabildiğin tarafı ne oldu?

Hayata karşı isyanı. Hayat gerçekten de bir şans oyunu ve hep adil değil. Biraz pesimist bir yaklaşım olsa da hayatta başımıza felaketler gelir ve bize sadece yeniden ayağa kalkmak düşer.

“Her kadın kendi ‘doğal afet’ini kendisi yaratıyor, bunu önleme gücünü bulduğumuzda hayat başlıyor.” diyebilir miyiz? 

Bence firtınayı önlemek mümkün değil, “fırtınayı durduramazsın” ama kalkıp bir şekilde yola devam etmek, bodrum katında oturup firtinanın gelmesini beklemek yerine “kaçıp kurtulmak” yapabileceğimiz en dogru şey. Bu soru bana dedemin su lafını hatırlattı: “Mutluluk, hayatla mücadele etme gücünü bulmaktır.”

Sence “zar metaforu” her kadının hayatında var mı?

Kesinlikle! Daha zarı atarken tüm olasılıkları hesaplamaya çalışırsın, şansın yaver gitsin diye bazen zarlara üflersin ama ne olursa olsun çıkacak olan sonuç senin kontrolunde değildir. 

“Böyle zamanlarda her şey olup bitene kadar yardım alamazsın ve eğer yardım istersen daha fazla insanın zarar görmesine sebep olursun.” Bu cümlenin günümüzdeki gerçekliği oyunda en çok içimi acıtan kısım olmuştu; bu açıdan baktığında senin içini en çok hangi cümleler acıtıyor?

“Benim hayatım şöyle geçiyor: planlar yapıyorum, öğreniyorum ve işin üstesinden geliyorum. Ama yine de buradayım: Bir doğal afetin tam ortasında!” Bir de “Size bütün bunları anlattım çünkü sadece bir kurban olarak bilinmek istemiyorum” Bu cümleler bize bakıp geçtiğimiz tüm kadınların aslında koskoca hikaye ve hayalleri olduğunu hatırlatıyor.

Neden her şeyi doğru yapıp düzgün biri olsak da başımıza bazı “doğal afetler” geliyor? 

Çünkü hayatımız çocukluk travmalarımızı tekrarlayarak geciyor. Herkesin kendi doğal afeti kendine özel, çocukluğunda görmezden geldiği tüm fırtınalar git gide büyüyor. 

Oyunculuğun nasıl bir evreden geçiyor; olduğun yer ve kurduğun hayaller üzerine ne söylemek istersin?

Artık kendimi daha çok ifade edebildiğim bir alanım var. Hep bunu bekliyordum ama o alan uzun süre verilmedi. Burda da kontrolün tamamı sende değil ne yazık ki! Sana verilen rol ve sahne kadar anlatabilirsin. Artık bu şansa sahibim, bir alanım ve beni görüp dinleyen bir seyircim var ve çok mutluyum.

Fotoğraf: Cem Gültepe