Saksafoncu, besteci, prodüktör, kulüp sahibi, caz festivali küratörü ve kendi plak şirketini yönetiyor. Bu sıfatların tümü tek bir kişiyi, İlhan Erşahin’i tanımlıyor.

İlhan Erşahin, saksafonunu eline 16 yaşında aldı ve bir daha da bırakmadı. Müziğiyle olduğu kadar karizmatik ve rahat tavırlarıyla da izleyenleri her seferinde etkilemeyi başaran müzisyen, New York East Village’ın gece sahnesinin parlayan yıldızlarından Nublu’nun sahibi. Çok sevdiğimiz Nublu’nun İstanbul’daki mekanı kapılarını kapatmış olsa da biz gelecekten hala umutluyuz!

Çok farklı türlerden müzisyenlerle beraber çalışıyor, zaman zaman aynı sahneyi paylaşıyorsunuz. Sizce bunda geçmişinizin nasıl bir etkisi var? Eğer tek bir yerde, örneğin İsveç’te yaşamış olsaydınız daha farklı bir müzik yapıyor olur muydunuz?

İlhan Erşahin: Bu şekilde çalışmaya uzun zaman önce karar verdim. İster DJ, klarnetçi veya şarkıcı olsun isterse yalnızca gürültüyle müzik yapsın, beğendiğim insanlarla birlikte bir şeyler yaratmayı seviyorum. Mücadeleyi ve gitmediğim yerleri keşfetmeyi seviyorum. Benim için ülkeler ve kültürler tabii ki önemli ama başlangıç noktam bu değil. Benim için her şey kişiyle ve o kişinin hikayesiyle başlıyor.

Sahne almaktan en çok keyif aldığınız şehir/mekan hangisi?

İlhan Erşahin: Ben bu şekilde bakmıyorum. Benim için önemli olan konser deneyiminin kendisi. Güzel bir atmosfer, iyi ev sahipliği, heyecanlı bir izleyici kitlesi, lezzetli yemekler ve şarap vs. Bunlar benim için hangi şehir ya da ülke olduğundan çok daha önemli.

Basquiat’ın Sugar Ray Robinson baskısının olduğu tişörtünüzü sık sık fotoğraflarda görüyoruz. Onun aynı zamanda müziğinize de ilham verdiğini söyleyebilir miyiz? Başka sanat türlerinden ilham aldığınız oluyor mu?

İlhan Erşahin: İyi ve samimi olan, anlamlı bir kaynaktan gelen ve bir hikaye anlatan sanat eserlerini seviyorum. Bugünlerde herkes sanatçı. Dünyanın hali bu ama asıl ne olacağını zaman gösterecek. Herkesin sanat yapabileceğine inanmıyor değilim ama sanat icra etmek için yetenekten daha fazlasına ihtiyacınız olduğuna inanıyorum. Bir hikayeniz olmalı, samimi ve dürüst olmalısınız. Tabii günün sonunda her şey zevkler ve renkler konusuna geliyor ama sanat da tıpkı ilginç insanlar ve durumlar gibi bana daima ilham kaynağı oldu.

Nublu’da son zamanlarda yaşadığınız en sıra dışı geceyi anlatır mısınız?

İlhan Erşahin: Bu soruyu yanıtlamak neredeyse imkansız çünkü her gece bambaşka bir tecrübe yaşıyorsunuz. Farklı insanlar, farklı diller, farklı tarzlar ve evreler… Sao Paulo’daki Nublu Caz Festivali tek kelimeyle muhteşemdi. Geçtiğimiz hafta sonu da Brezilya’nin kuzeyindeki heyecan verici ve çılgın Fortaleza kentindeki Maloca Dragao Do Mar festivalinde Nublu Sahnesi kuruldu. Yani her gün yeni bir deneyim diyebilirim.

İnternet ve akıllı telefonların yaygınlaşması hayatımızın hemen her noktasında olduğu gibi müzik dünyasında da büyük değişime yol açıyor. Bu, bir yandan ulaşılabilirliği bir yandan da rekabeti arttırıyor. Bu konudaki düşünceleriniz neler? Sizce piyasada yeni yeni var olmaya başlayan müzisyenler üzerinde nasıl bir etkisi var bu durumun?

İlhan Erşahin: Evet, doğru. Bunun etkilerini Türkiye’de çokça görüyoruz. Artık herkes müzisyen ama herkesin tarzı birbirine benziyor. Artık bir DJ ya da gitaristin nereli olduğunu yalnızca dinleyerek anlamak mümkün değil. Bu çok önemli değil belki ama artık her şey küreselleşti. Daha fazla rekabet var ama daha fazla fırsat da söz konusu. Oyunda kalmak için diğerlerinden farklı bir şey sunmak zorundasınız.

Saksafonda sık sık yeni teknikler deniyorsunuz. Bu teknikler için nereden besleniyorsunuz?

İlhan Erşahin: Açıkçası bilmiyorum (Gülüyor). Yalnızca yaşayıp hissettiklerimi çalıyorum. Özel bir sırrım yok yani.

Türkiye’den takip ettiğiniz isimler var mı?

İlhan Erşahin: Yeni ve havalı isimleri ve popüler kabul edilen müzisyenleri takip ediyorum. Ama bu Türkiye, Brezilya ya da New York City’yle kısıtlı değil. Keşfedecek çok şey var.

İşlerini yakından takip ettiğiniz isimler var mı?

İlhan Erşahin: Takip ettiğim belirli müzisyenler yok. Ama daima kulüpte olduğum ve birçok grupla birlikte festivallerde sahne aldığım için çok fazla müzik dinleme fırsatım oluyor. Kulaklarımı açık tutuyorum yani. Bir de büyürken dinlediğim grupları sürekli dinliyorum; The Clash, Peter Tosh, Rolling Stones, T. Rex ve Led Zeppelin gibi…