Yeni nesil müziğin bu denli ses getirmesinin nedeni belki yeni fikirlere açık olmak, belki de “istediğin her şey olabilirsin” mantığıyla gelen özgürlük hissi. Emir Taha’nın yurt dışı deneyimleri, kültürel mirasıyla birleştiğinde bir o kadar kişisel ve bir o kadar uluslararası bir ses karşımıza çıkıyor. Doğu-Batı ezgilerinin iç içe geçtiği şarkılarda kimi kendini ezgilere kaptırırken kimi sözlerde kendinden bir şeyler buluyor.

Çocukken evde nasıl müzikler çalıyordu? R&B dinleyerek mi büyüdün?

Farklı müzikler dinleyerek büyüdüm. Craig David Born to Do It albümü vardı, o ilk dinlediğim R&B albümüydü. Onu baya küçükken dinlemiştim ama mesela annem Rock dinliyordu. Babam Türk Halk Müziği çok severdi. Annem de severdi ama Batı müziğiyle daha aşinaydı. Benim R&B’ye geçişim kendi kendime oldu. Yaptığım müzik alternatif R&B olarak geçiyor ama hala ben de tam olarak çözmüş değilim. Ben de tam olarak ismini koyamıyorum. 

Her zaman müzisyen olmak istiyor muydun? Ailende müzikle uğraşan var mı?

Annem enstrüman çalmıyor ama çok iyi bir müzik kulağı ve anlayışı var. Müzik benim 13-14 yaşımdan beri hayalimdi. İlk başta film yapımcılığıyla uğraşıyordum. İkiz kardeşlerim var benden 6 yaş küçük. Onlara küçük şarkılar yapıp müzik videoları çekiyordum. Kafamda fikirler vardı ve onları bir şekilde gerçekleştirmek istiyordum. Ankara da o yönden çok iyiydi çünkü çok yaratıcı insanlarla dolu bir çevrem vardı. Film yapımcılığıyla başladı yaratıcılık serüvenim. Sonra müzikle devam etti ve ben gönlümü müziğe kaptırdım. 

Doğu ve Batı kültürünü karıştırmak gibi bir vizyon nedeniyle mi yoksa background’un yüzünden mi şarkılarında İngilizce ve Türkçeyi birlikte kullanıyorsun?

Tamamen oluştuğum kişiyle ilgili. Benim biriktirdiğim bilgi birikimi, benim dinlediklerimin birikimi… Ben aslında 18 yaşına kadar Türkiye’deydim, Ankaralıyım. Lisedeyken 11.sınıfı Kanada’da okudum. 18 yaşında Londra’ya üniversite okumaya gittim. Klasik orta sınıf düşüncesi olarak altın bilezik takmaya Londra’ya gittim. Orada müzik adına yolum açıldı, küçük bir takım oluştu. Orada yaşadım bir süre, daha sonra iki sene Los Angeles’taydım. Orada başkalarına şarkı yazmaya başladım. Şu an 26 yaşındayım, 8 yıldır yurt dışındayım. İngilizce benim anadilim değil. “Türkçe konuşuyor musun?” diyen var, bu bana çok garip geliyor çünkü ben İngilizce’yi sonradan öğrendim. Amaç gütmüyorum şarkıları yaparken. Dillerin karışımı da böyle gelişti. Başta kendimi full Türkçe ya da full İngilizce olmalı diye sıkıştırıyordum. Karışması ben geçişe izin verdiğimde oldu. Şu an hiç düşünmeden müzik yaptığım bir dönemdeyim. 

İran halısını andıran halılar ve otantik, kültürel objeler görüyoruz. Bu nesneleri neden kullanıyorsun, kendi zevkini yansıtmak için mi yoksa bir mesaj mı var?

Kendi zevkim olduğu için bunları kullanıyorum. Çünkü benim şarkılarımda da böyle, kişilik olarak kendimi sıcak, arkadaş canlısı bulurum. Sıcak renkleri, tahta renklerini andıran bir bütün. Böyle olunca özellikle akustik şarkılarla beraber iyice o sıcaklık hissediliyor. Bu yüzden halıyı, kilimi çok uygun bulmuştuk. Aynı zamanda kültürümüzün de bir parçası çünkü müzik de benim kültürümün bir parçası. Böyle olunca sanki aynı dünyalara ait, paralel gibi hissettik. 

Huyu Suyu Türkiye’de büyük ölçüde tanınmanı sağlayan şarkı. Şarkının hikayesi ne? Senin favorin mi?

Favori diye bir şey var ama her hafta değişiyor. Benim şu an favori bir şarkım var ama haftaya değişecek. Benim müzik yaptığım arkadaşlarım Jay ve Pablo’yla Londra’da Manchester’da bir fikre başlamıştık. Melodi gelmişti ve tamamen İngilizce bir şarkıydı Huyu Suyu. Nakaratı da öyleydi. Yapması çok uzun sürmedi, 2-3 gün sürdü. Favorim olmuştu, iki ay boyunca sürekli dinliyordum. Gerçekten çok sevdiğim bir şarkı olmuştu. Şu an çok fazla dinlediğim için yeni şarkılar daha favorim ama daha hiç konser yapamadım ama Huyu Suyu’nu konserde söylesem yine favorim olur gibi geliyor. Onu görmek çok istiyorum. 

Berkcan Güven’le yaptığınız B.S.G klibi; kültürel referansları, retro tarzı, vintage kıyafetleri ve hikayesi çok beğenildi. Fikir nasıl ortaya çıktı?

LA’de yazdığım ve şakasına yazdığım bir beat’ti. Bir arkadaşım odadaydı, birbirimize gülüyorduk çok komik diye. Türkiye’ye pandeminin başında geldiğimde Berkcan’la tanıştım. Beraber bir şeyler dinlerken bu beat denk geldi ve bir anda Berkcan şarkıya çok yükseldi. Karaköy’de stüdyosu vardı oraya gittik. Pozisyonlanmayı iyi yapmamız gerekiyor çünkü bu aslında çok komik bir şarkı. Bunu hiçbir şekilde ciddi bir biçimde insanlara kızgın olarak yansıtmamamız gerekiyor. Berkcan’ın aklına Eurovision fikri geldi ve daha sonra arkadaş çevresini bir araya getirdi ve klip fikri şarkıyla beraber paralel gitti. Çekmesi de çok eğlenceliydi. Bence Türkiye’de olması gereken işler bunlar. Kalite odaklı veya “en iyi kameraları, ışıkları kullanalım” değil de fikirleri konuşmak. Bir fikir çok kötü bir şekilde yapılmışsa bile eğer fikir parlıyorsa heyecanlı bir işe dönüşür. Belki en iyi şekilde throwback hissini veremedik, kullandığımız ekipmanlar o hissi veremedi belki ama fikir güçlü olduğu için yeterli. Yaratıcı fikirlerin önde olduğu videolar olmalı. Bana bunlar heyecan veriyor. 

Aslen müzisyen olmayan ve şarkı üreten insanlar görüyoruz. Bunun hakkında ne hissediyorsun?

Herkes istediğini yapmalı diye düşünüyorum çünkü bunun bir kalıbı yok. Herkes fikirlerini bir şekilde gerçekleştirsin. En donanımsız, müzikle alakası olmayan insanın bile bir şarkı yaptığında inanılmaz yerleri olduğunu görebiliriz. Belki onun içinden gelen şeyler puzzle’ın bir parçası olabilir. Bu yüzden herkesin istediği şeyi yapmasını destekliyorum. 

Şarkılarını daha önce dinlemeyen birine müziğini nasıl betimlerdin?

Eklektik bir tarz derdim. Çoğu yerden ilham alan, sıcak. 

Türkiye’de tarzını The Weeknd’e benzetenler var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsun? Senin en çok dinlediğin müzisyenler kimler?

The Weeknd’i bir ara ben de çok dinliyordum ve büyük hayranıydım. Hala çok başarılı buluyorum ve kesinlikle ondan etkilenmişimdir. İsim isim sayabilirim ama genel olarak hem Türk dünyasından hem de şu an yaşadığım Londra’dan bir sürü sanatçıyı dinliyorum. Harmanlanınca müzik zevki oluşuyor. The Weeknd karşılaştırmaları hoşuma gidiyor. 

Yaratıcılığı nasıl tanımlarsın? Bir gün ilhamını kaybetmekten korkuyor musun?

Yaratcılık geliştirilebilinen bir şey. Herkes yaratıcıdır. En sıkıcı, 9-17 masa başı iş bile çok yaratıcı olabilir. O yüzden yaratıcılık herkeste olan ve geliştirilebilir bir şey. Yaptığınız şeyi daha çok yaparak ilham geldiğinde daha iyi hazırlanıyorsunuz. Onun metaforu olarak ilham bir dalga gibi ve dalga geldiğinde eğer sörf yapmayı bilmiyorsan o dalgayı kaçırabilirsin. Sörf yapmayı çok iyi öğrendiysen ve yaratcılığını bir kas gibi geliştirdiysen o ilham geldiğinde onu kaçırmazsın. Onunla sörf yaparsın. O yüzden ilham hiç bitmeyecek sadece ona hazır olmak önemli. 

Fotoğraf: Salim Adam