Avusturyalı sanatçı Maria Lassnig ve Amerikalı Cindy Sherman’ın işleri ortak bir sergide ilk defa bir araya geliyor. İki sanatçının arasındaki uyum dişil kişiliğe yönelik cesur tavırlarından gelirken, sergi bir kadının hayatı boyunca girebileceği rollerin sosyal stereotip ve subjektif yargılardan öteye giderek araştırılması üzerine işleniyor. 

Aralarında neredeyse bir jenerasyondan fazla olan Maria Lassnig ve Cindy Sherman, 20 ve 21. yüzyıl sanatındaki cinsiyet, kimlik ve bedene yönelik tartışmalarda büyük rol oynamış iki sanatçı. İşlerinin bir araya geldiği sergi Hauser & Wirth, St. Moritz’de gerçekleşirken, Lassnig ve Sherman’ın dişil kişiliğe yönelik eşsiz keşifleri, anne, beden, palyaço ve çiftler gibi temaları öne çıkarıyor. 

İkilinin işleri arasındaki önemli bir fark, Lassnig ve Sherman’ın otoportre ile ilişkilerine dayanıyor. Lassnig için otoportre işlerinin merkezini oluştururken, kendi bedeni ve kişiliğinin keşfi konusunda da önemli bir araç. Sherman için ise neredeyse tam tersi nitelikte çünkü tasvirini, geleneksel otoportreleri sorgulayarak kendini klişe kadın karakterler ile özdeşleştirerek yaratıyor. İkilinin arasındaki başka bir fark ise, kullanılan medyum. Lassnig sanat hayatı boyunca klasik boyama tekniklerine sadık kalırken, Sherman fotoğrafın görsel sanatlara dahil olduğu 1970’lerden beri bu medyum üzerine işlerini yürütüyor. Farklı yaklaşımlarına rağmen, iki sanatçı da kişilik ve bedenin işlenmesinde öncülük etmiş kişilikler.

Sergi, anneliğin rolü üzerinde duran iki önemli eser ile başlıyor. Tarihi portreler ile Sherman’ın eleştirel bir şekilde anneliğin tarihi imajını yorumladığı eserleri ve ikilinin anneliğe yönelik rahatsızlık veren tasvirleri sergileniyor. Dişil kişiliğe yönelik araştırmalar ise Sherman’ın Hollywood filmlerinden ilhamla kullandığı karikatüre edilmiş kadın figürleri ile kişilik ve tüketim kültürü arasındaki gerilimi inceliyor. Lassnig’in “Selfportrait” adlı filmi ise sanatçının farklı roller üstlendiği bir seriyi içeriyor. Fazla cinselleştirilmiş kadın bedenini de ele aldıkları çalışmalarında, fetişize edilmiş ama aynı zamanda tabu olan beden kavramına mizahi ama kışkırtıcı bir şekilde yaklaşıyorlar. Sanatçıların palyaço olarak kendilerini tasvir ettiği işleri ise serginin en ilgi çekici kısımlarında. Dış ve iç kişiliklerinin arasında uyumsuzluğu vurgulayan bu çalışma aynı zamanda Lassnig’in kendini metaforlarla ifade ettiği önceki işlerine de atıfta bulunuyor. İkilinin çiftleri ve seksi incelediği işler, Sherman’ın kırık oyuncaklar kullandığı görseller ile akıllarda kalıyor.

Farklı yaklaşımlarına rağmen sanat tarihini sarsmış, yeni jenerasyon sanatçılara ilham olmuş ve dünya çapında ziyaretçilere dokunmuş ikili, kendi eşsiz vizyonlarını bu sergi çerçevesinde aynı ana fikir çevresinde toplamış oldu. Görsel sanat ve medyanın çağdaş kültüründe yarattıkları kadın temsilleri ise kadınların davranışlarına yönelik toplum beklentilerine meydan okuyor.