“The World Is On Fire But We’re Still Buying Shoes” adlı kitabında alışveriş alışkanlıklarına ve yenileme kültürüne farklı bir pencereden yaklaşan Alec Leach, sınırlı sayıda üretilen, iş birliği ürünü olan ve drop kültürünü yansıtan ürünleri satın alırken iki defa düşünmemiz gerektiğini belirtiyor.

Alışveriş alışkanlıklarımızın ne kadar yıkıcı olabileceğinin günümüzde her zamankinden daha da farkındayız. Tüketim kültürünün gereklilikleri ve bu hızlı endüstrinin çevresel olarak etkilerini bilmemize rağmen, bu konuda hala toplumsal olarak kolektif bir bilinçliliğe ulaşılmış değil. Bunun en büyük sebeplerinden birini ise içinde bulunduğumuz aldanma hali olduğunu belirten Alec Leach, kitabında pazarlama hilelerinden ve seri üretilen nesnelerin nasıl gerçekte olduğundan daha önemli görünmesinin sağlandığından bahsediyor. Alışveriş alışkanlıklarımızın dünyaya verdiği onca zarara rağmen kendimizi bir türlü suçlu hissetmememizin nedenini de bu aldanma haline bağlayan Leach, alışverişin yapmanın eğlenceli değil karanlık yönüne doğru çekildiğimiz konusunda bizleri uyarıyor.

Modayı hepimiz seviyoruz, kendimize uyarlamayı, ona adapte olmayı, değiştirip geliştirmeyi… Tüm bunlara rağmen modayla hala sağlıklı bir ilişki kuramamamızın sebebi de bahsettiğimiz bu alışveriş alışkanlıkları oluyor. Farkındalığı yüksek ve daha çevre dostu alışveriş alışkanlıkları benimsemenin mümkün olduğunu savunan eski moda editörü Alec Leach, kitabında “aldatmaca” kültüründen sıyrılabileceğimizin altını çiziyor. 

From the Book “The World Is On Fire But We’re Still Buying Shoes” by Alec Leach

Okuyucularını “sürekli bir sonrakini keşfetmeye ve alışveriş yapmaya” teşvik eden Highsnobiety’de eski bir editör olan Leach, modanın nasıl bir pazarlama makinesi olduğu konusunda neredeyse bir uzman. Dergideki zamanından sevgiyle bahsetmesine rağmen kendini aşırı tüketim döngüsü hakkında harekete geçmek zorunda hisseden yazar, kitabının da bu çatışmalardan doğduğunu söylüyor. “Temel olarak profesyonel kariyerini insanlara bir şeyler satın almalarını söyleyerek geçiren biri olarak, alışveriş alışkanlıklarımızın neden bu kadar kontrolden çıktığına dair oldukça iyi bir cevabım olabileceğini düşündüm” diyerek kendini açıklıyor. 

Gerçekten ihtiyacımız olan şeyin giysilerle yeniden bağlantı kurabilmek olduğunu belirten yazar, ihtiyaçlarımızı ve kıyafetlerimizden beklentilerimizi belirlemenin burada çok kritik bir nokta olduğunu vurguluyor. Düşünerek satın almanın, ihtiyaçlarımızı sorgulamanın bu noktada süreci iyileştirici olduğunu söyleyerek, bazı giysilere sadece “hayranlıkla bakmanın” onu defalarca satın almaktan çok daha iyi hissettirdiğini ekliyor. Bu kesintisizce yeniyi kovalayan kültüre Alec Bleach sayesinde bambaşka bir perspektiften bakarken alışkanlıklarımızı tekrar gözden geçirme fırsatı yakalıyoruz.