Dilara Fındıkoğlu’nun yeni koleksiyonu Londra Moda Haftası kapsamında izleyiciyle buluştu. Pandemi dönemini İstanbul’da geçiren Dilara, kendini sıkışmış hissedenlerin kurtuluş sürecini başlattığı bu koleksiyon için ilhamını ‘‘benim fiziksel ve ruhsal özgürlüğe yolculuğum” diye tanımlıyor.

“Vize sorunları yüzünden kapana kısılmış hissettim. Tüm çocukluğum ve gençlik yıllarım boyunca hissettiğim duygu buydu. Sadece din, gelenek gibi değiştiremeyeceğim birçok faktörün kontrolünün ötesine geçmek istedim.” olarak koleksiyona başlangıç motivasyonunu ifade ediyor tasarımcı. Fındıkoğlu’nun bu koleksiyonu, “tuzağa düşmüş çocuk”, “zincirlenmiş küçük kız”, “Dilara’nın geçmişinin cenazesi” ve son olarak “yeniden doğuş” olmak üzere dört aşamada gerçekleşiyor. Modeller yakında yıkılacak olan 19. yüzyıldan kalma bir otelin odalarında yürürken sadece bir odak sessizliğinin hakim olması, tasarımlara bir iltifat niteliği taşıyor.

Oldukça fazla deri kullanılan koleksiyon için Fındıkoğlu, “Bana göre bu, kapana kısılmış olma hissinden geliyor” diyor. “Yüklerimi üzerimden atmak istiyorum. Tevazu ile boğulmuş hissediyorum, tevazudan nefret ediyorum, onu yok etmek istiyorum.” Dilara’nın hayal ettiği gibi “rahatsız edici” ve “ürkütücü” atmosfere uygun olarak tasarlanan koleksiyon ürünlerin temelinde transparan ve yırtık detaylar, dar korseler ve akan kumaşlar yer alıyor. Totemik unsurları yakalamak için tül katmanlar kullanılan koleksiyon, vintage Viktorya dönemi ipek brokarları, ikinci bir yaşam duygusunu güçlendirmek için korsajlara çeviriyor. Eski Anadolu parçalarından koparılmış amblemler, madeni paralar ve çanlar podyumda yankılanan parçalardan oluyor. Ve Fındıkoğlu bir kez daha kopmak ve koparmak istediği ne varsa, bunu sanatına yansıtıyor.