Cyber Dreams, Long Gone 

Arts & Culture21 Şubat 2026
Cyber Dreams, Long Gone 

Bize vaat edilen teknolojiye ne oldu?

90’ların sonu ve 2000’lerin başı, teknolojinin hayatlarımızın merkezine henüz yeni yeni yerleşmeye başladığı bir döneme işaret ediyordu. Ve bilinmeyenle karşılaştığımızda her zaman yaptığımız gibi, biz de sınırsızca hayal kurduk. Uçan arabalar, sanal ütopyalar, hiçbir zaman tam anlamıyla gelmeyen sonsuz siber gelecekler vaat edildi bize.

Yine de o hayal iz bıraktı. Çünkü yeniydi. Çünkü bizi heyecanlandırıyordu. Moda, müzik, tasarım… Her şey o siber hayal gücünden besleniyordu. O zamanlar teknoloji, bizi sonsuz doom-scrolling döngülerine hapseden bir ekran değildi. Henüz bir zorunluluk değildi. Renkliydi. Heyecan vericiydi. İsteğe bağlıydı.

Bu iyimserlik, en saf haliyle erken 2000’lerin teknoloji reklamlarında yaşamaya devam ediyor. Teknolojinin bir ihtiyaç olarak değil, daha kolay ve çok daha cool bir hayatın ihtimali olarak sunulduğu bir zaman dilimi.

Bu reklamlara baktığınızda teknolojinin sadece parlak gelecekler değil, aynı zamanda bir tür baştan çıkarıcılık da sunduğunu görüyorsunuz. Kendine ait bir estetiği vardı: soğuk maviler, yeşiller, grenli ekranlar, metalik yüzeyler… Daha seksiydi. Daha keskindi. Tam da bu belirsizlik, bizi içine çeken şeydi. Ve artık teknoloji belirsiz bir konu olmaktan çıkıp, etrafındaki her şey kristal netliğinde görünür hale geldikçe, o ilk heyecan da yavaşça daha düz, daha donuk bir şeye dönüştü.

Bu, bugünün teknolojisinin bizi ne kadar sıkışmış hissettirdiğiyle ilgili değil. Doom-scrolling’e yönelik bir eleştiri de değil. Bu, ulaşılabilir görünen teknolojiyle ilk karşılaşmamızla ilgili; hayaller üzerine kurulu bir dünyaydı bu, bazen aşırıya kaçan, bazen naif. Ve şimdi, o hayallerin bazıları nihayet gerçeğe dönüşürken, kendimizi bambaşka bir sorunun karşısında buluyoruz: Neden teknolojinin estetik dili bu kadar düz, bu kadar donuk ve rahatsız edici derecede beyaz ve minimalist bir hale geldi? Neden bir hastanenin bekleme odasında oturuyormuşsunuz gibi, ürpertici derecede yapay ve boğucu hissettiriyor?

Bir noktada teknoloji, bize hayal kurdurmayı bırakıp sessizce içimize yerleşmeye başladı. Belki teknoloji şirketleri, farklı görünen siber bir dünya yaratmanın getirdiği o neşeyle bağlarını kaybetti. Ya da teknoloji bir zorunluluk haline geldiği anda, hayalini kurduğumuz bir şey olmaktan çıktı.

Aslında teknolojinin organik dünyayla o kadar kusursuz birleşmesini istiyoruz ki, yapay zeka botları insan davranışlarını taklit etmeye başladığında, “Her filminin bir gerçekliğe dönüşme ihtimali rahatsız edici derecede yakın hissettiriyor. Artık mavi tonlara boyanmış bir siber dünya arzulamıyoruz. Çünkü zaten teknolojinin içindeyiz, ve kurtulmak istiyoruz.

Ve ironik bir şekilde, teknoloji bize sunduğu kolaylıkları sağlamaya devam etsin istiyoruz, ama aynı zamanda neredeyse görünmez olsun. Çünkü teknolojik olanla insani olan arasındaki çizgiyi biz bulanıklaştırdık.

Belki de mesele teknoloji reklamlarının yaratıcı gücünü kaybetmesi değil. Belki de teknolojiyi o kadar fazla kullandık ki, artık hayal etmeye değer bir şey gibi hissettirmiyor. Geliştikçe, hayal kurmaya alan tanıyan o belirsizliğini kaybetti.

Siber hayaller yerini analog hayallere bıraktı. Ve belki de suç teknoloji şirketlerinde değil. Siber hayallerimiz elimizden alınmadı. Biz fazla hayal kurduk. Fazla kullandık. Ve sonunda sıkıldık.

Author: Duru Ustaoğlu

RELATED POSTS