Netflix Türkiye’nin Berkun Oya imzalı yeni filmi Cici; kırsaldaki bir ailenin 30 yıla yayılan meselesine değinirken; çocukluk travmasının etkisini bir kez daha hatırlatıyor. Yönetmenin her oyunundan ve dizisinden alışık olduğumuz güçlü oyuncu performansları Cici’de de bir istisna oluşturmuyor. 

Cici’nin ilk dakikalarında İç Anadolu’da bir köyde üç çocuklu Havva ve Bekir’in yaşamlarına şahit oluyoruz. Bekir’in görece iyi taraflarıyla beraber büyük oğlu Kadir’de yarattığı travmaya şahit olurken; Saliha ve Cemil’in tertemiz aşklarına iç geçiriyoruz. Elbette kırsaldaki bu aileyi herhangi bir yönetmenin gözünden izlemediğimizi belli noktalarda anlıyoruz; örneğin Saliha ile Cemil’in gönüllerinin birbirlerine ilk aktığı sahnede müzik olarak İstiklal Marşı kullanılması tam da Berkun Oya’nın imzası olan bir yerde görebileceğimiz bir hınzırlık. Yine televizyona hem bir nostalji aracı olarak yer verilmesi hem de Bekir’i tanımlayan ve hem onu hem de Cici’yi belli açılardan tamamlayan bir obje olarak zihinlerimizde yer alması vb gibi pek çok noktada Berkun Oya dokunuşunu hissediyoruz. 

Travmalar, travmalarımız…

Bekir’in büyük oğlu Kadir’le kuramadığı iletişimi dışarıdan gelen Cemil’le kurması, Cemil’in Saliha ile olan gönül bağını hisseden Kadir’in çocukça bir kıskançlıkla Cemil’i ıslatması, Bekir’in ise buna cevabı herkesin önünde Kadir’i ıslatıp bu anları kameraya çekmesi ve ıslak olarak dışarıda saatlerce bekletmesi hem Kadir’in hayatında hem de Cici’de önemli bir dönüm noktası oluşturuyor.  30 yıl sonra yönetmen koltuğunda oturan ve otobiyografik bir film çeken Kadir (Okan Yalabık) bu sahneyi zihninde yaşandığı gibi yani kendi hatırladığı gibi aktardığında travmasının 30 yıl sonra da devam ettiğini anlamak güç olmuyor. Sadece Kadir’in değil Saliha ve Yusuf’un da geçmişleriyle hesaplaşması Cici’nin ikinci yarısını oluşturuyor. Saliha’nın köyü ve Cemil’i terk etmek istememesi, okumak gibi bir isteğinin olmaması ama annesinin iyi bir eğitim alması için onu zorlaması; ilk bakıldığında annesi açısından son derece haklı bir sebep gibi gözükse de şu soruyu da beraberinde getiriyor: “Sonucunun iyi olacağına inanarak bir çocuğu istemediği bir şeyi yapmaya zorlamak da -aksi olsaydı ayıplayacağımız bu davranış- bu durumda da ayıplayacağımız bir ebeveyn davranışı değil mi?” Ebeveynleri(mizi)n daha iyisini bildiğine dayalı olan bu bakış açısı Saliha’nın da travmasının ve geçmişle bitmeyen hesabının önemli bir kısmını oluşturuyor.

Berkun Oya’nın oyunlarında ya da dizilerinde izlediğimiz oyuncu performansların özgünlüğü ve bıraktığı etki sanırız ki artık herkesçe malum. Cici’de de Nur Sürer ve Olgun Şimşek başta olmak üzere kalbimize işleyen performanslar izliyoruz. Özellikle Funda Eryiğit- Nur Sürer arasındaki her anlamdaki benzerlik, Ayça Bingöl ve Olgun Şimşek’in karşılıklı anları, Okan Yalabık’ın “kaybolmuş” Kadir’deki performansı, Fatih Artman’ın ince nüanslarla hayat verdiği Yusuf karakteri izleyiciyi Cici’nin dünyasına bir adım daha yaklaştırıyor. Oyuncuların gençliklerini oynayan her oyuncuyu da ayrı ayrı tebrik etmek lazım.

Ailesi ile ilgili meselesinin üzerine kafa yormuş izleyicilerin duygusal olarak tetikleneceği pek çok an barındıran, tüm bunların yanı sıra teknik olarak da harika işleyen Netflix Türkiye’nin en iyi yerli filmlerinden biri olan Cici hafızanın gücü ve öznelliği, anne/baba-çocuk ilişkisinin çözülmez dinamiği üzerine çok özel bir film. 45 yaşlarındaki Saliha’nın “Terapiste hala seni anlatıyorum anne” dediği sahne üzerine de çok denecek bir şey yok sanki…

Seni Berkun Oya’nın Cici filmiden ilham alarak hazırladığımız playlisti dinlemeye davet ediyoruz.